<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635</id><updated>2011-05-29T13:42:06.553-07:00</updated><category term='Diyet ve Beslenme'/><category term='Dahiliye'/><category term='Ortopedi'/><category term='Plastik Cerrahi'/><category term='Ağız ve Diş'/><category term='Kanser'/><category term='Yüz Maskeleri'/><category term='Sigaranın Zararları'/><category term='Zehirlenmeler'/><category term='Aids'/><category term='Genel ve Estetik Cerrahi'/><category term='Göz Hastalıkları'/><category term='Bebek Gelişimi'/><category term='Karın Hastalıkları'/><category term='Şok Geçirme Bilinç Kaybı'/><category term='Gögüs Hastalıkları'/><category term='Parkinson'/><category term='Cinsel Sorunlar'/><category term='Psikiyatri'/><category term='Yanıklar ve Kızarıklar'/><category term='Aşılar'/><category term='Saç sağlığı'/><category term='Fizik Tedavi'/><category term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><category term='Vitaminler'/><category term='Cilt Hastalıkları'/><category term='Tumor'/><category term='Endokrinoloji'/><category term='Kulak Burun Boğaz'/><category term='Genel'/><category term='Doğumsal Hastalıklar'/><category term='Gebelik Ve Lohusalık'/><category term='Koma Hali ve Tedavileri'/><category term='Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları'/><category term='Sok Geçirme Bilinç Kaybı'/><category term='Diyabet'/><title type='text'>Sağlık sağlık sağlık</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>303</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-4147400291002092143</id><published>2011-04-10T07:15:00.001-07:00</published><updated>2011-04-10T07:15:35.472-07:00</updated><title type='text'>bu ilk yazıdır</title><content type='html'>bu ilk yazıdır ..bu yazımız ilk yazımıdır lütfen okuyunuz google&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-4147400291002092143?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/4147400291002092143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2011/04/bu-ilk-yazdr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4147400291002092143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4147400291002092143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2011/04/bu-ilk-yazdr.html' title='bu ilk yazıdır'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-8900675505025791056</id><published>2008-06-14T20:46:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.831-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aids'/><title type='text'>AIDS'in belirtileri nelerdir?</title><content type='html'>&lt;object width="450" height="404"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.uzmantv.com/getswf/nrrrP0B7m3d" /&gt;&lt;param name="WMode" value="Transparent"&gt;&lt;param name="allowNetworking" value="all"/&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"/&gt;&lt;embed src="http://www.uzmantv.com/getswf/nrrrP0B7m3d" wmode="transparent" width="450" height="404" name="player" type="application/x-shockwave-flash" allowScriptAccess="always" allowNetworking="all" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-8900675505025791056?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/8900675505025791056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/aids-belirtileri-nelerdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8900675505025791056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8900675505025791056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/aids-belirtileri-nelerdir.html' title='AIDS&amp;#39;in belirtileri nelerdir?'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-1794396644506954642</id><published>2008-06-13T02:54:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.831-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>ishaller</title><content type='html'>İshal, dışkılama sayısında artışla beraber, dışkının şekilsiz bir hal alması olarak tariflenir. Normalde dışkı kuru ve şekilli iken, ishal durumunda içerdiği su miktarı artarak şekilsiz olur. İshal nedeniyle bağırsak hareketleri artar, normal süreden daha kısa aralıklarla dışkılama ortaya çıkar. Örneğin günde bir kez katı, şekilli dışkılaması olan bir kişi, günde 3-4 kez veya çok daha fazla dışkılıyorsa veya dışkı cıvıklaşmış, su gibiyse ya da sümüksü olmuşsa ishalden bahsedebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSHAL NEDENLERİ NELERDİR ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İshale neden olan pek çok durum mevcuttur. İshal nedenlerinin başında mikrobik ishaller gelmektedir ki, yaz ishalleri de bu gruptandır. Mikroplar dışında başta antibiyotikler olmak üzere çeşitli ilaçlar, çeşitli mide-bağırsak hastalıkları, bazı hormonal hastalıklar, bağırsak veya bağırsak komşuluğunda ortaya çıkan tümöral durumlar, aşırı ve ani ısı değişimleri de ishale neden olabilir. Heyecanlanma, üzüntü, korku, stres gibi durumlar da ishale neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAZ İSHALLERİNİN NEDENLERİ NELERDİR ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz ishaline neden olan mikroplar, bakteriler ile protozoon denilen gözle görülmeyen parazitlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAZ İSHALLERİ NASIL ORTAYA ÇIKAR ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğadaki sıcaklık artışıyla tüm canlıların su ihtiyaçları da buna paralel olarak artar. Dolayısıyla insanlar, yaz aylarında daha fazla su tüketir. Böylece, bu tüketimin beklenmeyen bir sonucu olan yaz ishalleri, çoğunlukla mikroplu suların içilmesi veya bu sularla yıkanmış meyva ve sebzelerin yenilmesiyle ortaya çıkar. Bazen insanlar ishal olup bu mikropları dışkıları ile çevreye yayabilir. Dışkıyla bulaşmış ellerin ağıza götürülmesi sonucu da ishal olabilir. Her zaman kullanılan suların sağlıklı olup olmadığını bilmek mümkün olmaz. Doğada, özellikle insan ve hayvan dışkılarıyla kirlenmiş sularda yaşayan, ishal nedeni olabilecek çeşitli mikroplar bulunmaktadır. Bunlar özellikle durgun sularda, kanalizasyonun karıştığı sularda, iyi ilaçlanmamış içme ve kullanma sularında, özellikle yaz aylarında uzun süre canlı kalarak çoğalır. Bu suların içilmesi veya böyle sularla bulaşık, sıcak ortamda beklemiş gıdaların, örneğin çiğ sebzelerle hazırlanmış salataların ve meyvaların tüketilmesi sonucu ishal yapan mikroplar, ağız yoluyla alınarak insanların bağırsaklarına ulaşır. Bunların bir kısmı bağırsak duvarında iltihap oluşturarak hem bağırsak hareketlerini artırır, hem de barsağa su ve iltihabi hücrelerin geçişine neden olur; bir kısmı da bağırsakta iltihap yapmadan, salgıladıkları toksin denilen zehirli maddelerin etkisiyle su ve tuz geçişini artırmak suretiyle ishale neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAZ İSHALLERİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En önemli belirti, dışkılama sayısının artması ve dışkı vasfının değişmesidir. Dışkı, cıvık, patates püresi görünümünde olabileceği gibi, sümüksü ve iltihaplı veya su gibi olabilir. Dışkı miktarı ve su içeriği, ince bağırsaklarda hastalık yapan parazit ve bakterilerin ishallerinde fazladır, kalın bağırsakta hastalık yapanlarınkinde ise azdır; ayrıca bunlarda dışkılama sayısı diğerlerine oranla daha fazladır. Su gibi tariflenen ishallerin çoğunluğu paraziter nedenlidir. En sık giardia denilen protozoon neden olur. Bu tip ishallerin en ciddisi ve hayatı tehtid edeni ise dışkının pirinç suyu görüntüsü olarak tariflendiği, kolera bakterisinin yaptığı ishaldir. İltihaplı dışkılamaya neden olan bakterilere ise tifo ve tifo benzeri hastalıklara neden olan salmonella bakterilerini örnek verebiliriz. Kalın bağırsakta ishale neden olan bakterilerin bir kısmı ve bazı parazitler dışkının iltihaplı, sümüksü görünmesine, aynı zamanda bağırsak duvarını da zedeleyerek damarların kanamasına neden oldukları için, kanlı olmasına da neden olurlar. Dışkının böyle kanlı ve iltihaplı olması dizanteri olarak adlandırılır. Nedenlerinden birisi şigella denilen bakteri, bir diğeri amip denilen protozoondur. İshalle birlikte bulunan diğer belirtiler karın ağrısı, karında buruntu hissi, bazen bulantı, iltihabi durumlarda bunlara ilaveten ateş olarak karşımıza çıkar. Dışkılamadan sonra tam rahatlayamama da bir diğer belirti olabilir. Örneğin kalın bağırsak ishallerinde ağrı ve rahatlayamama sıktır. Aşırı su ve tuz kaybına bağlı olarak kalp damar sistemine, böbreklere, sinir sistemine ait kalp ritm bozuklukları, böbrek yetmezliği, şuur bozuklukları gibi belirtiler de olabilir. Dilin kuruması, cildin parlaklık, nem ve yumuşaklığını kaybetmesi, gözlerin göz çukuruna çökmesi gibi belirtiler, su kaybının işaretleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSHAL OLUNCA NE YAPMALIYIZ ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk tedbir olarak kaybedilen su ve tuzu geri koymak için pratik olarak hazırlayacağımız şu solusyonu içebiliriz: Bir litre kaynatılmış soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat konularak karıştırılır, içilebildiği kadar sık aralıklarla içilir. Ancak mikrobik ishallerin hemen hepsi 24 saatten fazla devam eder ve hemen hepsi ilaç tedavisi almadan düzelmez. Bu nedenle, 24 saatten fazla süren ishallerde en yakın sağlık merkezine başvurularak muayene ve tetkik olunması gerekir. Çünkü farkında olmadan dışkımız yoluyla çevreye mikrop bulaştırabilir, ayrıca ishalin tedavisiz kalarak daha ciddi sağlık problemlerine yol açmasına neden olabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAĞLIK KURULUŞUNDA NELER YAPILACAKTIR ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık kuruluşunda, şüphelenilen gıdaların ve suyun olup olmadığı ve ne zaman tüketildiği, ishalin ne zaman başladığı, karın ağrısı, ateş, dışkıda iltihap ve/veya kan olup olmadığı, yakınımızda başka hasta insanların olup olmadığı sorulacak; muayenenin ardından dışkı tahlili ve kültürü, kan sayımı ve gerekirse diğer kan tetkikleri istenecektir. Tüm verilere göre hekim tedaviye karar verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NASIL TEDAVİ EDİLİR ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıvı ve tuz kaybının az olduğu, ishalin hastanın komforunu çok bozmadığı durumlarda, hastaneye yatırılmadan genellikle sadece uygun bir diyetle hasta ayaktan tedavi edilir. Aşırı su ve tuz kaybı, ağır dizanteri halleri, kolera şüphesi olan durumlarda hasta mutlaka hastaneye yatırılarak öncelikle kaybedilen su ve tuzun yerine konması amacıyla serum verilir, daha sonra uygun ilaçlara başlanır. İshal diyeti nasıldır? İshali olan kimselerin düzelene kadar posasız ve yağsız gıdalar alması gerekir. Yani sebze ve meyvalar, kuru yemiş, çikolata, kızartmalar gibi gıdalar alınmamalıdır. Yağsız makarna, pirinç pilavı, haşlanmış patates-patates püresi, haşlanmış yağsız et ve tavuk, yağsız ızgara köfte yenebilir. Ayrıca bol miktarda içeçek alınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İYİLEŞME ŞANSI NEDİR ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygun tedaviyle yaz ishallerinin tedavisi oldukça yüz güldürücüdür; hemen hepsinde iyileşme tamdır. Ancak mikroplu ortamla temas devam ediyorsa, gerekli tedbirler alınmadıysa ishalin tekrarlama şansı her zaman vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAZ İSHALLERİ NASIL ÖNLENEBİLİR ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ishallerin önlenmesinin en önemli yolu, menşei bilinmeyen suların tüketilmemesi ve kişisel temizliğe dikkat edilmesi, özellikle ellerin her yemekten önce ve sonra yıkanmasıdır. Kullanılan ve içilen suların klorlanması pekçok mikrobun yaşamasını önler. Şüpheli suların, şüpheli olmasa bile salgın olduğu bilinen yerlerdeki suların kaynatılarak kullanılması gereklidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-1794396644506954642?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/1794396644506954642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/ishaller.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1794396644506954642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1794396644506954642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/ishaller.html' title='ishaller'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5061906886995670053</id><published>2008-06-13T02:53:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.832-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Menenjit</title><content type='html'>Bazı menenjit tipleri çok hızlı şekilde beyin hasarına ya da ölüme neden olabilir. Öte yandan bazı virüslerin yol açtığı menenjit hafif seyreder. Menenjit aşıları özellikle salgınlar sırasında uygulanır ve çocuklara rutin aşılama yapılmaz.&lt;br /&gt;Menenjit, meninksin (beyni ve omuriliği örten zarlar) iltihaplanmasıdır. Çoğunlukla vücudun başka bir bölgesindeki enfeksiyondan tipik olarak kan dolaşımı yoluyla meninkse ulaşan mikroorganizmaların yol açtığı enfeksiyon sonucu oluşur. Doktorunuz omurilik sıvısından aldığı örneği inceleyerek menenjit tanısı koyabillr. Bebeklerde ve genç çocuklarda belirtileri saptamak zor olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MENENJİT TİPLERİ :&lt;br /&gt;Viral menenjit: Çoğunlukla görece hafif seyreder ve ABD de bakteriyel menenjitten daha yaygın olarak ve daha çok kış aylarında salgınlarla görülür. Genellikle tedavi gerekmez ve çoğunlukla 2 hafta içinde iyileşir.&lt;br /&gt;Bakteriyel menenjit: Yaşamı tehdit edici olabilir ve hemen tedavi edilmesi gerekir. Günümüzde, Streptococcus pneumoniae ve Neisseria meningitidis (meningococcus) tek tek vakalar ya da salgınlar şeklinde görülen bakteriyel menenjitin önde gelen nedenleridir. Haemophilus influenzae tip b, ABD de 1990 lı yıllardan önce 6 yaşından küçük çocuklarda menenjitin önde gelen nedeniydi. Ancak çocuklara rutin aşılamanın bir parçası olarak uygulanan aşılar, bu tip menenjit insidansını düşürmüştür. Yeni doğanlarda, grup B streptococcus ve E. coli gibi başka bakteriler menenjite yol açabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BELİRTİLER:&lt;br /&gt;- Yenidoğan bir bebekte huzursuzluk ya da uyuşukluk olabilir ve beslenemez. Hafifçe içe göçük olan başın yumuşak bölümü (bıngıldak = fontanel) gergin ya da dışarı çıkık duruma gelir. Daha büyük bir çocukta şiddetli ve sürekli baş ağrısı ve/ya da ense sertliği, alışılmadık biçimde sessizlik, parlak ışığa karşı duyarlılık, bulantı ya da kusma hissi.&lt;br /&gt;- Bakteriyel menenjitte belirtiler hızla, bazen birkaç saat içinde gelişir. Belirtilerin ortaya çıkmasından sonra uyuşukluk başlar ve bazen bilinç kaybı olur. Vakaların yarısında koyu kırmızı ya da morumsu lekeler görülebilir.&lt;br /&gt;- Viral menenjitte belirtiler daha hafiftir ve gribe benzeyebilir.&lt;br /&gt;KORUNMA:&lt;br /&gt;Bakteriyel menenjitin belirli suşları için aşılar mevcuttur ve bunlar salgınları kontrol altına almaya ya da belirli bölgelere seyahat edenlere yardımcı olabilir. Enfekte kişiyle yakın temasta bulunanlar (aile üyeleri) enfeksiyondan korunmak için antibiyotik kullanabilir. Enfekte kişinin ağız salgısından uzak durulması (öksürükten ve öpüşmekten kaçınmak) ve ellerin dikkatle ve sık yıkanması da alabileceğiniz diğer önlemlerdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5061906886995670053?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5061906886995670053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/menenjit.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5061906886995670053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5061906886995670053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/menenjit.html' title='Menenjit'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-3678510524158384817</id><published>2008-06-13T02:53:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.832-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kulak Burun Boğaz'/><title type='text'>Kulak Çınlaması</title><content type='html'>Kulak çınlaması etrafta gürültü olmadığı zaman duyulan rahatsız edici sestir. Bu hem herhangi bir kulak rahatsızlığının hem de kalp damarlarına bağlı hastalıklar ve kansızlık dahil başka hastalıkların belirtisi olabilir. Bu seslerin duyulmasına neden olan mekanizma anlaşılamamıştır. Kulak çınlaması ekseriyetle işitme kaybına bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kulakta zil, uğultu, ıslık gibi sesler duymak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- işitme kaybı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşhis&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulaklarınızdaki zil sesi, vızıltı ya da benzer seslerin görünürde bir kaynağı yoksa, muhtemelen kulak çınlaması sorununuz vardır. Bu gibi sesler ara sıra ya da sürekli olabilir ve ses yüksekliği değişebilir;kalp sesleriyle de eşzamanlı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulak çınlamasında,doktorunuz önce enfeksiyon, kulak tıkanması, otoskleroz, menier hastalığı, akustik travma, irsi sağırlık ya da iş şartlarının neden olduğu işitme kaybı gibi bozuklukların varlığını araştıracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorunuz kulağınızdaki sesin nedenini belirlemek için bir dizi test yapabilir; kulağınızı muayene ettikten ve işitme testlerini yaptıktan sonra bilgisayarlı tomografi çekilmesini de önerebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulaktan gelen sesler çok rahatsız edicidir, fakat kendi başına sağlığı tehlikeye sokmaz. Bazı vakalarda çınlama hemen tedavi edilir ve geçer. Kulak salgısı, yabancı bir madde veya orta kulak iltihabı böyle vakalardır. Neticede işitme kaybı ekseriyetle ortadan kalkar. Ancak birçok olayda belirtiye neden olan etkenin tedavi edilmesi çınlamayı kesebilir de kesmeye-bilir de, çınlamayı durdurmanın bir yolu bulunamadığında müzik sesi ile (örneğin geceleri saatli radyoyla) veya bazı vakalarda kulak çınlaması maskesiyle (işitme aleti gibi kullanılan ve kulakta duyulandan daha hoş sesler çıkaran alet) bu ses bastırılabilir. işitme özürlülerde kullanılan alet çevredeki sesleri yükselttiğinden çınlamayı azaltabilir. Eğer kulaklarınız çınlıyorsa yüksek sesten, nikotinden, kafeinden ve alkolden uzak durun. Bunlar çınlamayı artırır. Ekseriyetle, bu rahatsız edici duruma katlanmayı öğrenmek gerekecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-3678510524158384817?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/3678510524158384817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kulak-cnlamas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/3678510524158384817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/3678510524158384817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kulak-cnlamas.html' title='Kulak Çınlaması'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-7914522044610618281</id><published>2008-06-13T02:52:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.832-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Nasır</title><content type='html'>Nasırlar cilt üzerine sürekli basınç veya tekrarlanan sürtünme sonucu oluşur. Sıklıkla, ayaktaki nasırların nedeni iyi uymayan ayakkabılardır. Ellerdeki nasırlar genellikle tekrarlanan işlerin yarattığı basınç ve sürtünmeden meydana gelir. Eğer her gün kürek veya diğer bir el aleti kullanıyorsanız zaman geçtikçe ellerinizin nasır kaplandığını farkedersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtiler : Sıklıkla ayak parmakları arasında görülen kalınlaşmış deri tabakası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasır yaygın olarak görülür ve nadir olarak hafif bir rahatsızlık duygusu yaratmanın ötesi-ne geçer. Bununla birlikte, şeker hastalarında enfeksiyon ve diğer komplikasyonlar gelişebilir, bu nedenle uygun bakımın yapılması gereklidir. Nasır ağrılı olmaya ya da üzeri ülserleşmeye başlarsa doktorunuza başvurun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kimselerde nasır tedavisi, nedeni ortadan kaldırmak meselesidir. Eğer nasırın nedeni uygun olmayan ayakkabı giymekse, yumuşak deriden, uygun biçimde ayakkabılar giyiniz. Birkaç haftada nasıl kaybolmalıdır. Eğer problem devam ederse doktorunuz sizi, dokuyu cerrahi olarak çıkartabilecek olan bir podiatriste gönderebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banyodan sonra nasırınız yumuşadıktan sonra, üzerindeki kalınlaşmış deriyi bir havluyla ovalayarak aşama aşama inceltebilirsiniz. Suyla birlikte sabunun alkalen özelliği deriyi yumuşatacaktır, böylece üst tabakayı soyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banyo sırasında ya da sonrasında nasır dokusunun kalınlığını azaltmak için bir sünger taşı kullanın. Bununla birlikte, şeker hastalığı ya da dolaşım bozukluğunun olduğu durumlarda bu yöntem önerilmemektedir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-7914522044610618281?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/7914522044610618281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/nasr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7914522044610618281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7914522044610618281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/nasr.html' title='Nasır'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-6273391282756368980</id><published>2008-06-13T02:52:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.832-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Mantar</title><content type='html'>Mantar hastaligina kuçuk bir mantar neden olur. BaSlica Sekilleri, Ringworm denilen ve baS ve vucut derisinde görulen mantar hastaligi ile öAtlet ayagiö olarak bilinen mantar hastaligidir.|BAs ve vuCUT MANTARI|BaS ve vucut derisinde meydana gelen mantar hastaligidir. BulaSicidir. Kafa derisinde (çocuklarda) ve vucudun baSka yerlerinde görulebilir. Mantar hastaligi, kafa derisinde kuçuk, yuvarlak, pul pul ve kirmizi olarak da görulebilen bir leke halinde baSlar. Leke giderek buyur, buradaki saçlar zayiflar ve kirilip dökulerek kel bir yer birakir. Bu, bir veya birkaç yerde olabilir. Vucudun baSka kisimlarinda ise, bu hastalik, genellikle kisa bir sure sonra pul pul ve kirmizi bir durum alan yuvarlak veya oval bir leke olarak baSlar. Daha sonra lekenin ortasi, etrafinda yuzuk Seklinde bir yara birakarak iyileSir. Hastalik, hastalikli bir kiSinin hastalikli yerine dokunmakla bulaSabilir. Hasta birinin havlu ve saç firçasi gibi özel eSyalarini kullanmakla da geçebilir. Mantar hastaligini, çok kez ayni evde oturanlar, birbirlerinden ya da kedi köpek, kobay gibi hayvanlardan kaparlar. En xxx ergenlik çagi öncesi çocuklarda görulur. Mantar hastaligi tedavi edilmezse aylar veya yillarca devam edebilir.|Tedavi:|Doktorunuz, hastalikli yerlere surmeniz için krem verebilir. Bazen ayni zamanda tablet de almaniz gerekebilir. Belirtilerin 2-6 haftada geçmesi gerekir. Bununla beraber tedavi bazen aylarca surebilir.|onlemler:|Hastaligin yayilmasinin engellenmesinde temizlik son derece önemlidir. Hastaligi kapmiSsaniz, baSinizin derisini hirpalamadan, her gun, dayanabileceginiz kadar sicak su ile baSinizi yikayin. Evdekilerden ayri bir havlu kullanin. Tek baSiniza yatin ve baSka hiç kimsenin saç firçanizi, taraginizi ve havlunuzu kullanmasina izin vermeyin. Yatak çarSaflarinizi, yastik kiliflarinizi ve havlularinizi haftada en az iki kez sicak su ile yikayip, guneSte kurutun. Evdeki herkesin de kendi saç firçasi, tarak ve havlusu olmali ve onlar da xxx xxx baSlarini yikamalidirlar. Kedi ve köpeklerin tuylerini duzenli olarak kontrol etmek iyi olur. Eger mantar hastaligi belirtisi varsa veterinere muracaat edin. Tuyleri guve yemiS gibi, yer yer dökulmuS bir kedi yavrusunda hemen hemen kesinlikle mantar vardir ve çocuklardan uzak tutulmalidir.|Okuldan Alikoyma: Uygun tedavi baSlayana kadar çocuklar okuldan uzak tutulmalidir.|AYAK MANTAR HASTALIĞI|Ayak mantar hastaligini hafif geçirenlerde, ayak parmak aralarinda, çogu kez çatlaklarin da oluStugu beyazimsi bir deri görulur. siddetli geçirenlerde, ufak su toplamiS kabarciklar, derisi siyrilmiS kisimlar ve pul pul olmuS yerler görulebilir. Mantar hastaliginin bu Sekli, genelde genç yetiSkinlerde ve ayaklari çok terleyenlerde görulur. Ayak mantar hastaligi, hastalikli kiSiden baSkalarina, banyodaki halilardan ve islak döSemelerden veya yuzme havuzlarinin soyunma odalarindan geçer. Sicak havalarda daha yaygindir.|Tedavi:|Doktorunuz, hastalikli yerlere surmeniz için krem verebilir. Bazen ayni zamanda tablet de almaniz gerekebilir.|onlemler:|Ayak parmaklarinin aralarini özenle kurulayiniz. ozellikle yuzme mevsiminde ayaklariniza mantara karSi ilaçli-pudra dökunuz. Sandal ayakkabi giyerseniz, ayaklarinizin mantar hastaligina egilimi azalir.|Di¦ER BoLGELER|Mantar hastaligi, vucudun baSka yerlerinde de olabilir. Genellikle erkeklerde kasik çevresi, kadinlarda ise meme altlari gibi devamli temas halindeki deri yuzeylerini etkiler. Buralardaki mantar hastaligi, ciltte islakliga ve Siddetli kaSintiya neden olur. Kirmizi, kabarmiS kisimlarla akintili islak yerler görulebilir. Mantar hastaligi çok terleyen insanlarda olur. Fazla yikanma ve giysilerin cilde surtunmesi, özellikle de fazla dar iç çamaSiri durumu kötuleStirebilir. Kasiklardaki mantar hastaligi, dar blucin veya naylon iç çamaSirlari giymekle daha da kötuleSebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-6273391282756368980?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/6273391282756368980/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/mantar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6273391282756368980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6273391282756368980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/mantar.html' title='Mantar'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-2707234333084423691</id><published>2008-06-13T02:51:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.833-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Şeker Hastalığı</title><content type='html'>Şeker hastalığının tedavisinde kan şekeri düzeyinin kontrol edilmesi oldukça önemlidir. Kendi kendinize kan glikoz düzeyini ölçme, şeker hastalığını kontrol altında tutmak için beslenmenizde, ilaçlarınızda ve egzersizinizde yeni düzenlemeler yapıp yapmamanız gerektiğini belirlemenin bir yoludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Glikoz düzeylerinin ölçümü insülin kullananlarda olduğu gibi ağızdan ilaç kullanan hastalarda da önemlidir. Hamile veya kan şekeri dengesiz olan (unstable) şeker hastalarının, günde birkaç kez kan glikoz düzeylerini ölçmeleri uygun olur. Genelde hem idrar hem de kan testleri yemeklerden ve yatmadan önce yapılmalıdır. Bu dönemlerde glikoz düzeyleri normale daha yakındır. Ayrıca doktorunuz son 6-8 haftada kan şekerinizi ne kadar kontrol edebildiğinizi belirlemek için özel bir test (glikolize hemoglobin testi) yaptırabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ölçümün sonucunu dikkatle kaydedin: bu sonuçlar doktorunuzun tedavi programının etkili olup olmadığı ve ilaçlar, beslenme ve egzersiz programında değişiklik gerekip gerekmediğini belirlemesinde yardımcı olacaktır. Doktorunuz hangi tip testin (kan veya idrar) sizin için uygun olacağı konusunda önerilerde bulunacak ve testi ne zaman ve nasıl yapacağınızı ve kaç kez yapmanız gerektiğini belirlemede yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdrar Testleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür testlerin kullanımı oldukça kolay, kullanışlı ve ucuzdur. Bununla birlikte bu testlerin kullanımı insüline bağımlı olmayan şeker hastaları ve kan glikoz düzeyleri çok yüksek ya da çok düşük olmayan hastalarla sınırlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyasada birçok idrar testi bulunmaktadır; glikoz düzeyini belirlemek için bazılarında kimyasal işlem görmüş çubuklar kullanılırken, bazılarında da tabletler kullanılın Her ikisi de idrarla temas ettiğinde renk değiştirir. Renkteki değişikliğin derecesi idrardaki glikoz miktarını gösterir ve kandaki glikoz miktarını da dolaylı olarak yansıtır. İdrardaki aseton ve diğer ketonları ölçen testler de bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan Testleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan testleri doğrudan ölçüm sağlar, ancak idrar testlerinden daha pahalı ve daha zor kullanılırlar, Bununla birlikte bebeklerde ve ergenlik dönemindeki şeker hastalarında insüline bağımlı şeker hastaları veya böbrek hastalarında ve hamile şeker hastalarında kan testi daha uygundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan testlerinin çeşitli tipleri vardır. Genellikle hepsinde parmak ucundan alınan bir kan damlası kimyasal işlem görmüş bir çubuğa damlatılır. Bu tür testleri yaparken doktorunuzun ve kullanma kılavuzunun önerilerine uyun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egzersiz öncesi ve sonrasında kan glikoz düzeyinin ölçülmesi önemli olabilir. Glikoz düzeyini egzersiz öncesi, egzersiz sırasında ve sonrasında ve ayrıca ilaç ve yiyecek alarak antrenmandan önce ve sonra kaydederek, egzersizin şeker hastalığının seyrine etkisi konusunda daha fazla bilgi sahibi olabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-2707234333084423691?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/2707234333084423691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/seker-hastalg.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2707234333084423691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2707234333084423691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/seker-hastalg.html' title='Şeker Hastalığı'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5277946981321407812</id><published>2008-06-13T02:50:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.833-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Göz Hastalıkları'/><title type='text'>Şaşılık</title><content type='html'>Göz küresini oynatan kasların fazla ya da az ça1ışması sonucu beliren bir göz bozuk1uğudur. şaşı1ık nedenleri, tek taraflı görme zayıf1ığı ya da tek taraflı kırma bozukluğu olabilir. Şaşı1ık genellikle yakını görememeyle ilgili bir bozukluk o1duğundan, çoğu kez yakına bakarken ortaya çıkar. Tek yanlı görme zayıf1ığı ya da kırma bozuk1uğu tek taraflı şaşı1ığın oluşumuna neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle çocukluk dönemlerinde ortaya çıkan şaşılık, içe doğru şaşılıktır. Çocuk, yakına bakmaya ça1ıştığı zaman gözler içeri doğru kayar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşı1ığın tedavisi, duruş anormalliklerinin şekline ve nedenine yöneliktir. Tedavide, kırılma kusurunun gözlükle düzeltilmesi, bir gözün bantla kapatılması, şaşılık sapma açısının prizmalarla düzeltilmesi, uygun alet ve apareyler kullanılarak özel görme çalışmaları gibi yöntemler uygulanır. Bazı vakalarda durumun ameliyatla düzeltilmesi gerekmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5277946981321407812?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5277946981321407812/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/saslk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5277946981321407812'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5277946981321407812'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/saslk.html' title='Şaşılık'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-2945389761864291946</id><published>2008-06-13T02:50:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.833-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Sedef Hastalığı</title><content type='html'>Nedeni tam olarak bilinmeyen sedef hastalığında, vücudun bazı bölgelerindeki deride aşırı bir büyüme ve bunun sonucunda kalınlaşmış, kırmızı, yama görünümünde kaşıntılı, göze hoş görünmeyen alanlar meydana gelmektedir. Kafa derisi, dizler ve dirsekler en sık tutulan yerlerdir, ancak hastalık tüm vücutta geniş alanları kaplayan lezyonlar meydana getirebileceği gibi eklem iltihaplarına da neden olabilir. Genetik bir yatkınlık olabilir. Hastalığın şiddeti zaman içerisinde değişiklik gösterebilir, azalma ve artışlar stres ve psikolojik durumla ilişkilidir. Kullanılan tedavi yöntemleri kesin tedavide yetersizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki yöntemler tedaviye yardımcı olarak önerilebilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşte daha çok zaman geçirin, mümkünse güneşi bol bir yere yerleşin. Güeş ışığı, sedef hastalığında son derece faydalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha az yağ ve daha az protein tüketin; karbonhidrat tüketimini arttırın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi amacı ile devedikeni (Silybum marianum) bitkisinin ekstresini deneyin. Bu bitki ekstresi zararsızdır ve alkol kullanımına bağlı meydana gelen karaciğer hastalıklarına karşı kullanılmaktadır. Bir litre kaynar suya 50 gram meyvesinden konularak demlenir ve günde 2 kez birer çay bardağı, 3 ay boyunca içilir. Eğer hazır hapları bulunabilirse, günde 2 kez birer tablet, 3 ay süresince alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stres azaltma tekniklerini deneyin; hipnoz sonucu hastalığın gerilefiğini gösteren çalışmalar mevcuttur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-2945389761864291946?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/2945389761864291946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sedef-hastalg.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2945389761864291946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2945389761864291946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sedef-hastalg.html' title='Sedef Hastalığı'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-2149432823639429517</id><published>2008-06-13T02:49:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.833-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kulak Burun Boğaz'/><title type='text'>Sağırlık</title><content type='html'>Sağırlık irsi bozukluklardan (anormalliklerden) kaynaklanabilir. Kalıtıma bağlı bir böbrek hastalığı olan irsi nefritle (Alport Sendromu) beraber gelişmiş olabilir. Kalıtıma bağlı daha birçok sağırlık türleri vardır. Guatrla birlikte sağırlık (Pendred Sendromu), dış kulak, yüz ve boyun sakatlıklarının doğurduğu sağırlık, cilt anormalliklerinden kaynak!anan sağırlık, zihinsel geriliğin neden olduğu sağırlık; retinitis pigmentosa (gece körlüğü) ve periferal nöropatiye bağlı sağırlık (duyma özürü) bu tür sağırlıklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sık rastlanmayan ve başka anormalliklerle (bozukluklarla) ilgisi olmayan sağırlık türleri de vardır. Bunlar yaygın sayılmaz. Eğer ailenizden birinde veya çocuğunuzda bu tür bir sağırlık belirlenirse bir uzmandan genetik konuda bilgi edinin. Sağır bir bebek veya çocuk için uygun tedavi ve eğitime gecikmeden başlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bir hamile anne adayı kızamıkçık geçirirse, gelişen bebeğin etkilenme riski vardır. Eğer kızamıkçık (German measles) hamileliğin ilk üç ayı içinde olursa, çocuğun sağır olarak doğma olasılığı vardır. Ayrıca katarakt, kalp problemleri ve beyin veya sinir sistemi bozuklukları gibi başka ciddi sakatlıklar da olabilir. Hamileliğin daha sonraki aylarında geçirilen kızamıkçık işitme kaybı yapabilir, fakat diğer sakatlıklara neden olma olasılığı azdır. Erken doğum (prematüre), doğum sırasında veya hemen doğum sonrası oksijensiz kalmak, kan uyuşmazlıkları ve menenjit genç yaşlarda sağırlık yapabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-2149432823639429517?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/2149432823639429517/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sagrlk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2149432823639429517'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2149432823639429517'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sagrlk.html' title='Sağırlık'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-4524391471980998473</id><published>2008-06-13T02:49:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.834-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Saç sağlığı'/><title type='text'>Saç Biti</title><content type='html'>Genel Bilgiler|Saç bitleri saçlarda çogalip yaSayan, kafa derisindeki kandan beslenen kuçuk böceklerdir. Bitlerin buyuklugu susam tanesi kadar olup, 6 bacaklari vardir ve renkleri bronzdan grimsi beyaza kadar degiSmektedir. omurleri 30 gundur ve kafa derisinden uzakta sadece 2 gun yaSayabilirler.|Sirke , saç bitinin yumurtasina verilen isimdir. Kuçuk beyazimsi toplu igne baSi buyuklugunde saç tellerine yapiSik duran beneklerdir. Sirkeler önce saç derisine çok yakin bir yere birakilirlar, daha sonra saç uzadikça saç dibinden uzaklaSirlar. Sirkeler yaklaSik 7 ila 10 gun arasinda yumurtadan çikarlar ve 7 gun içinde olgun bir bit halini alirlar.|Saç bitleri tirmanirlar, uçup ziplayamazlar ve hayvanlarin uzerinde yaSamazlar. Bacaklarinin ucundaki kanca benzeri kiskaçlari ile saça tutunurlar. Sirkeler genellikle ensedeki, kahkullerin altindaki ve kulak arkasindaki saç tellerinde bulunurlar.|Nasil Yayilirlar?|Saç biti baS temasi ya da bazen bitlenmiS birisi ile ayni Sapkanin, baSligin giyilmesi, ayni taragin veya firçanin kullanilmasi yoluyla yayilir.|Belirtileri nelerdir?|Belirti olmayabilir, ya da aSagidakiler sayilabilir: Saçta gidiklanma duygusu Bit isirmalarindan dolayi kafada kaSinti KaSinmalardan dolayi kafa derisinde yaralar oluSabilir ve kimi zaman bu yaralar iltihaplanabilir. Yastik uzerinde ince siyah tozlar (bit diSkisi)ya da soluk gri bit derisi görulebilir.|Saç bitinin ve sirkelerinin kontrol edilmesi:|Parlak iSigin altinda buyuteç ve ince diSli tarak ile saçlarin içini ve kafa derisini yakindan inceleyin. Sirkelerin fark edilmesi ve görulmesi genellikle daha kolaydir. Ense ve kulak arkasindaki saç tellerine yapiSik dururlar. Kepeklerden farkli olarak saçin firçalanmasiyla duSmezler.|Eger saç biti bulursaniz:|Evdeki diger kisilerde de olup olmadigini kontrol edin ve bit ilacini sadece kafasinda bit olanlara uygulayin. Bit ilacini bit bulaSmiS herkese ayni gunde uygulayin. Bit ilaci uygulamasini 7 gun sonra tekrarlayin. Yakin temasta bulundugunuz arkadaSlariniza ve iS arkadaSlariniza sizde bit bulundugunu haber verin. BitlenmiS kiSi bit ilacinin ilk uygulanmasindan sonra i. ine veya okuluna dönebilir.|Saç biti nasil tedavi edilir?|12 ayliktan kuçuk bebekler için ya da hamileyseniz veya emziriyorsaniz ya da hassas bir cildiniz varsa, bir doktora daniSiniz. Kimyasal ilaçlarla temizleme yerine elle toplama önerilebilir. Saç biti ilaçlari reçetesiz olarak eczanelerden satin alinabilir. Belirtilen kullanim talimatlarina uyunuz. Kullanilan urunlerin göze kaçmamasina dikkat ediniz;gözleri bir havlu ya da elbezi ile kapatiniz ve urunu uygularken eldiven kullaniniz. Kullandiktan sonra ellerinizi yikayiniz.|Faydali öneriler:|ilaç uygulamasindan önce (ya da sonra)saç kremi kullanmayiniz. Isi ilaci etkisiz hale getirebileceginden, ilaç uygulamasindan sonra saç kurutma makinesi kullanmayiniz. ilaci uyguladiktan sonra 1-2 gun saçi yikamayiniz.|ilaçtan sonra urunun etkili olup olmadigini kontrol edin. Saçi ince diSli bir tarak ile tarayip, taragi kagit mendil veya bir bez ile sildikten sonra her hangi bir hareket görup görmediginize bakin. Bitler hala canli ise, saç biti kullandiginiz ilaca dirençli olabilir. Saçi yikayip farkli bir bile. ime sahip baSka bir urun (eczaciniza sorunuz)ile yeniden ilaçlayin. Eger diger ilaç da etkisiz olursa saçin her gun kontrol edilip, bitlerin ve sirkelerin ince diSli tarak ve tirnak uçlari ile toplanmasi geriye kalan tek seçenektir. Bu iSlem çok zahmetlidir ama dikkatlice uygulanirsa, zamanla saçin butun bitlerden ayiklanmasi mumkun olacaktir. iSlem sirasinda buyuteç kullanilmasi yumurta ve bitlerin daha kolay görulmesinde yardimci olabilir.|Taraklari, firçalari, baSliklari ve yatak takimlarini kontrol ediniz. Taraklar ve firçalar 10 dakika sureyle (50 derecenin uzerinde)deterjanli sicak suya yatirilabilir. Yatak takimlari, giysiler ve havlular çamaSir makinesinin sicak yikama programinda yikanabilir ya da kurutma makinesinin sicak programinda kurutulabilir. Yikanamayan ya da kuru temizleme yapilamayan Seyler -örn. Sapkalar, en az dört gun sureyle bir plastik torbada tutulabilir. Sirkelerin toplanmasi Sart degildir. Saç bitinin toplum içinde yayilmasini azaltmanin en iyi yolu, çocugunuzun saçini haftada bir kontrol etmektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-4524391471980998473?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/4524391471980998473/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sac-biti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4524391471980998473'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4524391471980998473'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sac-biti.html' title='Saç Biti'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5793917160498831450</id><published>2008-06-13T02:48:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.834-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cilt Hastalıkları'/><title type='text'>Sivilce</title><content type='html'>Sivilce, dermatolojik adıyla akne vulgaris, toplumda en sık karşılaşılan cilt hastalığıdır.Özellikle ergenlik dönemindeki gençlerde % 80-90 oranında rastlanmaktadır ve hemen hemen herkes hayatı boyunca en az 3-5 kez sivilce çıkarmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sık görülen hastalık hem fiziksel olarak görüntüyü bozmakta hem de bu görüntü bozukluğu psikolojik bozuklukların artmasına neden olmaktadır. Tedavi edilmediği takdirde uzun yıllar, hatta bir ömür boyunca devam edebilen bir hastalık haline dönüşmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sık karşılaştığımız 12-18 yaş gurubundan başlayarak, uygun tedavi alışkanlıkları ve tedavileri, hastanın cilt tipine ve hastalığın şiddetine göre uygulanmalıdır .Sivilce sadece yüz bölgesinde değil aynı zamanda sırt, göğüs, boyun gibi vücudun diğer bölümlerinde de çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ani başlayan ve ileri yaşlarda gelişen sivilce sorununun altında bazen hormonal bozukluk, stres, yanlış kozmetik ürünlerinin seçimi gibi nedenler yatabilmektedir. Hastaların cildindeki sivilceleri sıkması ve oynaması da iyileşme sürecini uzatmakta ve bazen de kalıcı çukurcuklar, izler oluşturabilmektedir. Temelde yapılan hatalardan bir diğeri de sivilce tedavisinin güzellik salonlarında yapılmaya çalışılması, yanlış yönlendirme ve tedavi girişimleri ile hastaların zaman kaybetmesidir. Sivilce temelde yağ bezlerinin fonksiyonlarının bozulması ve derideki birtakım bakterilerin buna katılmasıyla oluşur. Kimi formlarda siyah nokta veya butonlar şeklinde iken kimi zaman da iri, deri altına yayılmış ağrılı kabarcıklar şeklinde oluşabilir. Genellikle15-25 yaş arasında, erkek cinsiyetinde daha ağır formda yaygın ve şiddetli sivilcelere rastlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivilcede, ne kadar erken yaşta tedaviye başlanır ise o kadar olumlu cevap alınır. Tedavi mutlak olarak dermatolog tarafından düzenlenmeli ve doğru bilgilendirmeyle yapılmalıdır. Tedavi için kaybedilen süre, sivilcenin ilerlemesine ve bazen de geriye dönüşü mümkün olmayan izlerin gelişmesine neden olabilir. Uygun bir tedavi, iyi bir temizlik sistemi ile başlar. Tahriş edici olmayan, cildi kurutmayan, Ph ı dengeli bir temizleyici uygun miktarda köpürtülerek cilde uygulanır. Fazla salgılanan yağın emilmesini, bakterilerin üremesini engelleyen krem ve jeller cilde düzgün aralıklar ile sürdürülür. İltihaplı sivilceler bulunuyor ise uygun bir antibiyotik, tedaviye eklenir. Dirençli ve yaygın sivilce formlarında ise A vitamini türevleri kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutulmamalı ki sivilce bir hastalıktır ve tedavisi mümkündür. Erken dönemde tedavi yapılması hem tedavi süresini kısaltır, hem de komplikasyonları azaltır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5793917160498831450?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5793917160498831450/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sivilce.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5793917160498831450'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5793917160498831450'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sivilce.html' title='Sivilce'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-7070516418690450148</id><published>2008-06-13T02:48:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.834-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cilt Hastalıkları'/><title type='text'>Sivilce (Akne)</title><content type='html'>Sivilce, derideki yağ beslerinin aşırı aktif olmasından kaynaklanan bir durumdur ve genellikle ergenlik dönemindeki artmış hormonal durumdan kaynaklanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz, omuz ve sırt derisinde gözlenen en sık rahatsızlıktır. Erkeklerde kızlardan daha kötü bir tablo meydana gelir. Enfeksiyon sık oalrak gözlenen bir durum olmadığından, tetrasiklin ve benzeri antibiyotikler uzun süre kullanılmamalıdır. Diyet de aknenin nedenleri arasında ön sıralarda bulunan bir etken değildir, ancak fazla yağlı ve iyotlu (iyotlu tuz ve midye gibi kabuklu deniz hayvanları) yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Cildinizi su ve sabunla düzenli olarak temizleyin, ayrıca benzil peroksit içeren akne ilaçları da kullanabilirsiniz. Benzil peroksit en iyi temizleyici maddelerden birisidir ve bir çok krem ve losyonun içerisinde bulunur. Boya ve yağ içeren cilt bakım ürünleri kesinlikle kullanmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivilce için aynısafa (öküzgözü, altıncık) (Calendula arvensis) isimli bitkiyi kullanabilirsiniz. Bu bitki güzel çiçekleri olan ve bahçenizde yetiştirebileceğiniz bir türdür. Parlak, portakal renkli çiçekleri bir çok losyon ve kremin yapımında kullanılır. Bu bitkinin çiçeklerinin demlenmesi ile elde edilen çayla cildinizi temizleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akneler genelde ergenliğin sonunda kendiliğinden kaybolurlar. Eğer, akne kaybolmamış veya şiddetlenmişse iz bırakmaması için etkili bir tedavi uygulanmalıdır. Vitamin A türevi bazı etkili ilaçlar, bu amaçla kullanılabilir. Bu tür ilaçlar son derece etkili ve toksik olduğundan mutlak bir dermatoloji uzmanının kontrolünde kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz suyunda yüzmek akneye iyi gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akne önlenemez. Bununla birlikte yeterince uyuyup, egzersiz yaparak şiddetlenmesi engellenebilir. Halk arasindaki yaygın inanışlara ragmen, yediginiz besinler akneyi nadiren etkilerler. Ancak çeşitli besinlerden oluşan gidalari yemek genel saglik için oldukça faydalidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her akne olduğunuzda, yağli kremlerle makyaj yapmayi birakarak, toz yuz pudrasi kullanin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenlikten sonra aniden vücutta sivilce çıkması hormon bozukluğunun veya ilaç toksititesinin (özellikle steroid ilaçların) bir belirtisi olabilir. Bu durumda mutlaka bir hekime görünün.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-7070516418690450148?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/7070516418690450148/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sivilce-akne.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7070516418690450148'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7070516418690450148'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sivilce-akne.html' title='Sivilce (Akne)'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-1488172616143335413</id><published>2008-06-13T02:47:00.002-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.835-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Sıtma</title><content type='html'>Tropikal ve subtropikal ülkelerin salgın hastalıklarından biridir (bugün Türkiye de hemen hemen tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bu nedenle de karşılaşılan vakalar oldukça seyrektir. Ancak yabancı kaynaklara göre Çukurova bölgesinde halen sıtma görülmektedir). Sıtma, plazmodyum parazitinin etken olduğu bir hastalıktır. Sıtmaya neden olan dört tip plazmodyum vardır: P. vivax, P. ovale, P. malariae ve P. falciparum. Bu parazitlerin hepsinin de alyuvarlar içinde üreyen trofozoit ve şizontları bulunur. P. falciparum dışında, diğer üç parazitin ikincil, alyuvarlar dışı doku hücrelerinde geçen yaşam dönemleri vardır. Alyuvarlar dışı yaşam dönemi sonucu sıtma tekrarlayabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plazmodyumlar sivrisineklerle sporozoit halinde hastadan sağlam insana geçer. Kan nakli ve hastalık yoluyla da bulaşabilirler. Plazmodiler plasentadan fetüse geçip tehlikeli olabilirler. Tropikal bölgeden dönen kişide görülebilecek ateşli bir hastalıkta, ateşle birlikte olan komada sıtmayı da düşünmek gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuluçka devresi: 10-14 gün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri: Baş ağrısı, titreme, terleme ve kollarla bacaklarda ağrılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın Seyri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;P. malariae nin etken olduğu sıtmada, etken organizmalar, karaciğere gelişlerinden 8 gün sonra gelişmiş hücre şeklinde kan dolaşımına katılır ve evrim 72 saat sürer. Organizmalar hem karaciğerde hem de alyuvarlarda ürerler. P. vivax ve P. Ovale nin etken olduğu sıtmada, gelişmiş hücreler 8. günde karaciğerden çıkarak kana karışırlar ve her 48 saatte bir alyuvarlardan ayrılırlar. Ancak, etken organizmaların hepsi birden karaciğeri terk etmezler ve eşeysiz üreme sürüp gider. P. falcifarum un neden olduğu sıtma, "habis sıtma" adını alır ve en tehlikeli sıtmadır. Karaciğere yerleşen organizmaların tümü birden 6. günde gelişmiş hücre halinde kan dolaşımına geçerler. Organizmaların gelişimi her zaman olmadığı için aktif hücrelerin alyuvarlardan ayrıldıkları zaman ortaya çıkan ateşli dönemler düzensizdir. Organizmalar, hastalığın herhangi bir evresinde kitleler halinde beyin, omurilik, akciğerler ve böbreküstü bezlerinin kılcal damarlarını tıkayabilirler. Bu nedenle ani ölümler ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır sıtma vakalarında en tehlikeli yan etki karasu hummasıdır. Nedeni kesinlikle belli değildir. Hastalık ani alyuvar yıkımı ile kendini belli eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıtma tedavisinde göz önüne alınacak üç husus vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Antiparazitik ilaçlarla parazitin ortadan kaldırılması,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Destekleyici tedbirler ve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Komplikasyonların tanınması ve her bakımdan tedavisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıtmanın spesifik tedavisi vardır. Tedavide kullanılacak ilaçlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Sprozoidleri ilk üreme dönemi eksoeritrositer şizontları öldürerek pofilaktik etki yapmalı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Eritrositler içindeki şizontları ve kana dökülen şizontları yok etmeli,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Gametleri yok etmeli ve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Dokulara toksik etki yapmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün sıtma şekillerinin akut dönemlerinin tedavisinde ilk düşünülecek ilaç; klorokin (Aralen) (4-aminoquinoline) dir. Bu ilaç alyuvar dışı üreme dönemi bulunmayan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;P. falciparum enfeksiyonlarını tedavi eder. Diğer sıtma şekillerinde tam bir tedavi sağlanabilmesi için plasmodilerin alyuvar-dışı doku şekillerine etkili olan primakin in de klorokin ile birlikte kullanılması gerekir. Doku şekillerine primakin den başka etkili tatminkar bir ilaç yoktur. P. vivax ve P. ovale hipnozoitlerine karşı primakin kullanılarak bunların relaps yapmaları önlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavinin Gözlenmesi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi esnasında gözlemler üç gayeye yöneliktir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Tedavinin etkinliğini tayin etme,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Mümkün olduğu kadar çabuk sıtma komplikasyonlarını tanıma ve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. İlaç toksistesini tesbit etme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlük olarak kan yayma preparatlarında aseksüel parazitleri ihtiva eden eritrositler gözükmeyinceye kadar incelenmelidir. İlk 24 saat içinde parazitemideki artma geneldir ve tedavi yetersizliğini ima etmemelidir. Aseksüel parazitemi daha sonra azalmalı ve 5 günde kaybolmalıdır. Gametositemia günlerce haftalarca sürebilir ve tedavi yetersizliğini veya tedavi gereksinimini ima etmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KORUNMA:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıtma mücadelesinde başarılı olabilmek için bulaş halkasını ortadan kaldırmak gerekir. Bunun için rezervuar insanların tedavisi ve aracı anofellerin üremesini önleyici tedbirlerin alınması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıtma tedavisinde kullanılan ilaçlardan klorokin ve diğerlerine ilaç direncinin gelişmesi ve yaygınlaşması, insektisidlerin aracı anofellere etkisinin azalması korunma tedbirlerinin önem kazanmasına neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korunma tedbirleri arasında en önemlisi sivrisinek ısırımına maruz kalmamaktır. Bunun için, geceleyin sivrisinek ağlarının kullanımı, sivrisinek ısırımını azaltmaya uygun giysiler giymek, sinek kovucu ve sinek spreylerinin kullanımı gereklidir. Bu tedbirler %100 koruyucu olmamaktadır. İlaveten kemoprofilaksi yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Direnç bildirilmemiş yerlerde klorokin eritrositik enfeksiyonu baskılama için kullanılır. Sıtma sahalarına gitmeden 2 hafta önce ve bu bölgeyi terk ettikten sonra 6 hafta daha klorokin alınmalıdır Bu sahalardan dönenlere P.vivax ve P. ovale enfeksiyon riskini önlemeğe 14 gün süre ile primakin relapsları önlemeye verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kloroquin dirençli P. falciparum sahalarında koruyucu olarak meflokin, proguanil+klorokin verilir. Doksisiklin meflokin dirençli P. falciparum sahalarında korumada kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde, aşı geliştirme çabaları "kokteyl" aşılara doğru yönelmiş durumdadır. Zira farklı sıtma antijenleri ve sıtma parazitinin hayat-döngüsünün farklı devrelerine ait birçok epitopları vardır. Böylece, sporozoit, merozoit ve gametosit antijenlerinin bir kombinasyonunu aşı içermelidir. Bunlara karşı oluşan antikorlar diğerlerine karşı koruma sağlamadığından bu üç antijenin aşıda bulunması gereklidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-1488172616143335413?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/1488172616143335413/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/stma.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1488172616143335413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1488172616143335413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/stma.html' title='Sıtma'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-4981964807132058886</id><published>2008-06-13T02:47:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.835-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Solunum</title><content type='html'>Hava, içinde bulunan oksijeni vermek ve karbon dioksiti almak üzere sürekli olarak akciğerlere girip çıkmak zorundadır. Bu da soluk alma ve soluk vermeyle sağlanır. Hava alınmasına soluk alma, verilmesine soluk verme denir. Normal bir insan dakikada 15-20 kez soluk alır ve verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her soluk alışta akciğerlere 500 santimetre küp hava girer ve her soluk verişte aynı miktar hava çıkar. Ne kadar zorlanırsa zorlansın hava tamamen dışarı verilemez ve alveollerde bir miktar hava kalır. Bu nedenle, akciğerler hiçbir zaman havasız kalmadığından gaz alışverişi kesiksiz sürer. Normal olarak solukla alınan 500 santimetre küp havaya soluk havası denir. Daha derin bir soluk alındığında akciğerlere 1500-2000 santimetre küp daha hava girer ki, buna tamamlayıcı hava adı verilir. Normal 500 santimetre küpten daha fazla hava çıkarılması için zorlanırsa, akciğerlerden ayrıca 1500-2000 santimetre küp daha hava çıkar ve bu hava da yedek hava olarak adlandırılır. Bütün bu hava miktarlarının toplamı 3500-4500 santimetre küp tutar ki, buna akciğerlerin hayatsal kapasitesi adı verilir. Ne kadar zorlanırsa zorlansın, akciğerlerden hiç bir zaman atılamayan bir miktar hava vardır. Buna artık hava denir ve yaklaşık 1000-1500 santimetre küp kadardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akciğerler kendi kendilerine hareket etme niteliğine sahip değildir. Bunların genişlemesi ve küçülmesi, yani hava alıp vermesi, birtakım aktif kasların hareketiyle olur. Solunumda rol oynayan kaslardan biri diyafram kasıdır. Akciğerlere hava girmesi için akciğerlerdeki hava basıncının dışarıdaki hava basıncından az olması gerekmektedir. Bu da ancak göğüs kafesinin ve dolayısıyla akciğerlerin hacminin genişlemesiyle sağlanır. Göğüs kafesinin genişlemesi ise, kaburgaların kaldırılması ve diyafram kasının kasılmasıyla mümkündür. Vücudu göğüs ve karın boşluğuna ayıran bir kas olan diyafram, soluk alınmadığı zamanlarda göğüs boşluğuna doğru kubbe biçiminde yükselir. Soluk alınırken diyafram kasının kasılmasıyla kubbe kısmının biraz aşağıya çekilmesi sonucu göğüs kafesi aşağıdan yukarıya doğru genişler. Göğüs kafesini genişlemesi sırasında bırakmayan akciğerler, kaburgaların, özel kaslar aracılığıyla kaldırılmaları sonucunda, göğüs kafesiyle birlikte genişlerler ve akciğerlerde bulunan havanın basıncı azalır. Böylece, basıncı yüksek kalan dış hava, solunum yollarıyla alveollere kadar girer. Diyafram ve kaburgalar eski haline dönerken akciğerlerin hacmi azalır, içindeki havanın basıncı çoğalır ve sonuçta hava dışarı çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solunum sistemiyle kan ve dolaşım sistemi, işbirliği halinde çalışarak solunum görevini gerçekleştirirler. Solunum iki şekilde olur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. İç solunum: Hücreler içinde oluşan oksijen ye karbon dioksit alışverişine, yani biyolojik yanma olayına iç solunum denir. Biyolojik yanma olayı, organizmalardaki asıl solunumu oluştururlar. Hücrelerde tüm yaşamsal olayların sürmesi için gerekli enerjiyi sağlayan iç solunumdur. İç solunum da, hücreye gelen enerji yüklü bileşiklerin, özellikle karbonhidrat ve yağların biyolojik yanması ve yüklü oldukları enerjinin yaşam olayları için serbest bir hale sokulması demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Dış solunum: Akciğerler yoluyla havadan oksijenin alınarak kana verilmesi ve kandaki karbon dioksitin yine akciğerler aracılığıyla dışarı atılması şeklinde geçen solunuma da dış solunum denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solunum olayı: Alveollerin yalnız epitel dokudan yapılmış incecik duvarları vardır. Alveol duvarlarının dış yüzeyleri atar ve toplardamar kılcallarıyla bir ağ gibi sarılmıştır. Akciğer atardamarı aracılığıyla alveollerin dış yüzeylerine sürekli olarak karbon dioksit yüklü kan gelir. Buna karşın, alveollerin içine de hava borularıyla oksijen yönünden zengin hava girer ve ince duvarları aracılığıyla, içlerinde havayla kan arasında bir gaz alışverişi olur. Sayısı yaklaşık dört yüz milyon civarında olan alveollerin akciğerlerde oluşturdukları gaz alışveriş yüzeyi oldukça büyüktür. Derin bir soluk alma sırasında alveollerin yüzeyi, yani solunum yüzeyi toplamı yüz metrekareye yükselir. Bu yüzey, bir insanın vücut yüzeyinin yaklaşık elli katı demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alveollerin ince duvarlarının dış yüzeylerine gelmiş olan kandaki karbon dioksit miktarı, alveoller içindeki havaya oranla çok fazladır. Oksijen miktarı ise bunun tam tersidir. Aradaki bu gaz yoğunluğu farkı nedeniyle bir geçişme olayı olur. Kanın plazması ve alyuvarlarla getirilmiş olan karbon dioksit alveol duvarından alveollerin içine geçer. Bu sırada alveollerin içindeki oksijen de kana geçer ve kanın alyuvarlarındaki hemoglobin tarafından kimyasal olarak bağlanır. İçinde demir bulunan hemoglobin, oksihemoglobin haline dönüşür. Alveollerin yüzeyinde oksijence zenginleşen kan, toplardamar kılcalları ağıyla toplanarak akciğer toplardamarı yoluyla kalbin. Sol kulakçığına getirilir. Kalbin pompalaması sonucu, oksijence zengin olan kan, sol karıncığa, sol karıncıktan aort ve kolları aracılığıyla tüm vücut hücrelerine yayılır. Hücrelere yanaşan alyuvarlar, akciğerlerden beri taşıdıkları oksijeni hücrelere verirler ve hücrelerdeki biyolojik yanma kalıntısı olan karbon dioksiti ve diğer artık maddeleri alırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solunum hastalıkları çok çeşitlidir. Burun sümüksel. gömleği iltihaplandığı ve şiştiği zaman nezle hali olur. Burun boşluğunun alın kemiği, kalbur kemiği, üst damak kemikleri gibi çeşitli kemiklerle bağlantısı vardır. Bu kemiklerin içlerinde küçük boşluklar (sinüsler) bulunur. Bazen burun sümüksel gömleğinin iltihaplanması halinde iltihap sinüslere dolarak sinüzit hastalığını oluşturur. Bazı kimselerin burun mukozası çiçek tozlarına (polen) karşı son derece duyarlıdır. Böyle kimseler çiçeklerin tozlaşma zamanında ilkbahar nezlesi adı verilen bir tür alerjik nezleye yakalanırlar. Bazı hallerde burun sümüksel gömleğinde görülen iltihaplı hastalıklar solunum yollarıyla ilgili bölgelere taşınabilir. Buna göre, yutak iltihabı, farenjit; gırtlak iltihabı, larenjit; soluk borusu iltihabı, trakeit ve bronşitten söz edilir. Dirençsiz akciğerlerde, akciğer veremi, tüberküloz oluşabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-4981964807132058886?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/4981964807132058886/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/solunum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4981964807132058886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4981964807132058886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/solunum.html' title='Solunum'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-1568549859202011379</id><published>2008-06-13T02:47:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.835-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Su Çiçeği</title><content type='html'>Suçiçegi Hastaligi|Suçiçegi (veya varisella), herhangi bir yaSta ortaya çikabilen ancak en xxx olarak çocuklarda görulen bir bulaSici hastaliktir. Bu hastaligin tipik özellikleri ateSle seyretmesi ve deride ortaya çikan kabartilardir. Bu kabartilarin birkaç saat içinde, içi saydam siviyla dolu kesecikler haline gelmesi ayirici özelliklerindendir.|BaSlica Nedenleri|Bu hastalik özellikle on yaSin altindaki çocuklari etkileyen salginlar Seklinde ortaya çikar. Varisella zoster virusunden kaynaklanir ve olaganustu bir bulaSiciliga sahiptir. Her ne kadar bu hastaligi geçirmekle yaSam boyu bagiSiklik kazanilirsa da, virus uyku halinde bekleyip daha sonra yetiSkinlik çaginda kendini herpes zoster yani zona olarak gösterebilir.|Suçiçeginin cocukluk cagindaki Belirtileri|Enfeksiyondan sonra 14 ila 21 gunluk bir kuluçka devresi vardir ve daha sonra çocuk ateSlenir ya da hafif bir titreme görulur veya kusma ile sirt ve bacaklarda agri gibi Sikayetlerle kendini daha hasta hissedebilir. Hemen hemen ayni zamanda, sirt ve göguste, bazen de alin çevresinde ve daha nadiren kol ve bacaklarda çok sayida kirmizi ve kaSintili kabarti oluSur. Bu kabartilar birkaç saat içinde saydam bir siviyla dolu kesecikler haline gelir. Bu keseciklerin görulmesi birkaç gun devam eder ve ikinci gunden itibaren içerikleri irine dönuSup, bir iki gun içinde patlayabilir ya da kuruyup buzuSerek tepelerinde kahverengimsi kabuklar oluSur. Bu kuçuk kabuklar bir haftaya varmadan pullanarak dökulur ve iyileSme tamamlanir.|Hasta çocuk dökuntunun görulmesinden itibaren bir hafta sureyle ya da kesecikler kuruyuncaya degin bu hastaligi geçirmemiS çocuklardan tecrit edilmelidir. Ancak kabuklarin dökulmesini beklemeye gerek yoktur.|KiS ve ilkbaharin ilk aylari suçiçeginin yaygin olarak göruldugu aylardir. YetiSkinler ve ergenlik çagindakiler, çocuklara kiyasla daha agir hastalik riski altindadirlar. Agri, ateSin suresi, kiriklik, kaSinti gibi belirtiler daha Siddetli olur, dökuntu daha geniS alana yayilir ve daha uzun surede iyileSir ve hastaligin seyri daha uzun olur. Ayrica, suçiçegi olan yetiSkinler ve gençler için Siddetli komplikasyon riski daha yuksektir.|Suçiçegi Tedavisi|Tedavi hem belirtilere yönelik hem de etkene yönelik yapilabilir. Belirtileri hafifletmek için antipretikler ya da sistemik antihistaminikler kullanilabilir. BagiSiklik sorunu olan ya da enfeksiyon ve komplikasyonlari açisindan risk altinda bulunan çocuklarin Varicella zoster enfeksiyonu tedavisinde antiviral ajanlar kullanilabilir. Uygulama dökuntulerin ortaya çikmasini takiben ilk 24 saat içinde ve 2 yaSindan buyuk çocuklarda yapilmalidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-1568549859202011379?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/1568549859202011379/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/su-cicegi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1568549859202011379'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1568549859202011379'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/su-cicegi.html' title='Su Çiçeği'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-1342328976289433367</id><published>2008-06-13T02:45:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.835-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Sırt Ağrıları</title><content type='html'>Vücuda destek olan sırtı önemsememek hiç doğru değil. Sırt ağrıları milyonlarca insanın ortak sorunu. Özellikle gelişmiş ülkelerde sırt sorunları önemli bir probleme dönüştü. Bunun için sırt sağlığına özen göstermeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan bir araştırmaya göre sırt ağrılarından yakınanların yüzde 35�i için sırt ağrıları kronik bir soruna dönüşüyor. İnsanların sırtları neden ağrır? Tıp uzmanları başlıca nedenleri şöyle sıralıyorlar: Kötü duruş, incinme, stres, hamilelik, yaşlılık ve aşırı kullanma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duruşa dikkat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer düzgün durmayı ilke edinirseniz sırt ağrılarınızın azaldığını göreceksiniz. Bir süre sonra da hiçbir şikayetiniz kalmayacak. Otururken öne doğru eğilmemeye dikkat edin. Omuzlarınız öne doğru gelmesin. Sürekli olarak omuzlarınızı geri itin ve midenizi içinize çekin. Böylece vücudun ağırlığını eşit olarak çeşitli bölgelere dağıtmış olursunuz. Sakın bacak bacak üstüne atarak oturmayın. Bu alışkanlık kan dolaşımını zorlaştırır. Eğileceğiniz zaman sırtınızı öne eğmeyin. Dizlerinizi kırarak diz çökün. Böylece sırtınıza fazla yük binmesini önlersiniz. Alışverişten dönerken, yükü bir elinizde taşımayın. İki ayrı çanta ya da torbaya eşit miktarda malzeme koyun ve öyle taşıyın. Sırtınız ve omuzlarınız arasında denge kurulmasını sağlamakla, sırt ağrısı çekmekten kurtulursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrılara neden olan hastalıklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Schuermann hastalığı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyun ve bele göre sırttaki omurlar daha az hareketlidir. Bu nedenle büyüme çağında kan dolaşım problemlerine ait omur düzeyindeki gelişim hastalıkları en çok sırtta görülür. Büyüme çağında kas, eklem uyumsuzluğu yaşayan çocukların sırtlarında ortaya çıkan kifoz adı verilen yuvarlılık, kamburlaşma sırt ağrısına neden olabiliyor. Hastalığın habercisi olabileceği gibi bu dönemde öne doğru eğilmelerden de kaynaklanabilir. Skolyoz, çocukluk ve genç erişkinlik dönemlerinde omurganın üç boyutta eğrilmesi sırt ağrısıyla kendini belli edebilir. Bu sırt ağrıları hareketle artan dinlenmeyle geçen özelliktedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enflamatuar (İltihaplı) romatizmal hastalıklar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enflamatuar, gece ağrıları diye adlandırılan bu sırt ağrıları hastalığın en çok bilinen belirtisidir. Gecenin ikinci yarısında uykudan uyandırabilecek şiddette görülür. Ağrıların yanı sıra eklem şişmeleri, sabah sertliği şikayetleri ortaya çıkar. Romatizmal hastalıklarda erken tanıyla, hastalık nedeniyle ortaya çıkabilecek tahribat en aza indirilmeye çalışılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osteoporoz adı verilen kemik erimesi hastalığı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle geceleri sırtta şiddetli ağrılara neden olabiliyor. Yaşlı kadınlarda sırt ağrıları, osteoporoz nedeniyle ortaya çıkan osteoporotik yıkım adı verilen, omurların şekillerini kaybedip çökmesinden kaynaklanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta yaş üstünde (40 yaş üzerinde) omurgaya yayılmış kanser nedeniyle gece sırt ağrıları ortaya çıkabilir. Ağrıların bu yönde araştırılması gerekiyor. Hastalığın elenmesinde en kolay tanı yöntemi iki yönlü sırt grafisi çekmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oransızlık problemleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilo ve boy endeksine göre göğüsleri büyük olan kadınlar sırt ağrısı çekebiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp hastalıkları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürek kemiğine vuran sırt ağrıları, kalp hastalıklarından şüphelenmesine neden olabiliyor. Safra yolları hastalıklarında sırt ağrısı ilk belirti olarak ortaya çıkabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zona:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinir uçlarında iltihaplanması sonucu ortaya çıkan hastalık hiçbir belirti vermeden sırt ağrısıyla kendini gösterebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikosomatik neden:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırt ağrıları sadece yaşam koşulları ve strese bağlanmamalı. Her türlü hastalık irdelenmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrıları geçirmek için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer sırtınız ağrıyorsa, yaptığınız iş ne olursa olsun o işi bırakın. Eğer sırtınızda sıcaklık da varsa, soğuk kompres uygulayın. Eğer sırtınız ağrırken aynı zamanda geriliyorsa, sıcak su torbasını sırtınızda gezdirin. Bu arada ağrı kesici bir ilaç da alabilirsiniz. Eğer iki üç gün içinde sırt ağrılarınız geçmezse bir doktora görünmelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süre yatak istirahati yapmak, sırta destek veren kasları zayıflatabilir. Bu nedenle sadece yatarak ağrı geçirmeyi denemek yanlıştır. Bu arada yoga hareketlerinin sırt için son derece yararlı olduğunu belirtelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıklı bir sırt için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 - Stres ve gerginlik, sırt kaslarının gerilmelerine neden olur. Bu nedenle haftada bir kez sırtınıza masaj yaptırın ya da yoga yapmayı öğrenin. Sırt kaslarının rahatlaması için bu önlemleri almak zorundasınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 - Sırtın sağlıklı olabilmesi için doğru egzersizleri seçmek çok önemlidir. Yüzme ve yürüyüş sırt için ideal egzersizler olarak nitelendirilir, ama siz gene de bir doktora danışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 - Oturduğunuz sandalye ya da koltuk, mutlaka çok rahat olmalı. Ve sırtınıza destek vermeli. Evde iş yerinde ve arabada bu hususa dikkat etmelisiniz. Yumuşak kanape ve koltukların arkalarına yastık koyarak destek almak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 - Yaşamımızın yaklaşık üçte birini uyuyarak geçirdiğimize göre yatağımıza da dikkat etmemiz gerekiyor. Yatağınız kalçalarınızın ve omuzlarınızın rahat edebileceği bir şekilde olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırt Kaslarınız İçin Yapabileceğiniz Basit Egzersizler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Boynunuzu Esnetin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dik olarak oturun ve başınızı kendi etrafında döndürmeden omuzlarınıza doğru hafifçe eğin. Telefonla konuşurken ahizeyi bir sağ omuzunuza bir de sol omuzunuza koyarak bu egzersizi yapabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Omuzlarınız İçin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dik oturuş pozisyonunuzu bozmadan gece yatış pozisyonlarınızdan kaynaklanan sırt ağrılarınızı gidermek için omuzlarınızı önce öne sonra arkaya doğru düzenli rotasyon ile hareket ettirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Göğüs Kasları İçin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dik oturur pozisyonunuzu bozmadan kollarınızı gergin olarak önde göğsünüze paralel şekilde birleştirin. Kollarınızın gergin olmasına özen gösterin ve elleriniz birbirine birleşik iken, başınızın üstüne doğru kol iç kasları ve gögüs kaslarınızın gerilmesini sağlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Sırt Kaslarına Devam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dik oturur pozisyonunuzu koruyarak Önce sağ/sol kolunuzu yana doğru açın. Elinizi bileğinizden yukarı doğru avucunuz dışa bakacak şekilde gerin ( Bu sizin alt kol iç kaslarınızı açacaktır). Pozisyonu bozmadan kolunuzu sırtınıza doğru gerin ve el bileğinizi kendi etrafında çevirin. Kolunuzu başınıza paralel kaldırın ve aynı hareketi tekrarlayın. Kütürdeyen kas seslerinizi duyacaksınız. Aynı işlemi diğer kolunuza da uygulayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Sıra Bacaklarda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırtınızı dik tutmaya çalışarak bacağınızı göğsünüze doğru çekin. Arka bacak kaslarınızın gerginliğini hissedene bu hareketi yapın. Pozisyonu bozmadan ayak bileğinizi kendi etrafında döndürün ve gergin durumdayken yavaşça sandalyenin yanına 2. şekildeki gibi bırakın. Diğer bacağınıza da aynı işlemi tekrarlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Yan Bacak Kaslarınız İçin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dik oturur pozisyonda önce sağ/sol bacağınızı dik olarak gövdenize paralel olarak uzatın. Bacağınızı gergin hale getirip ayak bileğinizden ayağınızı kendi etrafında çevirin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-1342328976289433367?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/1342328976289433367/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/srt-agrlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1342328976289433367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1342328976289433367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/srt-agrlar.html' title='Sırt Ağrıları'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-9066965280427233035</id><published>2008-06-13T02:44:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.836-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gebelik Ve Lohusalık'/><title type='text'>Doğum için ihtiyaçlar</title><content type='html'>Doğuma hazırsınız. Peki bebek için, kendiniz için ve hastane için gerekli şeylerin hepsi tam mı biliyor musunuz? İşte size kontrol etme fırsatı....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEBEK İÇİN GEREKENLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bebeğinizin içinde uyuyabileceği bebek beşiği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yatak takımları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yumuşak bir battaniye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bebek arabası veya ana kucağı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Varsa arabanız için bebek oturağı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bebeğin yıkanması için küvet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bebeğin banyosu için havlu, özel sabun ve şampuan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Altını değiştirirken sereceğiniz kalınca örtü yada ince bir minder&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bebek bezleri ve altını temizlemek için kremli mendiller, pudra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bebeği biberonla beslayecekseniz şişe, emzik gibi malzemeler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğiniz için gereken giysiler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 6-8 adet geniş yakalı fanila, 8 tulum, en az 2 hırka, 2 pijama, 3-4 çift yumuşak çorap, bebek başlığı yada şapka, bebek eldiveni, hava soğuk ise yünlü dış giysi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bebeğinize masaj yapmak için bebek yağları, temizleyici mendil, nemlendirici ve pudra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANNE İÇİN GEREKENLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hijyenik kadın pedi (emici özelliği yüksek olmalı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 3-4 adet lohusa sutyeni; başlıca iki tür lohusa sutyeni vardır. Birinde açıldığında yalnızca meme başını ortaya çıkaran pencereler bulunur. Diğeri ise önden kopcalı olduğundan emzireceğiniz zaman kolayca bütünü ile açılabilir. İkinci tip daha iyidir, çünkü bunda bütünü ile açıkta kaldığından bebek memeye dokunma olanağı da bulur. Saf pamuklu ve alttan destekli sutyenler yeğlenmelidir. Göğsünüzün en şişkin yerinden alacağınız ölçü size lohusa sutyeninin ölçüsünü verir. Bolca pamuklu ve tercihan tek kullanımlık iç çamaşırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Acıyan meme uçları için krem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sutyen tamponları; sızan sütün sutyene geçmesini önler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Önden açılan gecelik ve pijamalar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Alçak topuklu terlik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HASTANE İÇİN GEREKENLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Öncelikle hamilelik ve doğum çizelgeniz ve doktor kontrollerinizin bulunduğu dosyanız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bol fanila ve gecelik, pamuklu ve ter emen cinsten olmasına dikkat edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kalın çoraplar, doğumun ileri evresinde üşüyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Küçük bir sünger parçası yada bez,dudaklarınızı ıslatmak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Temiz havlular ve sabun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kişisel temizlik malzemeleriniz; deodorant, pudra, diş macunu ve fırçası, tarak, şampuan, kağıt peçete ve havlu, nemlendirici ruj, temizleme mendilleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sabahlık ve alçak topuklu terlik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sırt masajınız için bir masaj topu ve masaj yağı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sizi dinlendirip rahatlatacak kitap, dergi, teyp ve kasetler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Fotoğraf makinası ve kamera&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eşiniz için yiyecek ve içecek gıdalar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yakınlarınızın telefon numaraları&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-9066965280427233035?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/9066965280427233035/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/dogum-icin-ihtiyaclar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/9066965280427233035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/9066965280427233035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/dogum-icin-ihtiyaclar.html' title='Doğum için ihtiyaçlar'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5548398545175747005</id><published>2008-06-13T02:43:00.002-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.836-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gebelik Ve Lohusalık'/><title type='text'>Anne Sütü</title><content type='html'>Yeni doğan bebek için en ideal besin anne sütüdür. Çocuğun anne sütü ile beslenmesinin sayısız yararları vardır. Doğumdan hemen sonra emzirmeye başlayan annenin önceleri az miktarda gelen sütü, bebeğin emme uyarısı ile kısa zamanda artacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne Sütünün Özellikleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Anne sütü tek başına ilk 4-6 ayda D vitamini dışında bebeğin tüm besin ihtiyaçlarını karşılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-İnek sütüne ve hazır mamalara göre sindirimi çok daha kolaydır. Çünkü anne sütü bebekte bulunmayan ve sindirime yardımcı olan enzimleri (lipaz, amilaz gibi) içerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bebeğin büyüme ve gelişmesi için gerekli minerallerin (çinko, demir) emilimini kolaylaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Anne sütünde bebeğin büyümesinde çok önemli olan madde (linoleik asit) inek sütünden 8 kat daha fazladır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Protein ve mineral miktarı inek sütüne göre daha azdır. Ancak anne sütündeki bu miktar, bebeğin ihtiyacını karşılamaya yeterlidir. Ayrıca fazla protein ve mineralin idrarla atılması gerekmediği için, anne sütü ile beslenen bebeklerde, böbreğin yükü hafifler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Anne sütündeki antikorlar bebeği mikroplu hastalıklara karşı korur. Bu nedenle anne sütü ile beslenen bebekler ishal, öksürük, nezle ve diğer sık görülen bulaşıcı hastalıklara daha az yakalanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Anne sütünün içerdiği yağ miktarı emme süresine bağlı olarak değişir. Öğünün sonunda gelen sütün yağ miktarı daha fazladır ve bebekte tokluk hissine yol açar. Bu durum bebeğin şişman olmasını önler. Böylece ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek ateroskleroz (damar hastalıkları) ve şişmanlığın neden olabileceği diğer hastalıklardan bebeği korur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Anne sütündeki kolesterol miktarı hazır mama yada inek sütüne oranla daha yüksektir. Ancak bu yüksek kolesterol miktarı ilk aylarda gerekli enzim sistemlerini geliştirir. Böylece ileri yaşlarda ateroskleroza yol açan yağların birikimini önlemek açısından çok önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Anne sütündeki laktoz miktarı çok yüksektir. Laktoz kalsiyumun emilimini arttırır. Bağırsakta vücut için yararlı olan laktobasillerin üremesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Vitamin özellikle A ve C vitaminleri inek sütüne oranla daha yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Anne sütü her zaman temiz ve hazır bir besindir. Hazırlama ısıtma gibi zorlukları yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yapay beslenen bebeklerde görülen süt allerjisi anne sütü ile beslenen bebeklerde görülmez. Çünkü inek sütünde bulunan allerjen proteinler anne sütünde yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Pişikler anne sütü ile beslenen bebeklerde daha az görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Süt salgılama süreci uterus kontraksiyonuna yol açar. Bu nedenle doğumdan sonra anne emzirmeye ne kadar erken başlarsa uterus o kadar kısa sürede küçülür ve normal haline döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bebeğini kendi sütü ile besleme anne-çocuk ilişkisini kuvvetlendirerek bebeğin duygusal doyumunu sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Erken (preterm) doğum yapan annelerin süt bileşimi miyadında doğum yapanlardan farklıdır. Daha fazla protein ve tuz içerir. Bu farklılık preterm bebeğin ihtiyacını karşılamaya uygundur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5548398545175747005?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5548398545175747005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/anne-sutu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5548398545175747005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5548398545175747005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/anne-sutu.html' title='Anne Sütü'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-7692681792942731810</id><published>2008-06-13T02:43:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.836-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gebelik Ve Lohusalık'/><title type='text'>Bebeği Nasıl emzirmeli</title><content type='html'>Yeni doğan bebeklerin en çok ihtiyaç duyduğu besin anne sütüdür. İşte emzirirken dikkat edilmesi gerekenler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğiniz doğduktan sonra ılk yarım saat içinde sütünüzün gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su vermeden mutlaka emzirmelisiniz.İlk 48 saat içinde sık emzirmek sütün yeterliliği açısından önem taşır.Çünkü sık emmeye bağlı olarak süt salgısında artış olacaktır.Bu nedenle sütünüz henüz gelmemiş bile olsa sık emzirmeye devam ediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Kolostrum adı verilen ilk süt protein bakımından oldukça zengindir ve içinde bebeği bulaşıcı hastalıklardan koruyacak bol miktarda antikor taşımaktadır.Kıvamı koyu ve sarımsı bir rengi olan kolostrum sonraki birkaç gün içinde normal anne sütüne dönüşecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Kolostrum sıvısı hamileliğinizin yedinci ayından sonra sağılabilir.Bu aylarda duş altında memenin ayla kısmına (meme başı etrafında bulunan koyu renkli kısım)baş ve işaret parmaklarıyla yapılacak kısa masajlar süt kanallarının açılmasına yardımcı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Bebeğinizi emzirmeden önce ellerinizi yıkayın.Yeni kaynatılmlş ılık suya batırdığınız pamukla meme başlarınızı silin.Bebeğinizi mümkün olduğu kadar dik bir pozisyonda kucağınıza alın.Meme başınızı bebeğin yanağına değdirerek onun içgüdüsel olarak memenize yönelmesini sağlayın.Bebeğinizin meme başını çevresindeki koyu renkli kısımla (ayla) birlikte ağzına almasını sağlayın.Böylece bebek bu kısma dudaklarıyla bastırdıkça meme başından süt gelir.Sadece meme ucunu emerse yeterli süt alamıyacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Gaz sancılarını engellemek için hava yutmasını en aza indirmek gerekir.Bunun için emzirirken bebeğinizi mümkün olduğu kadar yere dik tutmaya çalışın.Gazını çıkarmak için başını omzunuza dayayıp yine dik bir pozisyonda sırtına hafif hafif vurmanız yeterli olacaktır.Bebeğiniz yuttuğu hava ile birlikte bir kısım sütü geri çıkartabilir.Bu nedenle omuzunuza önceden temiz bir peçete yada mendil koymalısınız.Bu işlem 15-20 dakika sürmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Anne sütü ile beslenen sağlıklı bir bebeğe ilk üç ayda ayrıca su vermeye gerek yoktur.Ancak kemik ve diş gelişimi için beslenmeye D vitamini eklenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Bebeğinizi yan yatırmaya özen gösterin.Bu bebeğinizin çıkaracağı süt veya tükürük salgısının nefes borusuna kaçmasını engelleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Bebeğinizi her ağlayışında ve istediğinde emzirmelisiniz.Bu bebeğinizin hem beslenmesini hem de psikolojik olarak doyuma ulaşmasını sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Süt üretiminin uyarılabilmesi için özellikle başlangıçta bebeğinizin her öğünde heriki memedende emmesi gerekir.Bir sonraki emzirme öğününde son emzirmede bıraktığınız meme ile başlayın.İlk günlerde emzirme süresi her göğüs için 3-5 dakika olabilir.Bebeğin emme gücünün artmasıyla birlikte bu süre 10-15 dakikaya uzayacaktır.15 dakika bir göğüs, 15 dakika diğer göğüs şeklinde 30 dakikalık bir emzirme yeterli beslenmeyi sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Bebeğiniz emzirme sırasında genellikle uyuya kalır.Göğüs değiştirme sırasında hafif uyarılarla uyandırılarak diğer göğüsü de emmesi sağlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Göğüs temizliği ve bakımı için kaynatılmış ılık suyla ıslatılmış pamukla silmek yeterli olacaktır.Emzirmeden sonra meme başlarınızı dikkatle kurulayın ve sütyeninizin içine temiz bir bez yada göğüs pedi koyarak kuru kalmalarını sağlayın.Sızan sütle nemlenir nemlenmez bezi değiştirin.Emzirmenin sonunda göğüs ucu sıkılarak çıkan sütün meme başı veya etrafına sürülerek bırakılması göğsün yumuşak kalmasına yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Hamilelik döneminde olduğu gibi emzirme döneminde de doktorunuza danışmadan ilaç kullanmamaya özen gösterin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-7692681792942731810?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/7692681792942731810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/bebegi-nasl-emzirmeli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7692681792942731810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7692681792942731810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/bebegi-nasl-emzirmeli.html' title='Bebeği Nasıl emzirmeli'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-1569639876118685894</id><published>2008-06-13T02:43:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.837-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gebelik Ve Lohusalık'/><title type='text'>Doğum öncesi bakım</title><content type='html'>Kendiniz ve bebeğiniz için yapabileceğiniz en önemli şey, hamile olduğunuzdan kuşkulandığınız anda doğum öncesi bakıma başvurmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok kadın bir doğum uzmanından ya da doğum öncesi bakım sağlayan başka bir doktordan randevu aldığında, hamile olduğunu biliyordur. Tüm semptomlar görülmektedir ve evde yaptıkları bir gebelik testi pozitif sonuç vermiştir. Hamileliğiniz bir testle doğrulanmadıysa, doktorunuzun muayenehanesinde bir test yaptırabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorların çoğu, bir adet gecikir gecikmez özellikle hamile kalmaya çalışıyorsanız doğum öncesi bakıma başvurulmasını önermektedir. En fazla iki adetin gecikmesini bekleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktora gittiğinizde ayrıntılı bir sağlık formu doldurursunuz ve doktorunuz, soruna yol açacak ya da hamilelik sırasında özel önlemleri gerektirecek, önceden varolan bazı durumların söz konusu olup olmadığını anlamak için aile öykünüz ve genel sağlığınız hakkında birçok soru sorar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman gebe kaldığınızı öğrenmek önemlidir, bu nedenle doktor bebeğin ne zaman doğacağını kesin olarak belirlemek için adet düzeniniz hakkında sorular sorar. Ancak bu yalnızca bir tahmindir. Bebeklerin çoğu tam beklendikleri gün doğmazlar. Bir bebeğin tahmin edilen tarihten 2 hafta önce ile 2 hafta sonrası arasında doğması tamamen normaldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıbbi öykünüzü öğrendikten sonra, doktorunuz fiziksel bir muayene ve bir pelvis muayenesi yapar. Tipik olarak, ilk vizitten sonra genellikle hamileliğin son haftalarına kadar pelvis muayenesi bir daha yapılmaz, o zaman da doğumun yakın olup olmadığını belirlemek için yapılır. Kan ve idrar tahlilleri ilk vizitte yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vizit genellikle doktorun sizinle hamilelik konusunda tartışması, beslenme, kilo alma ve egzersiz konusunda öğütlerde bulunması ve vajinal kanama gibi potansiyel komplikasyonlar konusunda sizi uyarmasıyla son bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk vizitten sonra, düzenli vizitleriniz, ağırlık ve kan basıncınızın belirlenmesiyle başlar, ayrıca tahlil için bir idrar örneği vermeniz istenir. Doktorunuz, baş ağrısı, görmede değişiklikler, karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, bacaklarda ya da ayaklarda şişme ya da vajinal kanama gibi sorunların olup olmadığını öğrenmek ister. Doktorunuza sormak için, ay boyunca aklınıza gelen soruları not edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin 10 ila 12 haftasından sonra, vizitin heyecan verici bir parçası, bebeğinizin bir Doppler aletiyle (bir ses yükseltme aracı) teşhis edilen kalp atışını dinlemektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorunuz bebeğin uygun bir şekilde büyüyüp büyümediğini anlamak için karnınızı muayene edecektir. Bazen, döllenmenin gerçekleştiğini düşündüğünüz zaman ile ceninin büyüklüğü arasında bir çelişki olur. Ceninin yaşı söz konusu olduğunda, doktor, ceninin düşünüldüğünden daha büyük olup olmadığını belirlemek için bir ultrason muayenesinin yapılmasını isteyebilir. Bu, doktorun bebeğin kafatasının genişliğini ölçmesi için, ceninin bir resmini kaydetmek üzere yüksek frekanslı ses dalgalarını kullanan acısız bir testtir. Ultrasonografi denilen bu testle, son adet döneminden 7 hafta sonra cenin de görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedene müdahale etmeden sağlık hakkında yaşamsal bilgiler edinilmesini sağlaması açısından, ultrason testi doğum uzmanlarının pratiğinde önemli bir etki yaratmıştır. Cenin yaşını belirlemek için kullanılmasının yanı sıra, birden fazla bebek taşıyıp taşımadığınızı, bebeğin bütün kısımlarının tamam olup olmadığını, uygun bir şekilde büyüyüp büyümediğini, plasentanın konumunu ve bazı durumlarda çocuğun cinsiyetini de açık bir şekilde gösterebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı doktorların muayenehanelerinde küçük ultrason cihazları vardır ve anneyi bebeğin hayatta ve aktif olduğuna ikna etmek için doğum öncesi vizitler sırasında kullanırlar. Ancak genellikle bu birimler cenin hakkında çok ayrıntılı bilgi sağlayamazlar, bu nedenle ultrason incelemelerinin büyük kısmı hastanelerde ya da radyoloji merkezlerinde yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOGUM ONCESI BAKIMIN ONEMI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelik; aileye yeni bir üye katılımının beklentisi ve heyecanıyla yaşanılan çok önemli bir süreçtir. Bu süreçte verilen doğum öncesi bakımla; anne karnındaki bebek gelişiminin yakından takip edilmesi, gebelikteki risk oranlarının saptanması, gereksiz müdahalelerden kaçınılması, anne ve bebek ölümlerinin önlenmesi veya asgariye indirilmesi amaçlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin hedeflendiği şekilde; sağlıklı bir bebek ve sağlıklı bir anneyle sonuçlanması, gebenin ve ona bakım veren sağlık ekibinin görev ve sorumluluğu kapsamındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere de 1915 yılına kadar gebeler ancak doğum anında doktor veya ebe tarafından görülebiliyorlardı. Ülkemizde bunun önemi gün geçtikçe daha iyi anlaşılmakla birlikte, halen büyük bir sorun olarak önemini koruduğu dikkati çekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum öncesi bakım ebelerin ev ziyareti, gebelerin pratisyen hekimlere gitmeleri veya daha ideal şekliyle konunun uzmanlarınca gerekli lâboratuvar desteği altında kliniklerde izlenmeleri şeklinde olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum öncesi bakım uygulamalarının prensipleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Gebelik süresince beslenme ve diğer konularda gerekli eğitimin verilmesi, fiziksel ve ruhsal iyilik halinin temini ve devamını sağlamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Doğumsal engel oluşumuna yol açabilecek nedenleri ortadan kaldırmak veya zamanında tanının konmasının temini ile, bebeğin canlı, sağlıklı ve gününde doğmasını sağlamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Anne ve bebeğinin hayatını tehdit edebilecek veya sağlığını bozabilecek durumları tespit ve tedavi etmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Anneyi sosyal, fiziksel, psikolojik ve eğitsel olarak en üst düzeye çıkarmak suretiyle doğuma, emzirmeye ve bebek bakımına hazırlamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Anneye; genel vücut bakımı, beslenme, aile planlaması, gebelikte tehlike belirtileri, yeni doğanın bakımı ve ihtiyacı olabilecek diğer konularda eğitim verilmesi sağlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda tıbbi ve teknolojik gelişmelere paralel olarak hamilelik bakımının zamanında ve etkin bir şekilde yapılması ile genetik hastalıkların anne karnında iken tespit edilmesi ve gereken tedbirlerin geç kalmadan önceden alınması sağlanmış, anne ve bebek ölümleri büyük bir oranda azaltılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelik ve doğuma bağlı nedenlerle dünyada her yıl 600 bin kadın başka hiçbir sağlık sorunları olmamasına rağmen yaşamını kaybetmektedir. Bu kadınların ölüm nedenleri incelendiğinde, ilk sıralarda doğum öncesi bakımla önlenebilecek kanama, iltihaplanma (enfeksiyon) ve gebelik zehirlenmelerinin olduğu görülmektedir. Bu nedenle doğum öncesi bakım; gebelik oluştuğu anda başlanmalı ve sağlıklı bir bebek dünyaya gelene kadar aksatılmadan devam edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun olmadan ilerleyen bir gebelikte, doktor tarafından aksi söylenmediği takdirde planlı ve düzenli bir şekilde yapılması gereken doğum öncesi bakım ve kontroller; gebeliğin ilk üç ayında bir kez, 4-7 nci aylar arasında ayda bir, 8 nci ayda 15 günde bir ve 9 ncu ayda ise haftada bir kez olmak üzere yapılması gerekir. Kontrol süreleri ve bu kontrollerde yapılacak işlemler aşağıdaki çizelgede belirtilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum Öncesi Bakım Periyodu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk 12 Hafta :&lt;br /&gt;Şikâyetlerin ve soruların dinlenmesi,&lt;br /&gt;Psikolojik ve sosyal desteğin sağlanması,&lt;br /&gt;risklerin belirlenmesi,&lt;br /&gt;Sağlık durumunun değerlendirilmesi,&lt;br /&gt;Genel danışmanlık hizmeti ve öneriler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13-24 Hafta :&lt;br /&gt;Gelişimin ve ağırlık artışının takibi,&lt;br /&gt;Nabız ve Kan basıncı kontrolleri&lt;br /&gt;Rahim büyümesi&lt;br /&gt;Çocuk kalp sesi takibi (ÇKS)&lt;br /&gt;Beslenme ile ilgili öneriler&lt;br /&gt;Şeker hastalığı yönünden değerlendirme(Şeker yükleme testi)&lt;br /&gt;Genetik inceleme (Üçlü Tarama Testi)&lt;br /&gt;Gerekirse Amniosentez (çocuk kesesinden su alınması)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28-32 Hafta :&lt;br /&gt;Rahim içindeki bebeğin gelişimi&lt;br /&gt;Gebelik krizleri yönünden takip&lt;br /&gt;Tetanoz aşısının yapılması&lt;br /&gt;Doğuma hazırlık&lt;br /&gt;Bebek bakımı ve doğum kontrolü ile ilgili eğitimin verilmesi&lt;br /&gt;Kan basıncı, nabız ve solunum = Normal &amp; Şişlik (ödem) = Yok &amp; İdrarda albümin (protein) =Yok ise Diğer kontrollerde idrar tetkiki gerekmez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;34-36 Hafta :&lt;br /&gt;Bebeğin gelişiminin takibi,&lt;br /&gt;Annenin kan seviyesinin değerlendirilmesi&lt;br /&gt;Bebeğin pozisyonu ve rahim içi yerleşimi&lt;br /&gt;Doğum yapılacak merkezin belirlenmesi&lt;br /&gt;Doğum belirtileri ve doğum yardımı&lt;br /&gt;Meme muayenesi ve emzirme eğitimi&lt;br /&gt;Doğum sonu aile planlaması eğitimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;37-38-39-40 Hafta :&lt;br /&gt;Bebeğin geliş pozisyonunun tespiti&lt;br /&gt;Doğum eylemi&lt;br /&gt;Vücudun genel inceleme bulguları&lt;br /&gt;Genel danışmanlık hizmetinin verilmesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-1569639876118685894?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/1569639876118685894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/dogum-oncesi-bakm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1569639876118685894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1569639876118685894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/dogum-oncesi-bakm.html' title='Doğum öncesi bakım'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-358384377375591512</id><published>2008-06-13T02:42:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.837-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gebelik Ve Lohusalık'/><title type='text'>Gebelik Testleri</title><content type='html'>Hamile olup olmadığınızı en erken anlamanın yolu gebelik testi yaptırmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 günlük döllenmiş yumurta, insan koryon gonadotropini (hCG) denilen bir hormon salgılamaya başlar. Bu hormon vücut suyunda vücudun dokularına yayılır. Başlangıçta kanda bulunabilir, kısa bir süre sonra ise idrarda teşhis edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelik testlerinin çoğu, kan örneğinden daha kolay alınan idrar örneği ile yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hCG nin varlığını tespit etmek için birçok idrar tahlili tipi kullanılır. Çoğu, hCG ile bir hCG antikoru arasındaki bir reaksiyona dayanır. İlk reaksiyonun gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek için ikinci bir reaksiyona ihtiyaç vardır. Bu genellikle bir renk değişimidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı kadınlar evde yapılan gebelik testlerini kullanmaktadırlar. Bu test paketleri çoğu eczaneden alınabilir. Çoğu, bir test tübünde idrarla karıştırılan bir solüsyon içerir. Belirli bir süre teste göre değişmek üzere birkaç dakikadan birkaç saate kadar geçtikten sonra, hamileyseniz koyu bir halka oluşur. Bazı markalarda, bir renk değişimi gebeliği belirtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelik testini evde yapmaya karar verdiyseniz, talimatları dikkatle izleyin. Ayrıca ister evde ister laborutuvarda yapılsın, günün ilk idrarını kullanırsanız gebelik testi daha doğru olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdrar testlerinin doğruluğu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrulukları, karmaşık olabilecek talimatları ne kadar iyi izlediğinize çok bağlıdır. İlk kez kullananların ya da deneyimsiz kullanıcıların doğru bir test sonucuna ulaşmaları daha küçük bir olasılıktır ve hiçbir test kusursuz değildir. Ayrıca gebelik testleri, özellikle gebeliğin ilk günlerinde uygulandıklarında, hamile olduğunuz halde olmadığınızı gösterebilirler. Bunun nedeni, gebeliğin ilk zamanlarında hCG düzeylerinin düşük olması ve teşhis edilememesidir. Bu nedenle, herhangi bir gebelik testinin negatif sonuçları, pozitif bir sonuçtan daha az güvenilirdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde yapılan gebelik testleri tarama testleri olarak kabul edilmelidir. Test sonucu negatifse ama gebelik belirtileri gösteriyorsanız, doktorunuza başvurun. Sonuç pozitifse, onaylaması ve doğum öncesi bakım için doktorunuza gidin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamileyseniz ve adetiniz 4 ila 7 gün geciktiyse, bir klinikte ya da doktorunuzun muayenesinde yapılan idrar testinin sonuçları dörtte üç oranında pozitiftir. Adetiniz 2 hafta geciktiyse, doğruluk oranı yüzde i00e yaklaşır. Evde yapılan gebelik testlerinin sonuçları, adetin gecikmesinden 10 gün sonra yapıldıklarında yüzde 95 oranında doğrudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdrara dayalı gebelik testleri en sık olarak kullanılmaktadır, ama bazı durumlarda, daha kesin olduğu ve hamileliği daha erken teşhis edebildiği için bir kan testi de uygulanabilir. Dış gebelik yumurtanın fallop tüpünde ya da rahim dışında bir yerde gelişmeye başladığı gebelik durumunda, idrara dayalı gebelik testlerinin negatif sonuçlarına karşın, kadında tüm gebelik belirtileri görülebilir. Bunun nedeni, yumurta rahimde olmadığı zaman hCG düzeylerinin yüksek olmamasıdır. Ancak kan testi daha hassastır ve gebeliği teşhis edebilir. Dış gebelik potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir durum olduğu için, bu bilgi annenin hayatının kurtulmasına yardımcı olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-358384377375591512?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/358384377375591512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/gebelik-testleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/358384377375591512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/358384377375591512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/gebelik-testleri.html' title='Gebelik Testleri'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-7956556391996349592</id><published>2008-06-13T02:41:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.837-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gebelik Ve Lohusalık'/><title type='text'>Hamilelik sırasında cinsellik</title><content type='html'>Toplumumuzda cinsellik üzerine konuşma ve tartışma günümüzde hala tabular arasındadır. Bir kısım kadın bu konuyu doktoruna açmaktan kaçınırken, bazen de doktorlar bu konuyu hastası ile açıkça konuşmaktan kaçınır. İşte gebelikte cinselliğin kuralları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim kopukluğundan çiftler gebelikte seksten uzak durmaları gerektiği mesajını çıkarırlar ya da halk arasındaki inançlara göre davranırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk arasında birinci trimestr (gebeliğin ilk 16 haftası) de cinsel ilişkinin düşük ile sonuçlanacağı inancı yaygındır. Bilimsel olarak en fazla gebelik kaybının 1. trimestr de olduğu gebelik kayıplarının cinsel ilişki nedeni ile olmadığı, genetik bozukluklara bağlı olduğu bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeler cinsel istek artışına rağmen cinsel ilişkinin rahim ağzının açılmasını kolaylaştıracağı ve erken doğuma neden olacağı, damarların açılıp kanayacağı, erkek cinsel organının bebeğin başına zarar vereceği gibi asılsız, rahatsız edici düşünce ve inanışlara kapılıp cinsellikten uzak dururlar. Her ne kadar orgazm (boşalma) oksitosin (rahim kasını kasıcı madde) salgılanmasına neden olup rahim kasılmalarına yol açsa da bunlar doğumu başlatmaz, erken doğuma neden olmaz. Cinsel ilişki bebeğe (fetusa) zarar vermez erkek cinsel organının bebekle fiziksel olarak teması yoktur. Anne karnındaki bebek rahim kasları, içinde bulunduğu gebelik kesesi ve kese içindeki sıvı ile darbelere karşı koruma altındadır. Rahim ağzı kanalındaki (servikal kanal) salgıların koyulaşması ile oluşan mukus tıkaç bakterilerin ve semenin (sperm) rahim içine girmesini engelleyen bir bariyer oluşturur. Cinselliğe engel oluşturacak tıbbi problemler olmadıkça gebelik süresince hatta son güne kadar cinsel ilişki yasak değildir. Gebeler cinsel ilişkinin zararlı olabileceği koşulları kendi kendine değerlendirebilecek bilgi donanımından yoksun oldukları için bu konuda kadınlar en sağlıklı bilgileri kadın doğum uzmanlarından alabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda belirtilen şartlar haricinde gebelere cinsel ilişki yasak değildir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Gebelik kesesinin erken açıldığı, suların erken geldiği durumlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Vajinal kanama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Önceki gebeliklerde erken doğum tehdidi öyküsü ve şimdiki gebelikte erken doğum tehdidi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Partnerin cinsel yolla bulaşan hastalık taşıyıcısı olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Plasenta previa (çocuğun eşinin önde olması ve rahim ağzı kanalını kapattığı durumlar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Çoğul gebelikte gebeliğin son aylarında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;� Kadın doğum uzmanınızca cinselliğe yasak getirilen diğer durumlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-7956556391996349592?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/7956556391996349592/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/hamilelik-srasnda-cinsellik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7956556391996349592'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7956556391996349592'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/hamilelik-srasnda-cinsellik.html' title='Hamilelik sırasında cinsellik'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-1159012129960780322</id><published>2008-06-13T02:41:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.837-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gebelik Ve Lohusalık'/><title type='text'>Gebelik ve risk</title><content type='html'>Hiçbir zaman garantisi yoktur, ama hamile kadınların büyük çoğunluğu zamanında ya da yakın bir zamanda sağlıklı, normal bebekler doğururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bazı faktörler düşük, ölü doğum, rahim içi büyüme geriliği ve erken doğum gibi hamilelik komplikasyonları riskini arttırma eğilimindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu faktörlerin bazıları yaş gibi büyük ölçüde bizim denetimimizin dışındadır. Sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımı gibi diğer faktörlerden kaçınmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaş özel bir dikkat gerektiriyor, çünkü günümüzde birçok kadın hamileliği 30 lu, hatta 40 lı yaşlara erteliyor. Bu ne kadar güvenlidir? Yine, 35 yaşından büyük sağlıklı kadınların büyük çoğunluğu sorunsuz hamilelikler geçirmektedir. Bu kadınların çoğu hamileliğini planladığı için, genellikle motivasyonları çok yüksektir ve kendilerine özellikle iyi bakarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak anne ve çocuk için risk artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;35 yaşından büyük kadınlarda şeker ve yüksek tansiyon genç kadınlara göre daha sık ortaya çıkmaktadır. Düşük ve ölü doğum oranı biraz daha yüksektir. Erken doğumu gerektiren nadir bir durum olan plasenta previa yaşlı annelerde daha yaygındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum sancıları da ilk kez anne olan daha yaşlı kadınlarda biraz daha uzun sürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlu yaşlardaki kadınlar da hamilelik komplikasyonları açısından yüksek risk altındadırlar. Genç annelerin kendilerine dikkat etmeye daha az özen gösterdikleri düşünüldüğünde, risk tamamen yaşla ilişkili olmayabilir. Bu genç kızlar yetersiz diyetler uygulamakta, doğum öncesi bakıma pek az ilgi göstermekte ya da hiç göstermemektedirler; sonuç olarak preeklampsi ve eklampsi sık sık toksemi olarak adlandırılan, potansiyel olarak öldürücü bir durum daha fazla görülmektedir. Onlu yaşlardaki hamile kadınların da düşük, rahim içi büyüme geriliği, ölü doğum ve erken doğum oranları birkaç yaş daha büyük kadınlara göre daha yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetersiz diyet doğum kilosu düşük bir bebek doğurma riskinizi arttırır, bu bebeği enfeksiyona, hastalığa ve ölüme daha açık hale getirir. Yeterli kilo alamamak, bebeğinizi kötü bir şekilde etkileyebilir. Doktorların çoğu 9 ila 13 kilo arasında kilo alınmasını, ortalama olarak 11 kilo alınmasını tavsiye ediyor. Yaşamınızın büyük kısmında kötü beslendiyseniz, hamilelik sırasında uygulanan iyi beslenmeye rağmen bebeğiniz bunun etkilerini hissedebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içenlerin bebekleri daha küçük olma eğilimindedir. Ayrıca, sigara içen bir kadın-da düşük ya da ölü doğum riski sigara içme-yen bir anneye göre biraz daha yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alkol, gelişmekte olan bebekte anormal değişikliklere yol açabilir. Fetal alkol sendromu, doktora içki alışkanlıklarının daha ılımlı olduğunu söyleyen annelerin bebeklerinde de ortaya çıktığı bilindiği halde, en fazla alkoliklerin ve aşırı içenlerin bebeklerinde görülmektedir. Bu bebeklerde yüz anormallikleri, kol, bacak ve kalp kusurları görülmektedir. Bazılarının büyümesi geri kalmakta ve ayrıca zeka geriliği de görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafein; kahve, çay, çikolata ve kolada bulunan bir uyarıcıdır. Çok kahve tüketen kadınların bebekleri ortalamadan biraz daha küçük olma eğilimindedir. Ancak bu kadınlar genellikle sigara da içtikleri için, kafeinin düşük kilodan sorumlu olup olmadığı bilinmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röntgenden gelen radyasyon cenine zarar verebilir. Bu nedenle mümkünse karına yönelik röntgenden kaçının.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorlar artık röntgenin cenin üzerindeki potansiyel tehlikelerinin tamamen farkındadırlar. Ayrıca, donanım daha az radyasyonu gerekli hale getirecek şekilde geliştirilmiştir. Bu faktörler birleşerek, hamile bir kadının röntgen muayenesi gerektiren tıbbi bir sorunu olduğunda, röntgen muayenelerini güvenli hale getirmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamileyseniz, diş, baş ya da kol ve bacaklar için röntgen çektirmeniz güvenlidir. Modern teknikler karnınızı korur ve vücudunuzda röntgene maruz kalan tek kısım röntgenin odaklandığı bölge olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum kusurları tüm yeni doğanların yüzde 2 ila 3 ünde ortaya çıkmaktadır. Bazı kusurlar annenin yaşıyla ilişkilidir. Örneğin, 30 yaşındaysanız, mongol bir bebeğe sahip olma şansınız 885 de l dir, ama 40 yaşın üzerindeyseniz olasılık 109 doğumda l dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum kusurları riskinin, hamile kadın tarafından alınan bazı ilaçlarla, şeker, rahim için enfeksiyonları ve alkolizm gibi hastalıklarla arttığı bilinmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-1159012129960780322?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/1159012129960780322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/gebelik-ve-risk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1159012129960780322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1159012129960780322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/gebelik-ve-risk.html' title='Gebelik ve risk'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-1420499198642876550</id><published>2008-06-13T02:40:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.838-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gebelik Ve Lohusalık'/><title type='text'>Gebelikle ilaç</title><content type='html'>Hamilelik sırasında aldığınız hemen her ilaç bebeğinizi de etkiler. Aspirin gibi görünüşte zararsız bir ilaç bile, plasentadan geçerek bebeğinize ulaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle, doktorunuz onaylamadıkça ilaç almaktan kaçının. İlacın zorunlu olduğu bir rahatsızlığınız varsa, doktorunuz bebeğinizi gereksiz yere tehlikeye atmadan sorununuza yardımcı olacak bir ilaç seçecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen ceninin bir ilaca maruz kalmasının etkileri yıllarca ortaya çıkmayabilir. Dietilstilbestrol (DES) alan kadınların kız çocuklarında ortaya çıkan durum budur. Bu ilaç düşük tehlikesi olduğu düşünülen ya da daha önce düşük yapmış kadınlara yaygın bir şekilde veriliyordu. 1970 lerde, gelişme çağındaki bir çok kızda ve genç kadında olağandışı vajina, rahim boynu ve rahim değişiklikleri olduğu teşhis edildi. Ortak noktaları, annelerinin hamilelik sırasında DES almış olmalarıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenini ters bir şekilde etkilediği bilinen ilaçlara teratojenler denir. Genel olarak, ilaç almanın en tehlikeli olduğu zaman hamileliğin ilk üç ayıdır, çünkü cenin gelişimi o zaman gerçekleşir ve cenin zedelenmeye çok açıktır. Ancak, aspirin gibi bazı ilaçlar hamileliğin daha sonraki dönemlerinde daha tehlikelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıbbi bir rahatsızlığı tedavi etmek için mutlaka gerekli olmadıkça, hamilelik sırasında çoğu ilaçtan kaçınmak gerekir, ama bazı durumlarda ilaçlar cenine zarar vermekten çok yararlı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ceninin kalp atım hızındaki bazı anormallikler, annede kalp anormalliği olmasa bile, anne aracılığıyla kalp ilaçları uygulanarak tedavi edilebilir. Aynı şekilde, doktorunuz, tıbbi bir sorun nedeniyle doğumun gebeliğin 32. haftasından önce suni olarak başlatılması gerektiğine karar verirse, bebeğin doğumdan sonra nefes&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alabilmesini sağlamak için bebeğe doğumdan önce kortikosteroid ilaçlar verilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen hamilelikte ilaçlardan kaçınmak mümkün olmayabilir. Bazı kadınlarda ilaç gerektiren şeker ya da hipertansiyon gibi kronik hastalıklar vardır. Birçok hamile kadında antibiyotiklerin kullanımını gerektiren idrar enfeksiyonları ortaya çıkar. Ve doktorlar sık sık virütik bir hastalık nedeniyle yüksek ateşi olan hamile hastalarına asetaminofen almalarını önerir, çünkü uzun süren yüksek ateş cenin için potansiyel olarak tehlikelidir. Aşağıda doğum kusurlarına yol açtığı bilinen ya da yol açtığından kuşkulanılan bazı ilaçlar belirtilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lsotretinoin (Accutane) akne için kullanılan bir ilaçtır. Kalp hastalığına ve ciddi yüz ve kulak anormalliklerine yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antibiyotik streptomisin hamile bir kadın tarafından uzun süre kullanıldığında sağırlığa yol açabilir; tetrasiklin kemik büyümesinin geri kalmasına neden olabilir ve diş rengini değiştirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dicumarol kalp rahatsızlığı ya da aşırı kan pıhtılaşması olan bazı hastalar tarafından kullanılan bir antikoagülandır [kanın pıhtılaşmasını önleyen ya da geciktiren madde]. Anormal yüz uzuvları ve zeka geriliği bu ilacın kullanımıyla ilişkilendirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nöbetli hastalıklar (epilepsi) için kullanılan, konvülsiyonları önleyici bir ilaç olan dilantin tümörlere, büyüme geriligine ve başka anormalliklere yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su tutulması sorun olduğunda kullanılan diüretikler, aşırı kullanıldıklarında ceninin beslenmesini etkileyebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metiltestosteron dişi ceninde erkek özelliklerinin gelişmesine neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakinleştiriciler doğumdan sonra aylarca devam eden titremeler yaratabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valium depresyona yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu eksiksiz bir liste değildir. Herhangi bir ilacı almadan önce mutlaka doğum uzmanınıza danışın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-1420499198642876550?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/1420499198642876550/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/gebelikle-ilac.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1420499198642876550'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1420499198642876550'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/gebelikle-ilac.html' title='Gebelikle ilaç'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-8121332199191026132</id><published>2008-06-13T02:40:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.838-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gebelik Ve Lohusalık'/><title type='text'>Gebelikte kanama</title><content type='html'>Hamilelik sırasında vajinadan gelen kanama, yanlış bir şeyler olduğunun göstergesidir. Hemen doktorunuzu arayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamileliğin ilk 20 haftasında, kanama genellikle düşükle ilişkilendirilir. Düşük sırasındaki kanama hafif ya da ağır olabilir. Hiçbir uyarı olmayabilir ya da önce kahverengimsi bir akıntı fark edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamileliğin ilk günlerinde, yumurta rahmin içine tutunurken, bazı lekeler görebilirsiniz. Ayrıca tüm hamile kadınların yaklaşık 20 sinde, ilk günlerinde düşükle sonuçlanmayan kanamalar olmaktadır. Bu nedenle, tehlikeli olmayabilir de, ama mutlaka doktorunuza danışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamileliğin 20. haftasından sonraki kanamalara doğum öncesi kanama denir. Bu, erken gebelik kanamasından daha az yaygındır ve kadınların yüzde 2 sinden daha azında görülür. Doğum öncesi kanaması, plasenta previa , dış gebelik, düşük ya da erken doğum dahil olmak üzere birçok nedeni vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok durumda, kanama hafiftir. Ancak, ciddi bir kanama sizin ve bebeğinizin hayatını tehlikeye sokabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin ilk aylarından sonra kanama başlarsa, derhal doktorunuzu görün. Hastaneye yatırılmanız ve kanamanın nedeninin belirlenmesi için ultrason gibi testlerden geçmeniz gerekebilir. Kanama ağırsa, kan nakli gerekli olabilir. En kötü durumda, doğum suni olarak başlatılır ya da bir sezeryan ameliyatı yapılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-8121332199191026132?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/8121332199191026132/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/gebelikte-kanama.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8121332199191026132'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8121332199191026132'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/gebelikte-kanama.html' title='Gebelikte kanama'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-4514436795984134131</id><published>2008-06-13T02:39:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.838-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gebelik Ve Lohusalık'/><title type='text'>Kürtaj</title><content type='html'>Açma ve kürtaj yapma küçük bir operasyondur. Doktor önce rahim ağzını açar sonra rahimin iç duvarlarını kazımak için içeriye kaşık biçiminde bir alet sokar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahim ağzı normalde çok dar ve sıkıdır. Doktor kürtaj sırasında bunu açabilmek için ya gittikçe kalınlaşan çubuklar sokar veya başka aletlerle açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geleneksel kürtajda rahimin iç zarı kaşık biçiminde bir aletle kazınır. Ancak, günümüzde doktorlar endometrial dokuyu çıkarabilmek için vakum aspirasyonu (düşük basınçlı emme) kullanıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtaj, çoğunlukla bir sorun teşhis etmek için kullanılır. Çok sık veya şiddetli adet kanamalarınız varsa, doktor rahimden kazınan dokuları mikroskopla inceleyerek sebebin ne olduğuna karar verebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen kürtajın kendisi geçici olarak veya tümüyle sorunu çözebilir. Buna ilaveten kürtaj rahim fibroidleri, endometrial polipler, rahim kanseri ve rahim ağzı kanseri-nin de teşhisi için de yararlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtaj bazı sorunların teşhisinden çok tedavisinde kullanılır. Rahim ağzından dışarı çıkan endometrial polipler kürtaj sırasından alınabilir ve oldukça sık olarak fibroidleri de kazıyıp çıkarmak mümkün olabilir, aslında bu genellikle büyük bir ameliyatı gerektirir. Kürtaj bazen endometrial hiperplazi denilen bir duruma çare olarak da uygulanır. Bu durum rahim iç duvarının çok fazla kalınlaşmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer düşük yapmışsanız veya hatalı bir kürtaj geçirmişseniz, rahim içinde kalan parçaların, enfeksiyona engel olmak için, kazınması veya vakumla çekilmesi gerekir. Eskiden kürtajlar hep aynı sistemle yapılırken gitgide yerini vakum aspirasyonuna bırakmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtaj, bir doktor muayenehanesinde lokal anesteziyle yapılabilir. Buna rağmen doktorlar bunu bazen hastanede bayıltarak yapmayı tercih ederler. Böylece alt karın kasları tümüyle gevşer ve daha ayrıntılı bir inceleme mümkün olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer hastanede kürtaj olduysanız aynı gün veya ertesi gün evinize gidebilirsiniz. Kürtajı takip eden birkaç gün vajinal kanamanız olur, bazı kramplar ve sırt ağrıları hissedebilirsiniz ama genellikle hemen normal hayatınıza dönebilirsiniz. Ama rahim ağzı ve endometrium tamamen iyileşip normal halini alana kadar, birkaç hafta cinsel ilişkide bulunmamanız ve tampon kullanmamanız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtaj basit bir süreç olmasına rağmen, hiçbir ameliyat tümüyle tehlikesiz değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ender de olsa, kanama veya enfeksiyon olabilir, operasyon sırasında rahim veya çevresindeki organlar delinebilir veya anestezi sırasında bazı komplikasyonlar ortaya çıkabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-4514436795984134131?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/4514436795984134131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kurtaj.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4514436795984134131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4514436795984134131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kurtaj.html' title='Kürtaj'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5833786240085067430</id><published>2008-06-13T02:37:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.838-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gebelik Ve Lohusalık'/><title type='text'>Ultrason</title><content type='html'>İsviçreli bilim adamları, bebeğin ana rahmindeki gelişmesini görmek için sıkça başvurulan � ultrason cihazı�nın beyni etkilediğini açıkladı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana rahmindeki bebeğin gelişme ve sağlık durumu ile cinsiyetinin teşhis edilmesinde hekimlerin baş yardımcısı olan ultrason cihazının, bebeğin beynini etkilediği ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik keşfedilen en önemli bulgu, ultrason dalgalarına maruz kalan çocuklarda solaklığın yaygın olduğu. Ancak bu bile, bilim çevrelerinde ultrasonun bilinmeyen başka etkilerinin de olabileceği kuşkusunu yaratmaya yetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solak yapıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere�de yayınlanan The Sunday Telegraph gazetesine göre, İsveçli bilim adamları hamilelik boyunca ultrasonla izlendikten sonra 1970�lerde doğan 7 bin kişi ile aynı yıllarda doğan ve ultrason dalgaları tatbik edilmemiş 170 bin kişiyi karşılaştırdılar. Bilim adamları annesi ultrasona girmiş kişilerde solak sayısının dikkat çekici biçimde yüksek olduğunu saptadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son aylar zararlı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle 1975�ten sonra doğan, anne karnında ultrasona maruz kalmış çocuklarda solaklık oranının yüzde 32�lere kadar yükseldiğini belirten uzmanlar, bunun nedeni, tıbbın ultrasonu hamileliğin son aylarında da kullanmaya başlamasına bağladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ultrasonu reddedin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmalarının sonuçlarını Epidemiology adlı bilimsel dergide de yayımlayan bilim adamları, hamileliğin son aylarında hamile kadının ultrasona girmesinin birçok ülkede rutin hale geldiğine belirterek, kadınların ultrasona girmeyi reddetmemesini de istedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5833786240085067430?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5833786240085067430/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/ultrason.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5833786240085067430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5833786240085067430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/ultrason.html' title='Ultrason'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-3811465814479483298</id><published>2008-06-13T02:37:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.838-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gebelik Ve Lohusalık'/><title type='text'>Sezeryan</title><content type='html'>Sezeryan, yüzyıllardan beri ölen annenin karnındaki çocuğu kurtarmak için uygulanan bir yöntem olmasına karşın, ancak 19. yüzyılda anestezi ve aseptik cerrahi ortaya çıktıktan sonra zor doğumlarda anne ve bebeğin hayatını kurtarmak için güvenle uygulanabilen bir yöntem olmuştur. Gerçekte sezeryan en son çare olarak başvurulacak bir yöntem olmasına rağmen günümüzde bebeklerin % 20si sezeryanla doğmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok eleştiri olsa da sezeryan yapıldığı için bugün hayatta olan birçok kadın ve bebeğin olduğu da bir gerçektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezeryan karnın ve rahimin kesilerek açıldığı cerrahi bir girişimdir. Daha sonra bebek buradan dışarı çıkarılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezeryan yapılmasını gerektiren birçok koşul bulunmaktadır. Bazı erken doğan bebeklerin bu yolla daha çok yaşama şansı vardır. Makat ya da diğer anormal pozisyonlarla gelen bebekler daha çok sezeryanla doğurtulmaktadır. Eğer bebek çok büyük veya annenin doğum kanalı çok darsa sezeryan tek güvenilir doğum yoludur. Rahim ve vajinanın bazı şekil bozuklukları doğum kanalını tıkadığı için bu ameliyatı gerektirir. Eğer annede preeklampsi, şeker hastalığı, genital herpes ya da yüksek tansiyon varsa sezeryan yapılabilir. Plasenta previa gibi plasenta anomalileri de sezeryan gerektirir. Anne karnındaki bebekler ikiz ya da daha çok ise doktorunuz sezeryan önerebilir. Rahim kasılmalarının yetersiz olması nedeniyle doğum uzadığında birçok doktor anne ve bebeğin sağlığı için sezeryanın daha iyi olduğuna inanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları, bu ameliyatın çok sık yapıldığına ve doktorların en küçük bir zor doğum olasılığıyla karşılaştıklarında sezeryan yaptıklarına inanırlar. Bu tür uygulamalar yapılmaktadır, ancak çoğu sezeryan için geçerli değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişmiş cenini monitörle izleme teknikleri bize ceninin sağlığı ve doğum sürecine dayanıp dayanamayacağı konusunda önemli bilgiler sağlamaktadır. Ceninin tehlikede olduğunu düşündüren bir durum ortaya çıkarsa birçok doktor hemen sezer-yan yapmaktadır. Aynı zamanda, ameliyat tekniğinde, anestezide ve antibiyotiklerdeki gelişmeler de ameliyatın anne için daha güvenli bir hale gelmesini sağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giderek daha çok kadın çocuk doğurmayı hayatının daha geç dönemlerine ertelemektedir. Bu kadınlar ve bebekleri gençlere göre daha büyük bir tıbbi komplikasyon tehlikesi altındadır. Bu nedenle, bu grupta sezeryan daha yaygındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prosedür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer size sezeryan yapılması gerekiyorsa uyutmak için bir anestezik ilaç verilecektir. Genel anestezi ile uyutulmanızın gerektiği acil bir ameliyat olmadıkça ağrı hissetmeden uyanık kalmanızı sağlayan epidural ya da spinal anestezi denen bir yöntem uygulanacaktır. Bazı hastaneler acil bir sezeryan olmadıkça eşinizin de ameliyethaneye girmesine izin vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezeryan ameliyatı bir saatten kısa sürmektedir. Karın iki şekilde açılabilir. Biri karnın alt bölgesinin enlemesine, diğeri uzunlamasına kesilmesiyle yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahime ulaşıldığında da yaygın olarak kullanılan iki kesiden biri yapılabilir. En yaygın olarak kullanılan yöntem rahmin alt kısmının enlemesine kesilmesidir. Bu daha iyidir ve uterus yırtığı oluşma olasılığı azalır. Diğer durumda ise doktorunuz rahmi uzunlamasına bir kesiyle açacaktır. Bu, rahimde daha büyük bir giriş sağlayacaktır ve bebeğin büyük olduğu durumlarda veya çok büyük bir kafası olduğu biliniyorsa yapılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahim açıldıktan sonra, doktor bebeği dışarı çıkarmak için forseps kullanabilir. Plasenta da çıkarılır ve daha sonra karın kapatılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komplikasyonlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezeryan eskiden olduğundan daha güvenli olsa da ve kadınların çoğu iyileşse de bazı komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Sezeryan büyük bir ameliyattır ve diğerlerinde olduğu gibi yara yerinde enfeksiyon oluşma riskinin yanı sıra mesane ve böbrek enfeksiyonu oluşma tehlikesi de vardır. Kanama nadirdir ancak şiddetli olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezeryan yapılan kadınlarda ölüm oranı vajinal yolla doğum yapanlardan 2 ila 4 kat daha yüksektir. Bununla birlikte, ölen kadınların çoğu daha önceden hastalığı olan kadınlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyileşme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezeryan duygusal sorunlar yaratabilir çünkü yeni bebeğinize bağlanmanızı engelleyebilir. Başlangıçta kendinizi sersemlemiş ve ağrılı hissedeceğinizden bebeğinizle daha az zaman geçirmek isteyebilirsiniz. Ameliyatın yapıldığı gün hareket etmeniz çok zor olacaktır. İştahınız varsa yemek düzeninizi bozmayın. Kendinizi iyi hissettiğinizde bebeğinizi kucağınıza alabilir ve emzirmeye başlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezeryandan sonra ortalama 5-6 gün hastanede yatabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecekteki gebelikler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezeryan yapılan kadınlar doğal olarak bir sonraki gebelikleri konusunda endişelenirler. Bir kez sezer-yan yapıldığında daha sonraki doğumlarınızda da sezeryan yapılması gerekir. Bunun nedeni, her l00 doğumun 2 sinde görülen normal doğum sırasında rahmin eski yara yerinden yırtılma riskidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla birlikte, günümüzde sezeryan olan kadınların %60ı daha sonra normal yolla doğum yapabilmektedir. Bu durum ilk ameliyatın yapılma nedenine ve bu koşulların halen var olup olmadığına bağlıdır. Örneğin, sezeryan bebeğiniz tehlike içine girdiği için yapılmışsa bir sonraki bebek normal yolla doğuma dayanabilir. Ancak doğum kanalınız çok darsa gelecekteki doğumlarınız da sezeryanla olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal yolla doğumu deneyip deneyemeyeceğinizi belirleyen diğer faktörler rahime yapılan kesinin cinsi ve ilk sezeryanda yara yerinde enfeksiyon gelişip gelişmediğidir. Rahiminizdeki eski kesi yeri enlemesineyse normal doğum için bir aday olabilirsiniz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-3811465814479483298?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/3811465814479483298/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sezeryan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/3811465814479483298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/3811465814479483298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sezeryan.html' title='Sezeryan'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-8563790442496237735</id><published>2008-06-13T02:36:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.839-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyet ve Beslenme'/><title type='text'>Yüksek Kolesterolun Tedavisi</title><content type='html'>Tedavide LDL-kolesterol düzeyi esas alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastada kalp ve damar hastalığı yoksa, LDL-kolesterol düzeyinin 130 mg/dl�nin altına düşürülmesi hedeflenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişide kalp ve damar hastalığı varsa (kalp krizi, koroner arter daralmasına bağlı göğüs ağrısı, koroner damar ameliyatı hikayesi, balon anjiografi, beyine, böbreğe, bacaklara giden damarlarda kolesterol birikimi gibi), LDL-kolesterol düzeyi, 100 mg/dl�nin altına düşürülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaç tedavisinden önce denenmesi gereken yöntemler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle beslenme alışkanlığınızı değiştirin.&lt;br /&gt;* Kızartmalardan kaçınınız.&lt;br /&gt;* Kırmızı et yerine beyaz et tüketin. Tavuğun derisini çıkartın ve etin üzerindeki yağları ayırın.&lt;br /&gt;* Kaymak ve yağlı süt yerine yağsız ya da yarı yağlı süt tercih edin.&lt;br /&gt;* Sıvı bitkisel yağlar (zeytinyağı, çiçek yağı, mısır yağı, soya yağı gibi) doymamış yağ oranı yüksek yağlardır. Bunları tercih edin. Katı yağlardan uzak durun.&lt;br /&gt;* Alışveriş yaparken hazır gıdaların etiketlerini okuyarak, yağ miktarlarına göre alın.&lt;br /&gt;* Doymuş yağ oranı yüksek olan yiyecekler yerine nişastalı ve lifli besinler tercih edin.&lt;br /&gt;* Sakatatlardan (karaciğer, böbrek ve beyin gibi) uzak durun.&lt;br /&gt;* Daha az yumurta ve yumurta kullanılarak hazırlanmış yiyecek tüketin.&lt;br /&gt;* Daha fazla meyve ve sebze tüketin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara bırakılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer tansiyon yüksekliği de varsa buna yönelik beslenme değişiklikleri de yapılmalıdır (tuzun azaltılması gibi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeker hastalığı varsa mutlaka kontrol altına alınmalıdır. Gerekirse insülin kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilonuz fazla ise mutlaka kilo vermelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli egzersiz HDL-kolesterolü yükseltir, LDL-kolesterolü düşürür. Haftada, 3 - 5 kez, 30-45 dakika yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklete binme gibi sporlar yapılmalıdır.|&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-8563790442496237735?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/8563790442496237735/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/yuksek-kolesterolun-tedavisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8563790442496237735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8563790442496237735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/yuksek-kolesterolun-tedavisi.html' title='Yüksek Kolesterolun Tedavisi'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-7091153618157508375</id><published>2008-06-13T02:35:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.839-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyet ve Beslenme'/><title type='text'>Kolesterolun Zararlı Etkileri</title><content type='html'>Kanda yüksek miktarda bulunan kolesterol, yıllar içinde damarların duvarında birikir. Bu birikim sonucu damarlarda daralma, tıkanma ortaya çıkar (ATEROSKLEROZ). Kolesterol hangi damarda birikmişse o damarla ilişkili sorunlar ve hastalıklar ortaya çıkar. Yani kolesterol yüksekliği sağlık durumunda ani değişikliklere neden olmaz (en azından ilk zamanlarda).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbi besleyen damarlarda (koroner arter) kolesterol birikimi, bu damarlarda tıkanma ve daralma sonucu, göğüs ağrısı, kalp krizi ve kalp yetmezliği gibi durumlara neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyini besleyen boyun damarlarında kolesterol birikimi sonucu, felçler, konuşma bozuklukları, denge ve bilinç kaybı ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böbrek damarlarında kolesterol birikimi, yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir. Ana atardamarda (aort) kolesterol birikimi de tehlikelidir. Buradan kopan kolesterol parçaları (aterosklerotik plaklar), daha küçük damarları tıkayarak sorunlara yol açabilirler (Bağırsağı besleyen damarları tıkayarak bağırsak nekrozu, göz damarlarını tıkayarak körlüğe, bacak damarlarını tıkayarak kangrene neden olabilirler).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolesterol ve kalp hastalıkları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan kolesterol düzeyinin yüksek olması kalp hastalıkları açısından önemli bir risk faktörüdür ancak tek faktör değildir. Ancak düzeltilebilir bir durum olmasından dolayı önemlidir. Kalp hastalıkları ile ilgili başlıca risk faktörleri şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lipid (yağ) metabolizması bozukluğu, Kolesterol yüksekliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyabetes mellitus (şeker hastalığı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişmanlık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiziksel aktivite azlığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek hematokrit&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artmış trombojenik faktörler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İleri yaş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkek olmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailede kalp hastası olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tip A kişilik (mükemmeliyetçi, saplantılı, hırslı, gergin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Östrojen eksikliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fibrinojen yüksekliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürik asit yüksekliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin, kalp, böbrek veya damar hastalığı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-7091153618157508375?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/7091153618157508375/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kolesterolun-zararl-etkileri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7091153618157508375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7091153618157508375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kolesterolun-zararl-etkileri.html' title='Kolesterolun Zararlı Etkileri'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-7636679054258672066</id><published>2008-06-13T02:34:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.839-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyet ve Beslenme'/><title type='text'>Atkins diyeti</title><content type='html'>Hedef: Haftada 2 kilo.&lt;br /&gt;Günlük kalori: 1100 Kcal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağlı besinlerin serbest olduğu tek diyet. Amerikalı uzman Atkins tarafından geliştirilen bu diyet yağı ve proteini serbest bırakırken şekerli tüm besin maddeleri yasak. Et, balık, yumurta, mayonez ve tüm şarküteri ürünlerini istediğiniz gibi tüketebilirsiniz. Diyetin doymuş yağ ve kolesterol oranının yüksek olması nedeniyle koroner kalp hastalığı açısından risk taşıdığı iddia ediliyor. Bazı iddialara göre egzersiz yapanlar için kesinlikle uygun olmayan bu diyet vücuttan daha fazla kas dokusu ve su kaybedilmesine neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atkins diyetinin B grubu vitaminleri, özellikle B1, B6, folik asit ile magnezyum açısından yetersiz olduğu söyleniyor. Bu vitaminleri takviye etmeyi ihmal etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu diyetin günlük menüleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 GÜN BOYUNCA&lt;br /&gt;Sabah : Beyaz peynir, jambon, domates, salatalık.&lt;br /&gt;Öğle : 1 porsiyon tavuk ya da balık, zeytinyağlı salata.&lt;br /&gt;İkindi : Beyaz peynir, salatalık, yeşillik.&lt;br /&gt;Akşam : 1 porsiyon kırmızı et, tavuk ya da balık, zeytinyağlı salata.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-7636679054258672066?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/7636679054258672066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/atkins-diyeti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7636679054258672066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7636679054258672066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/atkins-diyeti.html' title='Atkins diyeti'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-4106927137116775220</id><published>2008-06-13T02:34:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.839-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyet ve Beslenme'/><title type='text'>Aşırı zayıflamanın zararları</title><content type='html'>BEYİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karbonhidrat diyeti beynin fonksiyonlarını düzenleyen özellikle hafıza kapasitesini artıran serotonin maddesini etkiler. Hafıza kaybı ve çeşitli beyin bozuklukları başlar. Zeka kaybı başlar ve beynini hızlı ve doğru karar verme fonksiyonu bozulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KALP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa sürede kilo vermek kalp hastalıklarına yol açar. Tansiyon yükselir ve kalp hastalıkları başlar. Süratli kilo kaybı sırasında yağ kaybıyla birlikte kaslarda zayıflar. Diyet kesildiğinde mide ve karın bölgesi süratle yağ toplar. Şok diyetlerden sonra alınan kiloları kaybetmek çok zordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADALELER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Protein eksikliği adale zayıflığına yol açar. Özellikle sabahları kahvaltıyı kesmek adaleleri etkiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CİLT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şok diyet B vitamini öncelikli olmak üzere tüm vitaminlerin ve minerallerin kaybolmasına yol açar. Cilt kurur ve dökülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanda demir azalması nedeniyle çeşitli kan hastalıkları başlar. Anemi ve hemoglobin bozuklukları görülür. Çabuk yorulma, kırgınlık, halsizlik görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAFRA KESESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyet safra kesesi faaliyetini etkiler. Çalışmayan safra kesesi taş üretmeye başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KEMİK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt, yoğurt ve peynirin az tüketilmesinden dolayı ortaya çıkan kalsiyum eksikliği kemik erimesine yol açar Kemiklerin kırılması kolaylaşır, kırıkların iyileşme süresi ise uzar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ENERJİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metabolizma bozuklukları lahana diyeti, greyfurt diyeti gibi sebze meyve diyeti sonucu ortaya çıkar.Sadece meyve ve sebze ile beslenenlerde (et ve balık yemeyenlerde) metabolizma bozuklukları ortaya çıkar, tüketilen her türlü besin kilo yapar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-4106927137116775220?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/4106927137116775220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/asr-zayflamann-zararlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4106927137116775220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4106927137116775220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/asr-zayflamann-zararlar.html' title='Aşırı zayıflamanın zararları'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-6361621412979298031</id><published>2008-06-13T02:33:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.840-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Akapunktur</title><content type='html'>Klasik Çin tıbbında insan yaşayan evrenin bir parçası olarak kabul edilir ve herşeyin içinde varolan evrensel gücün insanın da içinde bulunduğuna inanılır. �Chi� adı verilen bu enerji insan vücudunda �meridyen� denilen kanallarda dolaşır. Akupunktur yöntemi ile bu kanallarda meydana gelen enerji dolaşım engelini ortadan kaldırarak dengeyi sağlamak ve bu şekilde hastalığı önlemek amaçlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir. Vücudumuzda bu gücü harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır ki, bunlara �akupunktur noktaları� denir. Bu noktalar uyarılarak vücudumuzdaki enerji dolaşımı normale döndürülür ve hastalık hali ortadan kaldırılır. Böylece organizma ilaç tedavisine gerek kalmadan, kendi olanaklarıyla hastalığın ortadan kalkmasını sağlar. Hastalığın belirtilerine değil, nedenine yönelik bir tedavi metodudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipokrat, canlıların kendi kendilerine iyi olma kudretlerinden ve iç hekimden bahseder. Paracelcus, �Hiçbir hayat sadece dış hekimin çabalarıyla varolamaz; dış hekim, iç hekime yardımcı olabilir.� der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akupunktur organizmanın kendi kendini tedavi ettiği bir metottur ve en önemli özelliği yan etkisinin olmamasıdır. Bu tedavi metodunu üç ana başlık altında toplayabiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeşitli hastalıkların tedavisi&lt;br /&gt;Analjezi-anestezi&lt;br /&gt;Alışkanlık tedavisi&lt;br /&gt;Özellikle Uzakdoğu ülkelerinde kullanılan ilaçsız tedavi yöntemi akupunktur, Türkiye�de de hızla yaygınlaşmaktadır. Üniversitelerde ders olarak okutulan akupunktur, alternatif tıp olarak değerlendirilmemelidir; binlerce yıllık geçmişiyle akupunktur tıbbın kendisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKUPUNKTURUN FELSEFESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı düşüncesi olayları sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirir. Çin düşüncesine göre ise, çeşitli olgular bir bütünlüğün parçasıdır ve birbirleriyle ilişki içindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünce temelindeki bu farklılıklar, tıbbi uygulamada da kendini gösterir. Batı tıbbı analitiktir; derin nedensel bağlantılara girer, ayrıntılı sınıflamalar yapar. Çin tıbbında ise, semptomlar ve bulgular hep birlikte değerlendirilerek toparlanır ve bir bütüne varılmaya çalışılır. Çin tıbbına göre hastalık belirli bir zamanda, belirli bir kişide ortaya çıkan bir olgudur. Hastalık değil, hasta ön planda değerlendirilir. Buna göre, Tradisyonel Çin Tıbbı�nda mental (zihinsel), emosyonel (duygusal) ve fiziksel bulgular birlikte ele alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücutta Yin ve Yang adı verilen birbirine zıt, ancak uyum içinde iki eneji vardır. Bunu gösteren ambleme Taiji (Büyük İkilem) denir. Siyah Yin�i, beyaz Yang�ı simgeler. Ancak, Yin�in içinde Yang, Yang�ın içinde de Yin vardır. Yin ve Yang�ın dengelenmesi normalliğe, dengenin bozulması anormalliğe yol açar. Dengesiz Yin ve Yang, denge arayışı içerisinde sürekli kendilerini değiştirirler. Bu dengenin sağlanması için doktor iğneler ile, ilgili akupunktur noktalarını uyararak hastayı tedavi eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKUPUNKTURUN TARİHÇESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin�de iğne ve ısı anlamına gelen �Chen-chin� ile adlandırılan bu tedavi yöntemi, Batı�da akus (iğne) ve punctura (batırmak) sözcükleri birleştirilerek, �akupunktur� olarak adlandırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tradisyonel Çin Tıbbı (TCM), yaklaşık 3000 yıllık bir süre içerisinde gelişmiştir. II. Shang Hanedanı dönemine ait arkeolojik kazılarda tıbbi konuların anlatıldığı taşlar ve akupunktur iğneleri bulunmuştur. Noktaların yerleşimini gösteren şemalar ilk olarak İ.S. 317-581 yılları arasında çizilmiştir. Avrupa�da ise akupunktur ile ilgili ilk kitapların yazılması 1600�lü yıllara rastlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1972�de ABD Başkanı Richard Nixon beraberindeki büyük bir heyet ile Çin�e resmi bir ziyaret yapmıştır. Bu ziyaret programı içinde Çinli doktorlar Amerikalı heyete �akupunktur anestezisi altında yapılan cerrahi bir operasyon� izletmişlerdir. Bu olaydan sonra, akupunkturun Batı�da popülaritesi artmış; uygulanması ve incelenmesi bütün dünyada yaygınlık kazanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UYARI NOKTALARI VE UYGULAMA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyarı noktaları&lt;br /&gt;İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir ve bu gücü harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır. İnsan vücudunda bin kadar uyarı noktası vardır ve bu noktalardan 650-700 tanesi kullanılır. Her hastalık için ayrı program ve ayrı noktalar bulunmaktadır. Önemli olan doğru bir teşhisle, hangi noktaya nasıl bir uyarı yapılacağıdır (lazer, iğne ya da hangi iğne); bu çok iyi bilinmelidir. Akupunktur tedavisinde sırt, boyun, el, kulak ve vücudun diğer bölümleri kullanılır. Birçok hastalığa ilişkin en çok uyarı noktasının bulunduğu uzuvlar ise eller ve kulaklardır.&lt;br /&gt;İnsan vücudundaki belirli akupunktur noktalarına iğneler sayesinde yapılan uyarılarla organizmanın hemen her yerine ulaşabilecek haberler iletilmektedir. Bu iletişim, akupunktur noktasını oluşturan hücrelerden lokal hücresel uyarıların sinir terminallerine ve son olarak da beyne ulaşır. Beyin de bu uyaranı gerekli organlara ulaştırır ve ilgili organ ve uzuvlardaki enerji dengesi düzelir. Dolayısıyla hastalık da ortadan kalkmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lazerle akupunktur&lt;br /&gt;Lazer bir ışıktır. Bildiğimiz, kullandığımız ışığın konsantre edilmiş hali olduğu söylenebilir. Bazı hastalıkların tedavisinde ya da kimi zaman hastanın tercihi doğrultusunda iğne yerine lazer kullanılmakta, iğne batırılarak uyarı yapılacak noktaya lazerle uyarı verilmektedir. Özellikle ameliyatlar ve kazalar sonrası kalan izlere karşı lazerle akupunktur son derece etkili sonuçlar vermektedir. Ayrıca, çocukların tedavisinde iğneye alternatif olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl iğne?&lt;br /&gt;Eskiden Çinliler sivri taş parçaları kullanmaktaydı. Bangkok�ta ise bu amaçla bambu kamışının kullanıldığı biliniyor. Akupunktur yöntemi ile tedavide önceleri altın kullanılmıştır. Altının elektirik potansiyel farkını alışı ve düzeltişi çok önemlidir. Bu yüzden altınla tedavi uygulanan hasta çok daha kolay ve çabuk iyileşme göstermektedir. Ancak bütün bu olumlu özelliklerine karşın altının oldukça pahalı ve yumuşak bir madde olması dolayısıyla akupunktur sırasında vücuda uygulanması, gereken noktalara batırılması zor olmaktadır. Buna bir çözüm yolu bulmak amacıyla, altını iğne haline getirirken içine bazı metaller konmuştur. Altının pozitif bir etkisi vardır. Gümüş de çok iyi bir akupunktur iğnesi olmasına rağmen, biraz negatifliğe yönelik bir özellik göstermektedir. Günümüzde ise, dünyada altın ya da gümüş iğne kullanılmamaktadır. Elektriği altın kadar iyi ileten standart bir çeliğin üretilmesi ile bütün dünyada bu yeni metal kullanılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;AKUPUNKTURDA KULAĞIN ÖNEMİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulakta bedenin hemen hemen her uzvuyla ilgili bir akupunktur noktası bulmaktadır. Örneğin, insanın bağırsağı, kalbi, karaciğeri ile ilgili noktalar kulağında mevcuttur. Bu yüzden akupunktur tedavisinde vücutla beraber veya tek başına kulaktaki noktalar kullanılmaktadır. Öte yandan kulağın bu özelliği, hastalığın belirlenmesine, deteksiyona yardımcı olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKUPUNKTUR VE ZAYIFLAMA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişmanlık&lt;br /&gt;Şişmanlık Nedir?&lt;br /&gt;Dünyada şişmanlık&lt;br /&gt;Neden kilo almak/vermek istediğimizde zorlanırız?&lt;br /&gt;Vücut-Kitle indeksi nedir?&lt;br /&gt;Akupunktur ve Zayıflama&lt;br /&gt;Akupunkturla neden daha kolay ve kalıcı zayıflanır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişmanlık (Obezite)&lt;br /&gt;Şişmanlık, vücutta yağ dokusunun normalden fazla olmasıyla karakterize bir hastalıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişman bir kişi ayrıntılı tetkiklerden geçirildiğinde, bazen hiçbir anormalliğe rastlanmayabilir. Bazen fiziksel olarak da bir belirti yoktur. Ancak, diğer yandan tip II şeker hastalığı tanısı konmuş hastaların % 60�ı şişmandır. Yine, vücuttaki yağ dokusunun artması ile, hormonal-metabolik hastalıkların ve kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkması ya da ağırlaşması arasında doğrudan bir ilişki olduğu bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekiyi, öyleyse neden gereğinden fazla besin tüketiriz? Şişmanladığımızı göre göre neden buna devam ederiz? Bu soruların yanıtları araştırılmış ve obez kişilerin yemek yeme konusunda daha çabuk uyarıldıkları, damak tatlarının daha gelişmiş olduğu, daha geç doydukları ve yemek yeme işinin günlük yaşamları içinde kafalarını daha fazla meşgul ettiği gözlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genetik, metabolik, hormonal ve sinirsel birçok karmaşık sistem şişmanlığın oluşmasında rol oynar. Aile yapısı, beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı, psikolojik sorunlar bu karmaşık sistemin herhangi bir basamağında etkili olarak şişmanlığa giden yolu açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obezite bir hastalık olduğu için, bir diyet uygulayıverip bırakmakla ortadan kaldırılamaz. Yeni beslenme alışkanlıkları ve yeni bir yaşam şekli gerektirir. Obezitenin de, şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon gibi, yaşam boyu takip edilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişmanlık sıklığı dünyada gittikçe artmaktadır. Ortalama sıklık % 25 olarak verilmektedir; bu yüzdeye şişman olmayıp ideal kilosunun üzerinde olanlar da katılınca oran % 50�ye ulaşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obezite sıklığının artmasının nedenleri:&lt;br /&gt;- Sosyo-kültürel faktörler,&lt;br /&gt;- Biyolojik faktörler,&lt;br /&gt;- Davranışsal faktörler,&lt;br /&gt;- Gıda çeşit ve alımının artması ve kolaylaşması,&lt;br /&gt;- Alkol tüketiminin artması,&lt;br /&gt;- Teknolojinin ilerlemesi ile günlük eneji tüketiminin azalması,&lt;br /&gt;- Özellikle çocukluk çağında bilgisayar ve televizyon karşısında geçerilen zamanın artması ile yağlı ve katkılı yiyecek tüketiminin artması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenilen besinler, vücudumuzda metabolik olaylar sonucunda yakılır ve bu yanmadan elde edilen ısı ve eneji, hayatsal fonksiyonların işlemesi için kullanılır. Metabolizma hızını, vücut kendisi ayarlar; Yani vücut az ya da çok enerji harcayabilme yeteneğine sahiptir. Ancak, harcanacak eneji miktarı vücudun alışık olduğu kilosunu korumaya yönelik olarak ayarlanmıştır. Bu nedenle kilo vermek amacıyla az kalori alındığında, metabolizma hızı düşer ve bünye kilo kaybetmemek için kendini korumaya çalışır. Vücudumuz, kendi alışık olduğu kilosunu koruma çabasındadır.&lt;br /&gt;Diyet yapan birçok kişi çok az yedikleri halde, çok yavaş zayıfladıklarından yakınırlar ve çoğu zaman da sabredemeyerek diyete son verirler. Bundan sonra da eskisi gibi yemeye başlayınca, verilen kilolar çok daha hızlı bir şekilde geri alınır ve eski kiloya ulaşılınca kilo artışı durur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun benzeri bir durum kilo almak isteyenlerde de görülür; günlük gıda miktarlarının iki veya üç katını yeseler bile çok az kilo alabilirler.&lt;br /&gt;Vücudun kilo vermeye gösterdiği bu direnç, insanoğlunun binlerce yıllık geçmişinde yaşadığı doğal afetler, savaşlar, hastalıklar nedeniyle aç kalmaktan ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki, 20. yüzyılın sonunda bile dünyada açlık çeken bölgeler vardır.&lt;br /&gt;Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:&lt;br /&gt;Kilo vermek için çok aceleci olmamak gerekir. Haftada 15 kg. verdiren mucize diyetler son derece sakıncalıdır ve bu derece hassas çalışan bir metabolizmayı bozmaktan başka işe yaramaz. Günlük 1000 kalori altındaki diyetler kalp kasında hasarlara neden olacak ölümlere yol açabilir. Haftada 0.5-1 kg. vermeyi sağlayan diyetler güvenli olduğu kadar, kalıcı sonuçlar da sağlar. Daha hızlı kilo vermek isteyenler, bunu biraz egzersiz yaparak gerçekleştirebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pratikte şişmanlığın ölçümü için kullanılan çok basit iki yöntem vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. BMI (Beden Kitle İndeksi) = Vücut ağırlığı (kg.) / boy² (m²)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;19&lt;br /&gt;zayıf&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19-25&lt;br /&gt;normal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25-30&lt;br /&gt;fazla kilolu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30-40&lt;br /&gt;şişman (obez)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&gt;40&lt;br /&gt;çok şişman (morbid obez)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Bel çevresi ölçümü: Erkeklerde 102 cm., kadınlarda 88 cm. üzeri riskli görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beden kitle indeksi ve bel çevresi ölçümü arttıkça, ortaya çıkacak tıbbi sorunların en önemlileri şunlardır:&lt;br /&gt;- Kalp-damar hastalıkları&lt;br /&gt;- Tip II şeker hastalığı&lt;br /&gt;- Hipertansiyon&lt;br /&gt;- Safra taşları oluşumu&lt;br /&gt;- Karaciğer yağlanması&lt;br /&gt;- Uyku ve solunum problemleri&lt;br /&gt;- Eklemlerde dejeneratif değişiklikler; özellikle bel, diz, kalça gibi vücut yükünü taşıyan eklemlerde kireçlenme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akupunktur ve Zayıflama&lt;br /&gt;Bilindiği gibi akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo verme de beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile mümkün olduğuna göre, bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İştahı düzenler ve yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.&lt;br /&gt;Mide asiditesi kontrol altına alınarak, mide kazınması, yanması gibi sorunlar engellenir.&lt;br /&gt;Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlik önlenir.&lt;br /&gt;Metabolizma hızını düzenler. Akupunkturla tedavi gören hasta, kendi kendine yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.&lt;br /&gt;Akupunktur tedavisi sırasında, vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri artmaktadır. Bu hormonlar diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece diyet yapan kişi, eski yemek yeme zevkinin kısıtlanmasından dolayı huzursuzluk ve tedirginlik yaşamaz.&lt;br /&gt;30-40 kg. fazlası olan hastaların tabii ki uzun bir zaman diyet yapmaları gerekir. Ancak, çoğu insanda böyle bir sabır olmadığı için, her pazartesi başlanan diyetler, her cumartesi sona erer. Böylece sık sık yapılan diyet denemeleri sonucu her geçen günkilo vermek daha da zorlaşır. İşte, bu gibi hastalarda akupunktur inanılmaz başarılar sağlar ve hasta 1 yıla kadar uzanan bir zaman diliminde onlarca kilo verebilir. Hastanın uzun süre diyete dayanabilmesinin nedeni, akupunkturun yarattığı sedatif ve trankilizan etkiden dolayıdır. Ayrıca hasta kilolarının eridiğini gördükçe daha çok motive olup, bu işe dört elle sarılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKUPUNKTUR VE SİGARA BIRAKMA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akupunkturla Sigara Bırakma Tedavisi&lt;br /&gt;Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir?&lt;br /&gt;Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?&lt;br /&gt;Akupunktur ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?&lt;br /&gt;Sigarayı Neden Bırakalım?&lt;br /&gt;Sigara neden zararlı?&lt;br /&gt;Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur?&lt;br /&gt;Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir?&lt;br /&gt;Sigarayı bırakma yolları nelerdir?&lt;br /&gt;Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadığı tipik kaygı ve sorunlar nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir?&lt;br /&gt;Yapmanız gereken tek şey sigarayı bırakmaya karar vermektir. Bu, insanın yaşamında alabileceği en önemli kararlardan biridir. Bu kararı verdikten sonra, akupunktur, size sigarayı bırakmanızda büyük kolaylık sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlarda serotonin ve endorfin adı verilen iki madde vardır. Bunlar beyinde bulunur ve rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygular ile ilgilidirler. Normalde insanlarda kahkaha atınca, mutlu bir haber alınca ya da çikolata veya güzel bir tatlı yiyince, bir yeriniz acıyınca serotonin ve endorfin düzeyi yükselir. Ancak sigara içenlerde serotonin - endorfin salgılama işini sigara üstlendiğinden vücut otonomisini kaybetmiştir. Hani keyiflenince de, dertlenince de sigara içilir ya, işte, açıklaması budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarayı bırakanlarda ilk hafta beyin serotonin salgılama işini gerçekleştiremediğinden vücut oldukça zor anlar yaşar. Beyin ancak 72 saat sonra eski görevini yapmaya başlar.&lt;br /&gt;Bu 72 saatlik süre içinde, hastanın yoksunluk belirtileri önlenirse, sigarayı bırakması çok kolaylaşır. Akupunktur ile tedavi, kişinin sigara içmemekten dolayı oluşabilecek şikayetleri ortadan kaldırır. Böylece sigara içmemeye karar vermiş olan kişi, bunu hiç zorlanmadan başarır; çünkü, akupunktur tedavisi beyni yeniden sigaraya gerek duymadan serotonin ve endorfin salgılaması için uyarır ve bundan sonra da beyin eski otonomisini kazanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?&lt;br /&gt;Üç gün üst üste 20 dk.lık 3 seans tedavi uygulanır. Toplam 1 saat süren bir tedavidir. Böylece 72 saatlik en zor geçen dönemde vücut kontrol altındadır. Daha sonra hastanın bağımlılık derecesiyle bağlantılı olarak ek seanslar yapılabilir, ama genellikle buna gerek kalmaz. Tedavi süresince tek bir sigara bile içilmemesi ve nikotin preparatları kullanılmaması gerekir. Aksi halde, başladığımız noktaya geri döneriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akupunktur tedavisi ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?&lt;br /&gt;%90 - 95 gibi yüksek bir başarı oranı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara neden zararlı?&lt;br /&gt;Tütün kullanımı yaklaşık 200 yıl öncesine kadar gidiyor. İlk zamanlarda tütünün sağlığa iyi geldiği düşünülüyordu. Sigaranın zararları 1950�li yıllara kadar çok fazla bilinmiyordu. Ancak, daha sonraki yıllarda yapılan araştırmalar, sigaranın insan sağlığına gerçekten zararlı olduğunu ortaya çıkardı. Sigara dumanında sağlık açısından zararlı yüzlerce (bu sayı abartılmamıştır) madde bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, bunların en çok bilinenlerinden birkaç tanesi ; amonyak, terebentin, kadmiyum, insektisitler, naftalin, aseton, arsenik, formal, hidrojen siyanür, radon, polenyum, deterjanlar...&lt;br /&gt;Bunların bir çoğu kanserojendir. Ayrıca tütün ve sigaranın sarıldığı kağıdın yanmasından dolayı açığa çıkan maddeler ve katran da yine konserojen maddeler arasındadır.&lt;br /&gt;Kalıp - Damar sağlığı açısından özellikle tehlikeli olan maddeler ise nikotin ve karbonmonoksittir. Nikotin kalp artışlarını hızlandırır, tansiyonu yükseltir, kan pıhtılaşmasını arttırır. Yani kalbin yükünü ve oksijen ihtiyacını arttırır. Bütün yanma olaylarında açığa çıkan zehirli bir gaz olan karbonmonoksit ise, kandaki oksijen ile birleşerek kanda bulunan oksijen miktarını düşürür. Sonuç olarak nikotin nedeniyle oksijene gereksinimi artmış olan kalp, kanda yeterli oksijeni bulamaz ve işi çok daha zorlaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara kullanımı ile doğrudan ilişkisi olduğu kanıtlanmış hastalıkları şöyle sıralıyalım: Ağız kanserleri, sindirim sistemi kanserleri, solunum sistemi kanserleri, akciğer hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, ülser, mesane kanseri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Sağlık Örgütü�ne göre dünyada 1 milyar 100 milyon insan sigara içiyor. Erkekleri %47si, kadınların %12�si sigara tiryakisi. Ayrıca, son yıllarda sigara içen kadınların sayısında nispeten daha fazla bir artış olduğu gözlemlenmektedir. Bu da dünyaya yeni gelecek nesillerin sağlığını direkt olarak etkileyecektir. Son rakamlara göre, dünyada yılda 3 milyon kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle ölmektedir.&lt;br /&gt;Şimdi hemen yeri gelmişken önemli bir konuya değinmek gerekiyor. Örneğin; akciğer kanserinin sigaraya bağlı olarak meydana geldiği heryerde söyleniyor. Fakat siz daha geçen ay akciğer kanserinden ölen bir tanıdığınızın hiç sigara içmediğini biliyorsunuz ve uzmanların biraz fazla abarttığını düşünüyorsunuz. Bunun açıklaması şöyle: Akciğer kanserinin 4 türü vardır; hatta bunların da alt grupları vardır. Bunların içinde sigara kullanımı ile doğrudan ilgili olanlar (%60) zaten en sık görülen kanser türleridir. Sigara ile ilgisi olmayan ise, çok daha az oranda görülen bir kanser türüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere�de yapılan bir araştırmaya göre günde 20 sigara�dan fazla içenlerin %40�ı, daha emeklilik yaşına gelmeden ölmektedir. Oysa sigara içmeyenlerde bu oran %15�dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de pasif içici kavramı var. Sigarayı içen kişi, eğer filtreli sigara içiyorsa, bu filtre bir miktar zararlı maddenin geçişini engelleyebilir. Halbuki sigaranın ucundan havaya karışan duman hiçbir süzgeçten geçmediği için daha tehlikelidir. Yani uzun süre bu dumana maruz kalan ve pasif içici denilen kişiler de tehlike altındadır. Ayrıca unutmamak gerekir ki, sigarayı içen kişi de havaya yayılan bu dumanı yine solumaktadır. Sigara içilen evlerdeki küçük çocuklarımız bronşit ve zatürre gibi solunum yolu hastalıklarına daha sık yakalanırlar. Pasif içici olduklarından akciğer kanseri açısından risk grubundadırlar ve ileride sigara içmeye daha çok eğimli olurlar.&lt;br /&gt;Özellikle gelişmiş ülkelerde kamuoyuna yansıyan bu sonuçlar ve alınan tedbirler sonucunda sigara kullanımı %50 ye varan oranlarda azaltılmıştır. ABD, İngiltere, Kanada bu konuda başarılı ülkeler arasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, aynı zamanda sigara üreticisi olan bu ülkeler, gelişmekte olan ülkelerde edindikleri pazarlarını büyütme çabası içindedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur?&lt;br /&gt;20 dk sonra tansiyon ve nabız normale döner.&lt;br /&gt;8 saat sonra vücut kendini yenilemeye başlar. Kan oksijeni normal düzeye çıkar.&lt;br /&gt;24 saat sonra kalp krizi riski azalmaya başlar. 1 yıl sonra yarıya düşer.&lt;br /&gt;48 saat sonra duyu organları iyi çalışmaya başlar. Tat ve koku duyusu düzelir. Cilt kendini yeniler.&lt;br /&gt;72 saat sonra Akciğer kapasitesi artar, solunum rahatlar.&lt;br /&gt;2 hafta sonra efor kapasitesi artar (Yürüme, merdiven çıkma�).&lt;br /&gt;1-9 ay içinde akciğer hücreleri yenilenir. Akciğer hastalıkları (zatürre gibi) riski azaltır. Öksürük, nefes darlığı düzelir.&lt;br /&gt;5 yıl sonra ağız, boğaz, yemek borusu kanserleri riski %50 azalır.&lt;br /&gt;Pankreas, mesane, rahim kanseri riski azalır.&lt;br /&gt;Sindirim sistemi ülseri riski azalır.&lt;br /&gt;Sigara gebelikten önce ya da gebeliğin ilk 3 ayında bırakılırsa erken doğum riski ve düşük doğum kilolu bebek doğurma riski, içmeyenlerdeki düzeye iner.&lt;br /&gt;Koroner kalp hastalığı riski sigaranın bırakılmasından 15 yıl sonra sigara içmeyenlerin düzeyine iner.&lt;br /&gt;Aynı evde yaşayan küçük cocuklar ve bebeklerin, solunum yolu hastalıklarına yakalanma riski azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir?&lt;br /&gt;Sigaraya bağlı bir hastalığın ortaya çıkması.&lt;br /&gt;Fiyatın pahalı gelmesi.&lt;br /&gt;Sigaranın zararları hakkındaki yayınlar.&lt;br /&gt;Çevresi tarafından bırakmaya yönelik teşvik, kınama.&lt;br /&gt;Kapalı yerlerde sigara içiminin yasaklanması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişmiş ülkelerde sigaranın zararları hakkındaki yazılar, sigaranın fiyatı, kınama ve yasaklamalar etkili olmaktadır; ancak, bizim insanımızı bir hastalığın ortaya çıkması daha çok etkilemektedir. Örneğin, kalp krizi geçirmiş veya by-pass ameliyatı olmuş hastaların sigarayı bırakma oranları yüksektir ve başarılıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarayı bırakma yolları nelerdir?&lt;br /&gt;Akupunktur,&lt;br /&gt;Grup Terapisi,&lt;br /&gt;Hipnoz,&lt;br /&gt;Kişisel çaba ile bırakma,&lt;br /&gt;Farmokolojik tedavi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadıkları tipik kaygı ve sorunlar nelerdir?&lt;br /&gt;Sigarayı azaltmak mı, tamamen bırakmak mı? Yoksunluk belirtilerinin daha uzun sürmesine neden olur. Çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır. Sigara miktarı yine arttırılır.&lt;br /&gt;Ara ara sigara içmek: Vücuda tekrar nikotin etkisini hatırlatır. Zamanla düzenli olarak içmeye dönüşür. Halbuki sigara içilmemesine alışmak daha kolaydır.&lt;br /&gt;Çevre baskısı: Sigarayı bırakanların çoğu çevresi tarafından adeta tekrar içmeye zorlanır. Bu, sigara içenlerin bir kişiyi daha kaybetmelerinden kaynaklanan ilginç bir psikolojik durumdur. Ancak kısa bir zaman içinde arkadaşlarınız da sigara içmediğinizi kabullenip sizi rahat bırakacaklardır.&lt;br /&gt;Katran ve nikotin düzeyi düşük (light) sigara içmek: Bu durumda genellikle günlük sigara adedi arttırılarak eski nikotin düzeyi tutturulmaya çalışılır. Zaten �tehlikesiz sigara� yoktur.&lt;br /&gt;Sorumluluğu başkasına yıkmak: Çoğu kişi sevdiği birisi onu desteklemezse sigarayy bırakmaktan kaçar. Hatta deneyip de başarısız olursa başkasını suçlar. Oysa sigarayı bırakmak öncelikle kişisel bir sorundur, mutlaka kendinize güvenmeyi başarmalısınız.&lt;br /&gt;Şişmanlama korkusu: Gerçekte sigarayı bırakanların sadece 1/3�ü kilo alır ve bu fark gerçekte 3-4 kg. kadardır. Bundan daha fazla alınan kilolar kendine güvensizlikten kaynaklanan, sigarayı elde ve ağızda tutmak alışkanlığının yerini alan, abur cubur atıştırma alışkanlığıdır. Oysa, gerçekte sigarayı bırakmaktan dolayı ilk günlerde açılan iştah, kısa bir süre sonra normale döner.&lt;br /&gt;Yoksunluk belirtileri: Şiddetli nikotin arayışı, gerginlik, kızgınlık, huzursuzluk, sinirlilik, uyku kalitesinin bozulması, iştah artışı ve benzeri belirtiler olabilir. Bu belirtiler geçicidir ve vücudun kendini onardığını gösterir. Örneğin, öksürük ve balgam artışı, solunum yollarındaki titrek tüylerin zehirli maddeleri atmak için görevlerini yerine getirmeye başlamasından kaynaklanır. Yoksunluk belirtileri sigara bırakanların 2/3�ünde görülür. Belirtiler, ilk 72 saat içinde şiddetlidir. 7-10 gün içinde azalarak ortadan kalkar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-6361621412979298031?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/6361621412979298031/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/akapunktur_13.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6361621412979298031'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6361621412979298031'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/akapunktur_13.html' title='Akapunktur'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-4555709881602344878</id><published>2008-06-13T02:33:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.840-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyet ve Beslenme'/><title type='text'>Akapunktur</title><content type='html'>Klasik Çin tıbbında insan yaşayan evrenin bir parçası olarak kabul edilir ve herşeyin içinde varolan evrensel gücün insanın da içinde bulunduğuna inanılır. �Chi� adı verilen bu enerji insan vücudunda �meridyen� denilen kanallarda dolaşır. Akupunktur yöntemi ile bu kanallarda meydana gelen enerji dolaşım engelini ortadan kaldırarak dengeyi sağlamak ve bu şekilde hastalığı önlemek amaçlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir. Vücudumuzda bu gücü harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır ki, bunlara �akupunktur noktaları� denir. Bu noktalar uyarılarak vücudumuzdaki enerji dolaşımı normale döndürülür ve hastalık hali ortadan kaldırılır. Böylece organizma ilaç tedavisine gerek kalmadan, kendi olanaklarıyla hastalığın ortadan kalkmasını sağlar. Hastalığın belirtilerine değil, nedenine yönelik bir tedavi metodudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipokrat, canlıların kendi kendilerine iyi olma kudretlerinden ve iç hekimden bahseder. Paracelcus, �Hiçbir hayat sadece dış hekimin çabalarıyla varolamaz; dış hekim, iç hekime yardımcı olabilir.� der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akupunktur organizmanın kendi kendini tedavi ettiği bir metottur ve en önemli özelliği yan etkisinin olmamasıdır. Bu tedavi metodunu üç ana başlık altında toplayabiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeşitli hastalıkların tedavisi&lt;br /&gt;Analjezi-anestezi&lt;br /&gt;Alışkanlık tedavisi&lt;br /&gt;Özellikle Uzakdoğu ülkelerinde kullanılan ilaçsız tedavi yöntemi akupunktur, Türkiye�de de hızla yaygınlaşmaktadır. Üniversitelerde ders olarak okutulan akupunktur, alternatif tıp olarak değerlendirilmemelidir; binlerce yıllık geçmişiyle akupunktur tıbbın kendisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKUPUNKTURUN FELSEFESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı düşüncesi olayları sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirir. Çin düşüncesine göre ise, çeşitli olgular bir bütünlüğün parçasıdır ve birbirleriyle ilişki içindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünce temelindeki bu farklılıklar, tıbbi uygulamada da kendini gösterir. Batı tıbbı analitiktir; derin nedensel bağlantılara girer, ayrıntılı sınıflamalar yapar. Çin tıbbında ise, semptomlar ve bulgular hep birlikte değerlendirilerek toparlanır ve bir bütüne varılmaya çalışılır. Çin tıbbına göre hastalık belirli bir zamanda, belirli bir kişide ortaya çıkan bir olgudur. Hastalık değil, hasta ön planda değerlendirilir. Buna göre, Tradisyonel Çin Tıbbı�nda mental (zihinsel), emosyonel (duygusal) ve fiziksel bulgular birlikte ele alınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücutta Yin ve Yang adı verilen birbirine zıt, ancak uyum içinde iki eneji vardır. Bunu gösteren ambleme Taiji (Büyük İkilem) denir. Siyah Yin�i, beyaz Yang�ı simgeler. Ancak, Yin�in içinde Yang, Yang�ın içinde de Yin vardır. Yin ve Yang�ın dengelenmesi normalliğe, dengenin bozulması anormalliğe yol açar. Dengesiz Yin ve Yang, denge arayışı içerisinde sürekli kendilerini değiştirirler. Bu dengenin sağlanması için doktor iğneler ile, ilgili akupunktur noktalarını uyararak hastayı tedavi eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKUPUNKTURUN TARİHÇESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin�de iğne ve ısı anlamına gelen �Chen-chin� ile adlandırılan bu tedavi yöntemi, Batı�da akus (iğne) ve punctura (batırmak) sözcükleri birleştirilerek, �akupunktur� olarak adlandırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tradisyonel Çin Tıbbı (TCM), yaklaşık 3000 yıllık bir süre içerisinde gelişmiştir. II. Shang Hanedanı dönemine ait arkeolojik kazılarda tıbbi konuların anlatıldığı taşlar ve akupunktur iğneleri bulunmuştur. Noktaların yerleşimini gösteren şemalar ilk olarak İ.S. 317-581 yılları arasında çizilmiştir. Avrupa�da ise akupunktur ile ilgili ilk kitapların yazılması 1600�lü yıllara rastlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1972�de ABD Başkanı Richard Nixon beraberindeki büyük bir heyet ile Çin�e resmi bir ziyaret yapmıştır. Bu ziyaret programı içinde Çinli doktorlar Amerikalı heyete �akupunktur anestezisi altında yapılan cerrahi bir operasyon� izletmişlerdir. Bu olaydan sonra, akupunkturun Batı�da popülaritesi artmış; uygulanması ve incelenmesi bütün dünyada yaygınlık kazanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UYARI NOKTALARI VE UYGULAMA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyarı noktaları&lt;br /&gt;İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir ve bu gücü harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır. İnsan vücudunda bin kadar uyarı noktası vardır ve bu noktalardan 650-700 tanesi kullanılır. Her hastalık için ayrı program ve ayrı noktalar bulunmaktadır. Önemli olan doğru bir teşhisle, hangi noktaya nasıl bir uyarı yapılacağıdır (lazer, iğne ya da hangi iğne); bu çok iyi bilinmelidir. Akupunktur tedavisinde sırt, boyun, el, kulak ve vücudun diğer bölümleri kullanılır. Birçok hastalığa ilişkin en çok uyarı noktasının bulunduğu uzuvlar ise eller ve kulaklardır.&lt;br /&gt;İnsan vücudundaki belirli akupunktur noktalarına iğneler sayesinde yapılan uyarılarla organizmanın hemen her yerine ulaşabilecek haberler iletilmektedir. Bu iletişim, akupunktur noktasını oluşturan hücrelerden lokal hücresel uyarıların sinir terminallerine ve son olarak da beyne ulaşır. Beyin de bu uyaranı gerekli organlara ulaştırır ve ilgili organ ve uzuvlardaki enerji dengesi düzelir. Dolayısıyla hastalık da ortadan kalkmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lazerle akupunktur&lt;br /&gt;Lazer bir ışıktır. Bildiğimiz, kullandığımız ışığın konsantre edilmiş hali olduğu söylenebilir. Bazı hastalıkların tedavisinde ya da kimi zaman hastanın tercihi doğrultusunda iğne yerine lazer kullanılmakta, iğne batırılarak uyarı yapılacak noktaya lazerle uyarı verilmektedir. Özellikle ameliyatlar ve kazalar sonrası kalan izlere karşı lazerle akupunktur son derece etkili sonuçlar vermektedir. Ayrıca, çocukların tedavisinde iğneye alternatif olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl iğne?&lt;br /&gt;Eskiden Çinliler sivri taş parçaları kullanmaktaydı. Bangkok�ta ise bu amaçla bambu kamışının kullanıldığı biliniyor. Akupunktur yöntemi ile tedavide önceleri altın kullanılmıştır. Altının elektirik potansiyel farkını alışı ve düzeltişi çok önemlidir. Bu yüzden altınla tedavi uygulanan hasta çok daha kolay ve çabuk iyileşme göstermektedir. Ancak bütün bu olumlu özelliklerine karşın altının oldukça pahalı ve yumuşak bir madde olması dolayısıyla akupunktur sırasında vücuda uygulanması, gereken noktalara batırılması zor olmaktadır. Buna bir çözüm yolu bulmak amacıyla, altını iğne haline getirirken içine bazı metaller konmuştur. Altının pozitif bir etkisi vardır. Gümüş de çok iyi bir akupunktur iğnesi olmasına rağmen, biraz negatifliğe yönelik bir özellik göstermektedir. Günümüzde ise, dünyada altın ya da gümüş iğne kullanılmamaktadır. Elektriği altın kadar iyi ileten standart bir çeliğin üretilmesi ile bütün dünyada bu yeni metal kullanılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;AKUPUNKTURDA KULAĞIN ÖNEMİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulakta bedenin hemen hemen her uzvuyla ilgili bir akupunktur noktası bulmaktadır. Örneğin, insanın bağırsağı, kalbi, karaciğeri ile ilgili noktalar kulağında mevcuttur. Bu yüzden akupunktur tedavisinde vücutla beraber veya tek başına kulaktaki noktalar kullanılmaktadır. Öte yandan kulağın bu özelliği, hastalığın belirlenmesine, deteksiyona yardımcı olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKUPUNKTUR VE ZAYIFLAMA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişmanlık&lt;br /&gt;Şişmanlık Nedir?&lt;br /&gt;Dünyada şişmanlık&lt;br /&gt;Neden kilo almak/vermek istediğimizde zorlanırız?&lt;br /&gt;Vücut-Kitle indeksi nedir?&lt;br /&gt;Akupunktur ve Zayıflama&lt;br /&gt;Akupunkturla neden daha kolay ve kalıcı zayıflanır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişmanlık (Obezite)&lt;br /&gt;Şişmanlık, vücutta yağ dokusunun normalden fazla olmasıyla karakterize bir hastalıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişman bir kişi ayrıntılı tetkiklerden geçirildiğinde, bazen hiçbir anormalliğe rastlanmayabilir. Bazen fiziksel olarak da bir belirti yoktur. Ancak, diğer yandan tip II şeker hastalığı tanısı konmuş hastaların % 60�ı şişmandır. Yine, vücuttaki yağ dokusunun artması ile, hormonal-metabolik hastalıkların ve kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkması ya da ağırlaşması arasında doğrudan bir ilişki olduğu bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekiyi, öyleyse neden gereğinden fazla besin tüketiriz? Şişmanladığımızı göre göre neden buna devam ederiz? Bu soruların yanıtları araştırılmış ve obez kişilerin yemek yeme konusunda daha çabuk uyarıldıkları, damak tatlarının daha gelişmiş olduğu, daha geç doydukları ve yemek yeme işinin günlük yaşamları içinde kafalarını daha fazla meşgul ettiği gözlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genetik, metabolik, hormonal ve sinirsel birçok karmaşık sistem şişmanlığın oluşmasında rol oynar. Aile yapısı, beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı, psikolojik sorunlar bu karmaşık sistemin herhangi bir basamağında etkili olarak şişmanlığa giden yolu açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obezite bir hastalık olduğu için, bir diyet uygulayıverip bırakmakla ortadan kaldırılamaz. Yeni beslenme alışkanlıkları ve yeni bir yaşam şekli gerektirir. Obezitenin de, şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon gibi, yaşam boyu takip edilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişmanlık sıklığı dünyada gittikçe artmaktadır. Ortalama sıklık % 25 olarak verilmektedir; bu yüzdeye şişman olmayıp ideal kilosunun üzerinde olanlar da katılınca oran % 50�ye ulaşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obezite sıklığının artmasının nedenleri:&lt;br /&gt;- Sosyo-kültürel faktörler,&lt;br /&gt;- Biyolojik faktörler,&lt;br /&gt;- Davranışsal faktörler,&lt;br /&gt;- Gıda çeşit ve alımının artması ve kolaylaşması,&lt;br /&gt;- Alkol tüketiminin artması,&lt;br /&gt;- Teknolojinin ilerlemesi ile günlük eneji tüketiminin azalması,&lt;br /&gt;- Özellikle çocukluk çağında bilgisayar ve televizyon karşısında geçerilen zamanın artması ile yağlı ve katkılı yiyecek tüketiminin artması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenilen besinler, vücudumuzda metabolik olaylar sonucunda yakılır ve bu yanmadan elde edilen ısı ve eneji, hayatsal fonksiyonların işlemesi için kullanılır. Metabolizma hızını, vücut kendisi ayarlar; Yani vücut az ya da çok enerji harcayabilme yeteneğine sahiptir. Ancak, harcanacak eneji miktarı vücudun alışık olduğu kilosunu korumaya yönelik olarak ayarlanmıştır. Bu nedenle kilo vermek amacıyla az kalori alındığında, metabolizma hızı düşer ve bünye kilo kaybetmemek için kendini korumaya çalışır. Vücudumuz, kendi alışık olduğu kilosunu koruma çabasındadır.&lt;br /&gt;Diyet yapan birçok kişi çok az yedikleri halde, çok yavaş zayıfladıklarından yakınırlar ve çoğu zaman da sabredemeyerek diyete son verirler. Bundan sonra da eskisi gibi yemeye başlayınca, verilen kilolar çok daha hızlı bir şekilde geri alınır ve eski kiloya ulaşılınca kilo artışı durur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun benzeri bir durum kilo almak isteyenlerde de görülür; günlük gıda miktarlarının iki veya üç katını yeseler bile çok az kilo alabilirler.&lt;br /&gt;Vücudun kilo vermeye gösterdiği bu direnç, insanoğlunun binlerce yıllık geçmişinde yaşadığı doğal afetler, savaşlar, hastalıklar nedeniyle aç kalmaktan ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki, 20. yüzyılın sonunda bile dünyada açlık çeken bölgeler vardır.&lt;br /&gt;Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:&lt;br /&gt;Kilo vermek için çok aceleci olmamak gerekir. Haftada 15 kg. verdiren mucize diyetler son derece sakıncalıdır ve bu derece hassas çalışan bir metabolizmayı bozmaktan başka işe yaramaz. Günlük 1000 kalori altındaki diyetler kalp kasında hasarlara neden olacak ölümlere yol açabilir. Haftada 0.5-1 kg. vermeyi sağlayan diyetler güvenli olduğu kadar, kalıcı sonuçlar da sağlar. Daha hızlı kilo vermek isteyenler, bunu biraz egzersiz yaparak gerçekleştirebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pratikte şişmanlığın ölçümü için kullanılan çok basit iki yöntem vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. BMI (Beden Kitle İndeksi) = Vücut ağırlığı (kg.) / boy² (m²)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;19&lt;br /&gt;zayıf&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19-25&lt;br /&gt;normal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25-30&lt;br /&gt;fazla kilolu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30-40&lt;br /&gt;şişman (obez)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&gt;40&lt;br /&gt;çok şişman (morbid obez)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Bel çevresi ölçümü: Erkeklerde 102 cm., kadınlarda 88 cm. üzeri riskli görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beden kitle indeksi ve bel çevresi ölçümü arttıkça, ortaya çıkacak tıbbi sorunların en önemlileri şunlardır:&lt;br /&gt;- Kalp-damar hastalıkları&lt;br /&gt;- Tip II şeker hastalığı&lt;br /&gt;- Hipertansiyon&lt;br /&gt;- Safra taşları oluşumu&lt;br /&gt;- Karaciğer yağlanması&lt;br /&gt;- Uyku ve solunum problemleri&lt;br /&gt;- Eklemlerde dejeneratif değişiklikler; özellikle bel, diz, kalça gibi vücut yükünü taşıyan eklemlerde kireçlenme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akupunktur ve Zayıflama&lt;br /&gt;Bilindiği gibi akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo verme de beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile mümkün olduğuna göre, bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İştahı düzenler ve yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.&lt;br /&gt;Mide asiditesi kontrol altına alınarak, mide kazınması, yanması gibi sorunlar engellenir.&lt;br /&gt;Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlik önlenir.&lt;br /&gt;Metabolizma hızını düzenler. Akupunkturla tedavi gören hasta, kendi kendine yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.&lt;br /&gt;Akupunktur tedavisi sırasında, vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri artmaktadır. Bu hormonlar diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece diyet yapan kişi, eski yemek yeme zevkinin kısıtlanmasından dolayı huzursuzluk ve tedirginlik yaşamaz.&lt;br /&gt;30-40 kg. fazlası olan hastaların tabii ki uzun bir zaman diyet yapmaları gerekir. Ancak, çoğu insanda böyle bir sabır olmadığı için, her pazartesi başlanan diyetler, her cumartesi sona erer. Böylece sık sık yapılan diyet denemeleri sonucu her geçen günkilo vermek daha da zorlaşır. İşte, bu gibi hastalarda akupunktur inanılmaz başarılar sağlar ve hasta 1 yıla kadar uzanan bir zaman diliminde onlarca kilo verebilir. Hastanın uzun süre diyete dayanabilmesinin nedeni, akupunkturun yarattığı sedatif ve trankilizan etkiden dolayıdır. Ayrıca hasta kilolarının eridiğini gördükçe daha çok motive olup, bu işe dört elle sarılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKUPUNKTUR VE SİGARA BIRAKMA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akupunkturla Sigara Bırakma Tedavisi&lt;br /&gt;Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir?&lt;br /&gt;Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?&lt;br /&gt;Akupunktur ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?&lt;br /&gt;Sigarayı Neden Bırakalım?&lt;br /&gt;Sigara neden zararlı?&lt;br /&gt;Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur?&lt;br /&gt;Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir?&lt;br /&gt;Sigarayı bırakma yolları nelerdir?&lt;br /&gt;Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadığı tipik kaygı ve sorunlar nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir?&lt;br /&gt;Yapmanız gereken tek şey sigarayı bırakmaya karar vermektir. Bu, insanın yaşamında alabileceği en önemli kararlardan biridir. Bu kararı verdikten sonra, akupunktur, size sigarayı bırakmanızda büyük kolaylık sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlarda serotonin ve endorfin adı verilen iki madde vardır. Bunlar beyinde bulunur ve rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygular ile ilgilidirler. Normalde insanlarda kahkaha atınca, mutlu bir haber alınca ya da çikolata veya güzel bir tatlı yiyince, bir yeriniz acıyınca serotonin ve endorfin düzeyi yükselir. Ancak sigara içenlerde serotonin - endorfin salgılama işini sigara üstlendiğinden vücut otonomisini kaybetmiştir. Hani keyiflenince de, dertlenince de sigara içilir ya, işte, açıklaması budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarayı bırakanlarda ilk hafta beyin serotonin salgılama işini gerçekleştiremediğinden vücut oldukça zor anlar yaşar. Beyin ancak 72 saat sonra eski görevini yapmaya başlar.&lt;br /&gt;Bu 72 saatlik süre içinde, hastanın yoksunluk belirtileri önlenirse, sigarayı bırakması çok kolaylaşır. Akupunktur ile tedavi, kişinin sigara içmemekten dolayı oluşabilecek şikayetleri ortadan kaldırır. Böylece sigara içmemeye karar vermiş olan kişi, bunu hiç zorlanmadan başarır; çünkü, akupunktur tedavisi beyni yeniden sigaraya gerek duymadan serotonin ve endorfin salgılaması için uyarır ve bundan sonra da beyin eski otonomisini kazanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?&lt;br /&gt;Üç gün üst üste 20 dk.lık 3 seans tedavi uygulanır. Toplam 1 saat süren bir tedavidir. Böylece 72 saatlik en zor geçen dönemde vücut kontrol altındadır. Daha sonra hastanın bağımlılık derecesiyle bağlantılı olarak ek seanslar yapılabilir, ama genellikle buna gerek kalmaz. Tedavi süresince tek bir sigara bile içilmemesi ve nikotin preparatları kullanılmaması gerekir. Aksi halde, başladığımız noktaya geri döneriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akupunktur tedavisi ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?&lt;br /&gt;%90 - 95 gibi yüksek bir başarı oranı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara neden zararlı?&lt;br /&gt;Tütün kullanımı yaklaşık 200 yıl öncesine kadar gidiyor. İlk zamanlarda tütünün sağlığa iyi geldiği düşünülüyordu. Sigaranın zararları 1950�li yıllara kadar çok fazla bilinmiyordu. Ancak, daha sonraki yıllarda yapılan araştırmalar, sigaranın insan sağlığına gerçekten zararlı olduğunu ortaya çıkardı. Sigara dumanında sağlık açısından zararlı yüzlerce (bu sayı abartılmamıştır) madde bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, bunların en çok bilinenlerinden birkaç tanesi ; amonyak, terebentin, kadmiyum, insektisitler, naftalin, aseton, arsenik, formal, hidrojen siyanür, radon, polenyum, deterjanlar...&lt;br /&gt;Bunların bir çoğu kanserojendir. Ayrıca tütün ve sigaranın sarıldığı kağıdın yanmasından dolayı açığa çıkan maddeler ve katran da yine konserojen maddeler arasındadır.&lt;br /&gt;Kalıp - Damar sağlığı açısından özellikle tehlikeli olan maddeler ise nikotin ve karbonmonoksittir. Nikotin kalp artışlarını hızlandırır, tansiyonu yükseltir, kan pıhtılaşmasını arttırır. Yani kalbin yükünü ve oksijen ihtiyacını arttırır. Bütün yanma olaylarında açığa çıkan zehirli bir gaz olan karbonmonoksit ise, kandaki oksijen ile birleşerek kanda bulunan oksijen miktarını düşürür. Sonuç olarak nikotin nedeniyle oksijene gereksinimi artmış olan kalp, kanda yeterli oksijeni bulamaz ve işi çok daha zorlaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara kullanımı ile doğrudan ilişkisi olduğu kanıtlanmış hastalıkları şöyle sıralıyalım: Ağız kanserleri, sindirim sistemi kanserleri, solunum sistemi kanserleri, akciğer hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, ülser, mesane kanseri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Sağlık Örgütü�ne göre dünyada 1 milyar 100 milyon insan sigara içiyor. Erkekleri %47si, kadınların %12�si sigara tiryakisi. Ayrıca, son yıllarda sigara içen kadınların sayısında nispeten daha fazla bir artış olduğu gözlemlenmektedir. Bu da dünyaya yeni gelecek nesillerin sağlığını direkt olarak etkileyecektir. Son rakamlara göre, dünyada yılda 3 milyon kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle ölmektedir.&lt;br /&gt;Şimdi hemen yeri gelmişken önemli bir konuya değinmek gerekiyor. Örneğin; akciğer kanserinin sigaraya bağlı olarak meydana geldiği heryerde söyleniyor. Fakat siz daha geçen ay akciğer kanserinden ölen bir tanıdığınızın hiç sigara içmediğini biliyorsunuz ve uzmanların biraz fazla abarttığını düşünüyorsunuz. Bunun açıklaması şöyle: Akciğer kanserinin 4 türü vardır; hatta bunların da alt grupları vardır. Bunların içinde sigara kullanımı ile doğrudan ilgili olanlar (%60) zaten en sık görülen kanser türleridir. Sigara ile ilgisi olmayan ise, çok daha az oranda görülen bir kanser türüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere�de yapılan bir araştırmaya göre günde 20 sigara�dan fazla içenlerin %40�ı, daha emeklilik yaşına gelmeden ölmektedir. Oysa sigara içmeyenlerde bu oran %15�dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de pasif içici kavramı var. Sigarayı içen kişi, eğer filtreli sigara içiyorsa, bu filtre bir miktar zararlı maddenin geçişini engelleyebilir. Halbuki sigaranın ucundan havaya karışan duman hiçbir süzgeçten geçmediği için daha tehlikelidir. Yani uzun süre bu dumana maruz kalan ve pasif içici denilen kişiler de tehlike altındadır. Ayrıca unutmamak gerekir ki, sigarayı içen kişi de havaya yayılan bu dumanı yine solumaktadır. Sigara içilen evlerdeki küçük çocuklarımız bronşit ve zatürre gibi solunum yolu hastalıklarına daha sık yakalanırlar. Pasif içici olduklarından akciğer kanseri açısından risk grubundadırlar ve ileride sigara içmeye daha çok eğimli olurlar.&lt;br /&gt;Özellikle gelişmiş ülkelerde kamuoyuna yansıyan bu sonuçlar ve alınan tedbirler sonucunda sigara kullanımı %50 ye varan oranlarda azaltılmıştır. ABD, İngiltere, Kanada bu konuda başarılı ülkeler arasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, aynı zamanda sigara üreticisi olan bu ülkeler, gelişmekte olan ülkelerde edindikleri pazarlarını büyütme çabası içindedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur?&lt;br /&gt;20 dk sonra tansiyon ve nabız normale döner.&lt;br /&gt;8 saat sonra vücut kendini yenilemeye başlar. Kan oksijeni normal düzeye çıkar.&lt;br /&gt;24 saat sonra kalp krizi riski azalmaya başlar. 1 yıl sonra yarıya düşer.&lt;br /&gt;48 saat sonra duyu organları iyi çalışmaya başlar. Tat ve koku duyusu düzelir. Cilt kendini yeniler.&lt;br /&gt;72 saat sonra Akciğer kapasitesi artar, solunum rahatlar.&lt;br /&gt;2 hafta sonra efor kapasitesi artar (Yürüme, merdiven çıkma�).&lt;br /&gt;1-9 ay içinde akciğer hücreleri yenilenir. Akciğer hastalıkları (zatürre gibi) riski azaltır. Öksürük, nefes darlığı düzelir.&lt;br /&gt;5 yıl sonra ağız, boğaz, yemek borusu kanserleri riski %50 azalır.&lt;br /&gt;Pankreas, mesane, rahim kanseri riski azalır.&lt;br /&gt;Sindirim sistemi ülseri riski azalır.&lt;br /&gt;Sigara gebelikten önce ya da gebeliğin ilk 3 ayında bırakılırsa erken doğum riski ve düşük doğum kilolu bebek doğurma riski, içmeyenlerdeki düzeye iner.&lt;br /&gt;Koroner kalp hastalığı riski sigaranın bırakılmasından 15 yıl sonra sigara içmeyenlerin düzeyine iner.&lt;br /&gt;Aynı evde yaşayan küçük cocuklar ve bebeklerin, solunum yolu hastalıklarına yakalanma riski azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir?&lt;br /&gt;Sigaraya bağlı bir hastalığın ortaya çıkması.&lt;br /&gt;Fiyatın pahalı gelmesi.&lt;br /&gt;Sigaranın zararları hakkındaki yayınlar.&lt;br /&gt;Çevresi tarafından bırakmaya yönelik teşvik, kınama.&lt;br /&gt;Kapalı yerlerde sigara içiminin yasaklanması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişmiş ülkelerde sigaranın zararları hakkındaki yazılar, sigaranın fiyatı, kınama ve yasaklamalar etkili olmaktadır; ancak, bizim insanımızı bir hastalığın ortaya çıkması daha çok etkilemektedir. Örneğin, kalp krizi geçirmiş veya by-pass ameliyatı olmuş hastaların sigarayı bırakma oranları yüksektir ve başarılıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarayı bırakma yolları nelerdir?&lt;br /&gt;Akupunktur,&lt;br /&gt;Grup Terapisi,&lt;br /&gt;Hipnoz,&lt;br /&gt;Kişisel çaba ile bırakma,&lt;br /&gt;Farmokolojik tedavi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadıkları tipik kaygı ve sorunlar nelerdir?&lt;br /&gt;Sigarayı azaltmak mı, tamamen bırakmak mı? Yoksunluk belirtilerinin daha uzun sürmesine neden olur. Çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır. Sigara miktarı yine arttırılır.&lt;br /&gt;Ara ara sigara içmek: Vücuda tekrar nikotin etkisini hatırlatır. Zamanla düzenli olarak içmeye dönüşür. Halbuki sigara içilmemesine alışmak daha kolaydır.&lt;br /&gt;Çevre baskısı: Sigarayı bırakanların çoğu çevresi tarafından adeta tekrar içmeye zorlanır. Bu, sigara içenlerin bir kişiyi daha kaybetmelerinden kaynaklanan ilginç bir psikolojik durumdur. Ancak kısa bir zaman içinde arkadaşlarınız da sigara içmediğinizi kabullenip sizi rahat bırakacaklardır.&lt;br /&gt;Katran ve nikotin düzeyi düşük (light) sigara içmek: Bu durumda genellikle günlük sigara adedi arttırılarak eski nikotin düzeyi tutturulmaya çalışılır. Zaten �tehlikesiz sigara� yoktur.&lt;br /&gt;Sorumluluğu başkasına yıkmak: Çoğu kişi sevdiği birisi onu desteklemezse sigarayy bırakmaktan kaçar. Hatta deneyip de başarısız olursa başkasını suçlar. Oysa sigarayı bırakmak öncelikle kişisel bir sorundur, mutlaka kendinize güvenmeyi başarmalısınız.&lt;br /&gt;Şişmanlama korkusu: Gerçekte sigarayı bırakanların sadece 1/3�ü kilo alır ve bu fark gerçekte 3-4 kg. kadardır. Bundan daha fazla alınan kilolar kendine güvensizlikten kaynaklanan, sigarayı elde ve ağızda tutmak alışkanlığının yerini alan, abur cubur atıştırma alışkanlığıdır. Oysa, gerçekte sigarayı bırakmaktan dolayı ilk günlerde açılan iştah, kısa bir süre sonra normale döner.&lt;br /&gt;Yoksunluk belirtileri: Şiddetli nikotin arayışı, gerginlik, kızgınlık, huzursuzluk, sinirlilik, uyku kalitesinin bozulması, iştah artışı ve benzeri belirtiler olabilir. Bu belirtiler geçicidir ve vücudun kendini onardığını gösterir. Örneğin, öksürük ve balgam artışı, solunum yollarındaki titrek tüylerin zehirli maddeleri atmak için görevlerini yerine getirmeye başlamasından kaynaklanır. Yoksunluk belirtileri sigara bırakanların 2/3�ünde görülür. Belirtiler, ilk 72 saat içinde şiddetlidir. 7-10 gün içinde azalarak ortadan kalkar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-4555709881602344878?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/4555709881602344878/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/akapunktur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4555709881602344878'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4555709881602344878'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/akapunktur.html' title='Akapunktur'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-4213740338901853027</id><published>2008-06-13T02:32:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.840-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyet ve Beslenme'/><title type='text'>Ömrü Uzatan Yiyecekler</title><content type='html'>Uzmanlara göre brokoli, portakal, yulaf, domates, somon balığı, bezelye, ceviz, çay üzümü, yoğurt, bal kabağı, soya fasulyesi, hindi, ıspanak ve çayı haftada en az 4 kez tüketmek estetik gençleşmeyle eş değerde, ayrıca sağlıklı ve uzun bir ömür sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Süper Yiyecekler" olarak adlandırılan 14 temel besin ürünü Californialı bir doktor tarafından daha önce hastalarına önerilmişti. Avustralyalı doktor ve alternatif tıp uzmanlarının da önerdikleri bu 14 yiyecekten brokolinin göğüs ve prostat kanserlerine, portakalın da C vitamini deposu olmasıyla tüm kanserlere karşı koruyucu özelliği bulunuyor. Yulaf ise kan basıncını dengeleme ve kilo almayı durdurma özelliği ile öneriliyor. Böğürtlen olarak da bilinen çay üzümü, soya fasulyesi, ıspanak, yeşil veya siyah çay, hindi eti, ceviz ve yoğurt ise yoğun vitamin içerdikleri için özellikle yaşlı kişilerin sağlıklı ve dinç olmalarını sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avustralyalı Plastik Cerrah Dr. Steve Pratt, yaklaşık 20 yıldır, yaptığı güzellik operasyonlarından sonra bu yiyeceklerin yer aldığı bir diyeti hastalarına verdiğini belirterek, hepsinin periyodik olarak yenmesiyle birçok sağlık sorununun kolaylıkla çözüme kavuşacağını ve derinin gençleşeceğini öne sürdü. Pratt, bu 14 ayrı yiyecekten her birinin haftada en az 4 kez yenilmesi gerektiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eternal Health adlı kitabın yazarı Dr. Michael Elstein ise "Hindi etinin neden yaşlılığı önlediğini çözemedim. Fakat beyaz et vejeteryan olmayanlar için oldukça sağlıklı" dedi. Bu yiyeceklerin anti-oksidan içerdiği için vücut sisteminin hastalıklarla savaşında yardımcı olduğunu ifade eden Elstein, "Yaşlandıkça göğüs ve prostat kanseri riski artar. Önlemenin tek yolu da yüksek oranda anti-oksidan içeren ve zengin vitamine sahip olan bu yiyecekleri tüketmektir" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ispanak ve ceviz kolesterolü düşürmek için önerilirken, yeşil çayın yağları yakmak ve yetişkinlerde obeziteyi önlemek için ideal olduğu savunuldu. Omega 3 yağı içeren somon balığının ise kalp krizini önleme ve beyin hücrelerinin çalıştırılması ile depresyona karşı birebir olduğu öne sürüldü. Özellikle yaşlıların ıspanak yemekten vazgeçmemeleri gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, ıspanağın gözün görme yeteneğini geliştirdiğini ve karaciğere yardımcı olduğunu kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Estetik ameliyatların insanları genç gösterdiğini fakat genç hissettiremediğini savunan uzman doktorlar, "Vücut sağlıksızsa, genç görünmenin bir önemi ve faydası yok" diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-4213740338901853027?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/4213740338901853027/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/omru-uzatan-yiyecekler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4213740338901853027'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4213740338901853027'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/omru-uzatan-yiyecekler.html' title='Ömrü Uzatan Yiyecekler'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-760134754678615795</id><published>2008-06-13T02:31:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.840-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyet ve Beslenme'/><title type='text'>Sağlıklı Beslenme nedir</title><content type='html'>Her konu hepimizi ilgilendirmez ama yemek kesinlikle herkesi ilgilendiren bir konudur. Hayatın başlıca zevklerinden biridir ve aynı zamanda hayat veren bir temeldir. Vücudumuzdaki gıdalar sürekli yenilenmese, ölürdük. Yiyecek o kadar önemlidir ki, çok eski zamanlardan beri her toplumda ritüellerin temelini oluşturmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirimizi değerlendirdiğimiz temellerin çoğu görünüşümüze dayanır ve bu dolaylı da olsa yiyecekle bağlantılıdır. Bir toplumun başarısı geleneksel olarak yiyeceklerinin bolluğu ve kalitesiyle (ya da kalite eksikliğiyle) ölçülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan toplumu geliştikçe, zengin ve çeşitli yiyeceklere sahip olmak gibi ulusal bir amaç edindi. Dünyadaki herkesi besleyebilmeyi ulusal bir gurur haline getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha 50 yıl önce, beslenme araştırmasının odak noktası, temel gıdaların eksikliğinden kaynaklanan kötü beslenme ve hastalıklarla mücadele etmekti. Bugün, herşey tersine döndü ve aşırı tüketim Amerika nın temel beslenme sorunu olarak gıda eksikliğinin yerini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna yanıt olarak, Başkan Ronald Reagan döneminde Genel Sağlık Servisi Başhekimi Dr. C. Everett Koop, ülke sağlığı üzerine bir rapor hazırladı. Rapor, AiDS in yayılmasını sınırlama ve sigarayı bertaraf etmekle birlikte, Amerikalı lann sağlık gündeminde beslenmeyi üst sıralara yerleştirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rapor yıllarca süren araştırmalara dayanan sağlam kanıtlar sunmaktadır. Aşırı bir şekilde sigara ya da içki içmeyen üç kişiden ikisi için, uzun dönemli sağlık durumumuzu en fazla etkileyen seçimlerin diyetle ilgili olduğu ileri sürülmektedir. Rapor, Amerikalıların daha iyi bir sağlık için diyetlerini nasıl değiştirmeleri gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tavsiyeler, vücudumuzun gıdaları nasıl kullandığına ilişkin temel bilgilerle birlikte bu bölümde ele alınmaktadır, izleyen sayfalarda aynca ağırlık kontrolü ve hastalık durumunda nasıl yemek gerektiği tartışması da yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sayfalarda ele alınanların dışında, bir beslenme sorunuyla ilişkili özel tavsiyelere ihtiyacınız varsa, bir besle/ime uzmanıyla görüşün. Bu unvanı almak için, kişinin güvenilir bir yüksek okul ya da üniversitedeki 4 yıllık bir gıda bilimi ve beslenme programından lisans diploması alması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beslenme durumunuzu incelemek ya da düzeltmek için başka insanlar da yardımcı olabilir. Bazı doktorlar beslenmeye özel bir önem vermektedirler. Ev ekonomicileri genellikle yemek planlaması, gıda koruma ve yemek hazırlama konusunda iyi bir bilgi kaynağı oluştururlar, afina belirli bir kişinin beslenme ihtiyaçları konuşunda tavsiyede bulunma açısından bir diyetisyenden daha az ehliyetlidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beslenme uzmanı terimi özel olarak tanımlanmamıştır ve ne yazık ki bazen gerçek bir beslenme eğitimi olmayan ve diyet ekleri ya da zayıflama programlan satmaya çalışan insanlar tarafından kullanılmaktadır. Bazıları pek az anlam ifade eden bir diploma ya da sertifika bile gösterebilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-760134754678615795?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/760134754678615795/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/saglkl-beslenme-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/760134754678615795'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/760134754678615795'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/saglkl-beslenme-nedir.html' title='Sağlıklı Beslenme nedir'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-6233532923117151100</id><published>2008-06-13T02:31:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.841-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyet ve Beslenme'/><title type='text'>Yiyeceklerin Sindirim Süreleri</title><content type='html'>Yediklerimizi ne kadar süre içinde sindirebildiğimizi bilirsek, spor, uyku gibi herhangi bir faaliyete başlamadan önceki öğünlerimizi daha bilinçli düzenleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin uzun bir işe, yürüyüşe veya spor gibi yüksek performans gerektiren bir işe başlamadan bir saat öncesinde bir şeyler yememiz gerekiyorsa, sindirimi bir saat içerisinde tamamlanabilecek besinleri tercih etmeliyiz. Genel bir fikir vermesi açısından besinlerin sindirim süreleri şu şekilde özetlenebilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 saatte sindirilebilenler: Su, çay, kahve, enerji yiyecekleri, sporcular için özel hazırlanmış karbonhidrat konsantreleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 saatte sindirilebilenler: Süt, kakao, yoğurt, et püresi, beyaz ekmek, muz, müsli/corn flakes tarzı kahvaltılık tahıllar, hafif sebze, prinç/pilav, alabalık protein konsantreleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 saatte sindirilebilenler: Siyah ve karışık ekmekler, kek, patates, yumurta, büyükbaş hayvan ve koyun eti, tavuk, sebze, elma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 saatte sindirilebilenler: Sosis, salam, hindi, dana kızartması, biftek, fındık-fıstık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 saatte sindirilebilenler: Kabuklu yemişler, kızartmalar, patates kızartması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 saatte sindirilebilenler: Pastırma, mantar, ton balığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 saatte sindirilebilenler: Kaz eti, sardalya, tuzlama balık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-6233532923117151100?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/6233532923117151100/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/yiyeceklerin-sindirim-sureleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6233532923117151100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6233532923117151100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/yiyeceklerin-sindirim-sureleri.html' title='Yiyeceklerin Sindirim Süreleri'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-7753987551874592224</id><published>2008-06-13T02:30:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.841-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyet ve Beslenme'/><title type='text'>Light salata tarifleri</title><content type='html'>ALL GREEN SALAT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(1kişilik)&lt;br /&gt;Masculin&lt;br /&gt;Akdeniz Yeşillikleri&lt;br /&gt;Roka&lt;br /&gt;30 gr taze fesleğen yaprakları&lt;br /&gt;Zeytinyağı (1 tatlı kaşığı)&lt;br /&gt;Citrus sos (limon, turunç, portakal suyu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeytinyağının aromayı alması için, bir gün öncesinden taze fesleğen yaprakları zeytinyağının şişesine eklenir. Tüm yeşillikler iyice yıkandıktan sonra karıştırma kabına alınır. Tüm salata malzemelerinin yaprakları kesilmeden konulur Hazırlanan citrus sos salata yapraklarının olduğu kaba eklenip karıştırılır. Salata servis tabağına alındıktan sonra fesleğen aromalı zeytinyağı eklenerek servis yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HİNDİLİ SALATA&lt;br /&gt;(1 Kişilik)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yarım göbek marul&lt;br /&gt;1 adet yeşil dolmalık biber&lt;br /&gt;1 küçük kuru soğan&lt;br /&gt;60 gr hindi kuşbaşı&lt;br /&gt;yarım limon&lt;br /&gt;1 çorba kaşığı elma sirkesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marul doğranır, biber ve soğan halka doğranıp közlenir. Hindi yağsız tavada pişirilir.&lt;br /&gt;Tüm malzeme karıştırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAZ SALATASI&lt;br /&gt;(2 Kişilik)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 adet küçük göbek marul&lt;br /&gt;1 çorba kaşığı zeytinyağı&lt;br /&gt;1 adet limon&lt;br /&gt;2 çorba kaşığı sirke&lt;br /&gt;1 çorba kaşığı yoğurt&lt;br /&gt;1 adet kırmızı biber&lt;br /&gt;1 adet domates&lt;br /&gt;2 çorba kaşığı ufalanmış diyet beyaz peynir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göbek marulu yıkayıp elinizle iri parçalara bölün. Üzerine domatesi ve kırmızı biberi doğrayın. Zeytinyağı, sirke, limon ve yoğurdu bir arada çırpıp üzerine gezdirin. Dilerseniz, Eti Form kepekli bisküvi veya Eti Form Çubuk ile servis yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAKARNA SALATASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(2 kişilik)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;100 gr kepekli makarna&lt;br /&gt;90 gr salatalık&lt;br /&gt;100 gr domates&lt;br /&gt;10 gr maydanoz&lt;br /&gt;180 gr marul&lt;br /&gt;5 gr kapari turşusu&lt;br /&gt;15 ml limon suyu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makarnayı hafif dişe gelir şekilde haşlayın (aldante).&lt;br /&gt;Marulu elinizle iri koparın, salata kabına koyun.&lt;br /&gt;Maydanoz yapraklarını üzerine atın.&lt;br /&gt;Salatalığı ince doğrayın.&lt;br /&gt;Domatesi arzu ettiğiniz boyda doğrayın.&lt;br /&gt;Kapari turşularını ve makarnayı ekleyin.&lt;br /&gt;Limon suyu gezdirip servis edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MISIRLI ENGİNAR SALATASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(iki kişilik)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 adet temizlenmiş enginar&lt;br /&gt;200 gr mısır&lt;br /&gt;½ demet taze soğan&lt;br /&gt;½ demet maydanoz&lt;br /&gt;2 diş dövülmüş sarımsak&lt;br /&gt;1 çay bardağı zeytinyağı&lt;br /&gt;2 limonun suyu&lt;br /&gt;Tuz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temizlenip yıkanmış enginarları ince uzun halde dilimleyin. Derince bir kasede 2 limonun suyunu, zeytinyağını, tuz ve sarımsakları karıştırıp enginarları da ekleyin. Kabın ağzını kapatıp enginarları birkaç saat bu sosta bekletin. Ancak sosun enginarların üstünü tamamen örtmesi gerekiyor, aksi halde enginarlar kararabilir. Bunu önlemek için arada bir kaptakileri karıştırmak yeterli.&lt;br /&gt;Enginarlar zeytinyağlı ve sarımsaklı sosta marine olurken, mısırı kaynar suda haşlayıp salata kasesine alın. Taze soğanları ve maydanozları çok ince kıyıp mısırlara ilave edin. Enginarlar sosun içinde bekleyip yumuşayınca onları da salataya katın ve zeytinyağlı-limonlu sostan üzerine bir kaşık gezdirin. Salatanız servise hazırdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-7753987551874592224?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/7753987551874592224/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/light-salata-tarifleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7753987551874592224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7753987551874592224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/light-salata-tarifleri.html' title='Light salata tarifleri'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-9120996246473371500</id><published>2008-06-13T02:29:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.841-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyet ve Beslenme'/><title type='text'>Kalori Yakmanın Kolay Yolları</title><content type='html'>Özel diyet gıdaları almadan ya da spor salonuna gitmeden kilo verebilir misiniz? Evet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatınızda önemli değişiklikler yaparak, paradan tasarruf ederken emniyetli ve kalıcı bir biçimde kilo vereceksiniz.&lt;br /&gt;1. Eliniz abur cubura değil, suya uzansın. İştahınızı yatıştırmanın eldeki en ucuz, en emniyetli yolu bu...&lt;br /&gt;2. Dolapları boş tutun. Hem paradan hem de sizi caydıracak şeylerden tasarruf edersiniz. Etrafınızdaki yiyecek çeşitlerini azaltmanız sizi gereksiz yere atıştırmaktan alıkoyacak.&lt;br /&gt;3. İlham verici bir şeyler yapın. Kilo verdiğinizde giymekten büyük keyif alacağınız bir elbiseyi buzdolanızın kapağına yapıştırarak kendinizi teşvik edebilirsiniz. Göbeğinize �piercing� yaptırmak da zayıflama azminizi artıracak bir fikir olabilir.&lt;br /&gt;4. Baharatları dilediğiniz gibi kullanın. Araştırmalara göre, zencefil, kırmızıbiber, pul biber gibi baharatlar ve bunlarla yapılan soslar vücudunuzun yağ yakma kabiliyetini %25 oranında artırabilir.&lt;br /&gt;5. Kilo vermek için uyuyun. Uykunuzu yeteri kadar almanız, daha fazla enerji elde etmek için yemek yemenizi engeller. Yapılan son bir araştırmaya göre, yeterince uyuyan bir kadının metabolizması %40 oranında artıyor.&lt;br /&gt;6. Gece mutfak seferlerine bir son verin. Araştırmacılar karanlık odaların ve gecenin karanlığının bizi daha fazla yemeye sevk ettiğini belirtiyorlar. Yataya bir saat erken girmeyi deneyin. Evinizde daha neşeli, parlak ışıklara yer verin, hem daha mutlu olacak hem de daha az atıştıracaksınız.&lt;br /&gt;7. Kahvaltıyı kesinlikle sektirmeyin. Gün için gereken enerji yakıtınızı almanızı ve öğle yemeğinde kendinizi daha az aç hissetmenizi sağlar.&lt;br /&gt;8. Doğru bir biçimde atıştırın. Sert bir şeker 20 kalori civarındadır, tüketme süresi 20 dakikaya kadar çıkabilir. 400 kalori içeren bir dondurma külahı ise on dakikaya kalmadan midenizde olur.&lt;br /&gt;9. İçinizden çılgınca yemek yemek geliyorsa, size kendinizi iyi hissettiren müzikler dinleyin. Araştırmacılar müziğin beyindeki, en sevilen yiyeceği yemenin etkilediği merkezi harekete geçirdiğini belirtiyorlar.&lt;br /&gt;10. Yeşil çay için. İsviçre Üniversitesi�nde yürütülen bir araştırmanın sonuçlarına göre, yeşil çay içmek vücudun yaktığı kalori miktarını artırıyor. Günde üç fincan içmeye çalışın.&lt;br /&gt;11. Yediğiniz şeye yoğunlaşın. TV izlerken, bir şeyler okurken, ders çalışırken ya da e-mail�lerinizi yanıtlarken yiyecekleri gözden uzak tutun.&lt;br /&gt;12. Dışarı çıkın. Günde en az yirmi dakikayı dışarıda oturarak ya da yürüyerek geçirin. Güneş ışığı içinizdeki yeme istediğini kontrol etmenize yardımcı olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-9120996246473371500?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/9120996246473371500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kalori-yakmann-kolay-yollar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/9120996246473371500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/9120996246473371500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kalori-yakmann-kolay-yollar.html' title='Kalori Yakmanın Kolay Yolları'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-2032475714972173547</id><published>2008-06-13T02:29:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.841-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyet ve Beslenme'/><title type='text'>Kilo vermede ana kurallar</title><content type='html'>Enerji besinler vasıtası ile alınır ve bedensel faaliyetler ile de harcanır. Eğer aldığımız enerji miktarı harcadığımızdan fazla ise artık enerji vücutta yağ olarak depolanacaktır. Bu depolama işlemini durdurmanın yolu; ya alınan enerji miktarını harcanan miktara düşürmek (kalori kısıtlaması) ya da harcanan enerji miktarını alınan miktara yükseltmek (egzersiz) olacaktır.&lt;br /&gt;Eğer alınan miktarı ihtiyaç duyulanın da altına düşürürsek vücutta depolanan yağları tekrar enerjiye çevirebiliriz. Burada asıl önemli olan;&lt;br /&gt;Ne kadar azaltacağız?&lt;br /&gt;Gerek bedensel gerekse ruhsal sağlığımızı bozmadan amacımıza nasıl ulaşacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruların cevabı "yapacağınız diyetin size özel olması" olacaktır. Bunun için de yaş, cinsiyet, boy, kilo ve hareketlilik durumunuza uygun günlük kalori gereksiniminiz belirlenmelidir. Belirlenen kalori miktarı ile protein, karbonhidrat ve yağ dengesi de göz önünde bulundurularak diyet programı hazırlanması doğru olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilo vermenin en etkili ve doğru yolu vücut yağ depolarının azaltılmasıdır. Bunun yolu da kişiye özel kalori kısıtlaması ve egzersiz programıdır.&lt;br /&gt;Yarı aç kalarak, haftada 4-5 kilo verdiren genel diyetleri uygulayarak verilebilecek olan kilolar, vücut yağ depolarında herhangi bir azalma yapmayacaktır. Böyle bir uygulamada kaybedilen ağırlığın büyük bir kısmı kas kitlesi ve vücut suyu olacaktır. Bu sebeple böyle bir diyeti uygulamayı bıraktığınızda (ki bırakmak zorunda kalırsınız) verdiğiniz kiloların daha fazlasını aynı hızla alırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyet döneminde aşağıdakilerden uzak durmalısınız !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızartmalar&lt;br /&gt;Kuruyemişler&lt;br /&gt;Patates cipsi&lt;br /&gt;Çikolata- şekerlemeler&lt;br /&gt;Hazır meyve suları - meşrubatlar&lt;br /&gt;Kremalar&lt;br /&gt;Dondurma&lt;br /&gt;Yağlı kekler&lt;br /&gt;Hazır soslar&lt;br /&gt;Çay kahve gibi içecekler şekersiz ve kremasız tüketilmelidir. Günde iki bardaktan daha fazla soda-limon içilmemelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-2032475714972173547?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/2032475714972173547/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kilo-vermede-ana-kurallar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2032475714972173547'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2032475714972173547'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kilo-vermede-ana-kurallar.html' title='Kilo vermede ana kurallar'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5881364529699108306</id><published>2008-06-13T02:28:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.842-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Penis Küçüklüğü</title><content type='html'>Penis Küçüklüğü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aileler için çocuklarının cinsiyeti kadar, cinsiyetlerine uygun fonksiyonlara sahip olması da önemlidir. Hem cinsel fonksiyon hem de üreme için cinsel organların yeterli olması yanında cinsiyet hormonlarının da normal olması gereklidir. Bu hormonlar gebeliğin ilk haftalarından başlayarak cinsel farklılaşmayı ve cinsel organların yeterli olmasını sağlarlar. Erkek çocukların cinsel organlarına daha çok dikkat gösterilir, çünkü hep göz önündedirler. Penis büyüklüğü çoğu zaman ?muzır? bir merak konusu olsa da ?küçük penis? her zaman ailelerde endişe uyandırır. Penis küçüklüğü hem ileride yol açabileceği sorunlar hem de bazı önemli tıbbi sorunların göstergesi olabileceği için dikkatle değerlendirilmesi gereken bir konudur. Bu yazıda soru ve cevaplarla penis küçüklüğü üzerinde durulacaktır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarda penis gelişimi nasıl olmaktadır?&lt;br /&gt;Penis dış genital yapıların farklılaşmasına paralel olarak gebeliğin 8-16 haftaları arasında gelişmektedir. Penis gelişmesinde testesteron ve dihidrotestesteron isimli iki erkeklik hormonunun rolü vardır. Bu iki hormon gebeliğin son üç ayından bebekliğin ilk altı ayına kadar penis büyümesini sağlarlar. Bu nedenle penisin normal büyüklüğe erişmesi için anne karnında bebeğin salgıladığı hormonların yeterli olması gereklidir. Genel olarak 6. ay ile ergenliğin başlangıcı arasında penis büyümesi yavaştır ve ergenlikle birlikte artan erkeklik hormonlarının etkisiyle erişkin boyutlarına erişir. Penis büyümesi için hormonlar kadar bu hormonlara cevap veren dokuların da normal olmasına ihtiyacı vardır. Erkeklik hormonları penis büyümesi yanında cinsel istek (libido) ve penisin dikleşmesi (ereksiyon) için de gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penis küçüklüğü nasıl anlaşılır?&lt;br /&gt;Penis boyu gerdirilmek suretiyle ve kökü ile ucu arasındaki mesafe ölçülerek değerlendirilir. Bazen penis genital bölgedeki yağ dokusu içine ?gömülü?dür. Bu durumda penis uzunluğunun daha dikkatli değerlendirilmesi gereklidir. Yenidoğan bir bebekte penis boyu 1.9 cm?den küçükse önemli bir sorun var demektir ve mutlaka ileri inceleme yapılmasına ihtiyaç vardır. Değişik yaşlardaki ortalama ve en küçük penis boyları aşağıdaki tabloda verilmiştir. Bir çocuğun penis boyu kendi yaşına uyan en küçük penis boyundan kısa ise penis küçüklüğü var demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne ve babalar yenidoğan döneminden itibaren bebeklerin genital yapılarıyla ilgilenmelidirler. Aile bebeğinin penisinin küçük olduğunu düşünüyorsa mutlaka çocuk endokrinolojisi bulunan bir merkeze götürmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penis küçüklüğünün nedenleri nelerdir ve bu çocuklara nasıl yaklaşılmalıdır ?&lt;br /&gt;Penis küçüklüğü ya tek başına ya da dış genital yapılarda genel bir bozukluk ile birlikte meydana gelir. Her iki durumda cinsel gelişmeyi sağlayan hormonlarda veya penisi meydana getiren dokularda bir yetersizlik söz konusudur. Penis küçüklüğü ile birlikte testislerin yerinde olmaması anne karnında bebeğe ait hormonlarda bir yetersizlik olduğunu akla getirmelidir. Penis küçüklüğü ile birlikte bebeğin cinsel görünümünün belirsiz olması acil değerlendirmeyi gerektiren bir sorundur. Penis küçüklüğü bazı sendromların veya büyüme hormonu eksikliğinin bir sonucu da olabilir. Penis küçüklüğü vakalarının bir kısmında ise bir neden bulunamamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penis küçüklüğü olan çocuklarda en önemli konu penis boyunun erişkin yaşta cinsel ilişki için yeterli olup olmayacağıdır. Bu nedenle yenidoğan döneminden itibaren hem testislerinin fonksiyonunun hem de penis dokusunun hormonlara cevabının ne durumda olduğunu göstermek için bir dizi inceleme yapılmalıdır. Penisi çok küçük ve erkeklik hormonuna cevap vermeyen çocukların cinsel kimliklerinin yeniden değerlendirilmesi gereklidir. Düşük doz erkeklik hormonu ile penis büyümesi sağlanan ve başka sorunu olmayan çocukları ergenlik dönemi sonuna kadar izlemek ve nedene göre tedavi planlamak gereklidir. Hem tanı hem de tedavi ile ilgili girişimlerinin çocuk endokrinolojisi ünitelerinde yapılmasına özen gösterilmelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5881364529699108306?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5881364529699108306/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/penis-kucuklugu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5881364529699108306'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5881364529699108306'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/penis-kucuklugu.html' title='Penis Küçüklüğü'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-6882249791722923698</id><published>2008-06-13T02:28:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.842-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyet ve Beslenme'/><title type='text'>Diyete başlarken</title><content type='html'>Diyete başlayınca her gün bir defa vitamin ve mineral kombinasyonu bir preparat alınız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız haftada bir gün ve hep aynı gün ve aynı terazide aynı giysi ile tartılın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyet uygularken asla inmek istediğiniz son kiloyu düşünmeyin, verdiğiniz her kilonun zevkini çıkarın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek yerken sakin olun, gevşeyin, ağzınıza aldığınız her lokmanın tadını çıkarmaya çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyeti uygularken asla fazla uyumayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyet yaparken kabızlık olabilir, bunu önlemek için bol salata yiyin, bol su için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyet uyguladığınız günlerde çiklet çiğnemeyiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zayıflamanın tadını aldıktan sonra vazgeçemediğiniz yemekler gözünüzde önemini yitirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyet esnasında başkalarından anlayış beklemeyiniz.Size bu kilonuzun yakıştığını ve kilo vermekle çirkinleşebileceğinizi söyleyecek kimseler olabilir.Onlara inanmayınız, ısrarlara aldırmayın ve diyetinizi bozmayın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinize her zamankinden daha çok bakın ama yeni elbise ve ayakkabı almayın, kilo verdikçe onlarda bollaşacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftada 2 defa 1-2 duble içki içebilirsiniz. Votka, rakı, whisky, şarap, konyak tercih edilen içkilerdir.Vermut, likör, tatlı şarap, bira çok az içilmelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-6882249791722923698?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/6882249791722923698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/diyete-baslarken.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6882249791722923698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6882249791722923698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/diyete-baslarken.html' title='Diyete başlarken'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-7460638556097878251</id><published>2008-06-13T02:27:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.842-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyet ve Beslenme'/><title type='text'>Sağlıklı Beslenmek için 12 kural</title><content type='html'>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), sağlıklı beslenme için 12 temel adımı belirledi. Buna göre, tahıl, taze sebze ve meyve tüketimi artmalı, et yerine kurubaklagil tercih edilmeli. İşte öneriler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BESLEYİCİ bir diyet yapılmalı. Hayvansal kaynaklı besinler yerine temel olarak bitkisel kaynaklı besinler tercih edilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜNDE birkaç kez, ekmek, makarna, pirinç, patates gibi tahıl grubundaki besinler tüketilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜNDE birkaç kez, taze sebze ve meyve alınmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VÜCUT AĞIRLIĞI (beden kitle indeksi), tercihen her gün yapılan orta düzeyde fiziksel aktiviteyle birlikte önerilen sınırlar içinde tutulmalı. Beden kitle indeksi, kişinin vücut ağırlığının boy uzunluğunun karesine bölünerek elde edilen bir değer. 18.5-24.9 arası normal sayılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAĞ alımı kontrol edilmeli. Diyette yağdan gelen enerji oranı yüzde 30�u geçmemeli ve tereyağı, kuyruk yağı gibi doymuş yağlar yerine ayçiçek, mısırözü, soya, zeytinyağı gibi doymamış yağlar tercih edilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAĞLI kırmızı etler ve kırmızı et ürünleri yerine mercimek, kuru fasulye, nohut gibi kurubaklagiller ile balık, tavuk ve yağsız etler tercih edilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÜT ve süt ürünleri kullanılmalı. Ancak bunların az yağlı ve az tuzlu olmasına dikkat edilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEÇİLEN besinler düşük şekerli olmalı, tahıllar, baklagiller gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUZ tüketimi azaltılmalı. Bir günde alınan tüm tuz miktarı, bir tatlı kaşığını geçmemeli. Tuzun iyotlu olmasına özen gösterilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜNDE iki kereden fazla alkol alınmamalı. Her alınan içki miktarındaki alkol değeri on gramı geçmemeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YEMEKLER hijyenik şekilde hazırlanmalı. Haşlama, fırın veya ızgara gibi pişirme yöntemleri kullanarak yemeğe eklenecek yağ azaltılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEBEKLERE, ilk 6 ay yalnızca anne sütü verilmeli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-7460638556097878251?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/7460638556097878251/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/saglkl-beslenmek-icin-12-kural.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7460638556097878251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7460638556097878251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/saglkl-beslenmek-icin-12-kural.html' title='Sağlıklı Beslenmek için 12 kural'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-432562856098737064</id><published>2008-06-13T02:27:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.842-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyet ve Beslenme'/><title type='text'>Yeşil sebze diyeti</title><content type='html'>Hedef: Haftada 3-4 kilo.&lt;br /&gt;Günlük kalori: 600 Kcal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lifli besinlere dayalı bu diyet yeşilliklerle de destekleniyor. Bu diyette acıkınca tüketilebilecek tek şey bol su. Su dışında her türlü içecek kesinlikle yasak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel bir diyet/zayıflama programı olarak diyetisyenler tarafından tercih edilmeyen bu düşük kalorili diyet tekrarlı olarak uygulanmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu diyetin günlük menüleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.GÜN&lt;br /&gt;Sabah : Buğday, yulaf gibi tahıllarla hazırlanmış besinler.&lt;br /&gt;Öğle : Sadece yeşil yapraklı sebzelerden oluşan bol peynirli salata.&lt;br /&gt;Akşam : Çok az tereyağında pişirilmiş mantar, avokado, zeytin ve yeşil sebzelerden oluşan salata.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.GÜN&lt;br /&gt;Sabah : Buğday, yulaf gibi tahıllarla hazırlanmış besinler.&lt;br /&gt;Öğle : Sadece yeşil yapraklı sebzelerden oluşan bol peynirli salata.&lt;br /&gt;Akşam : Çok az tereyağında pişirilmiş mantar, avokado, zeytin ve yeşil sebzelerden oluşan salata.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.GÜN&lt;br /&gt;Sabah : Buğday, yulaf gibi tahıllarla hazırlanmış besinler.&lt;br /&gt;Öğle : Sadece yeşil yapraklı sebzelerden oluşan bol peynirli salata.&lt;br /&gt;Akşam : Çok az tereyağında pişirilmiş mantar, avokado, zeytin ve yeşil sebzelerden oluşan salata.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-432562856098737064?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/432562856098737064/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/yesil-sebze-diyeti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/432562856098737064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/432562856098737064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/yesil-sebze-diyeti.html' title='Yeşil sebze diyeti'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-487352074856431243</id><published>2008-06-13T02:26:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.843-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Propolis</title><content type='html'>Arının reçine salgılayan ağaçlardan (çeşitli çam türleri, atkestanesi, gürgen, söğüt, karaağaç, kayın, kestane, kayak tomurcukları gibi.) toplayarak kovan çatlaklarını, kapısını sıvamak için yaptığı maddedir. Yanı sıra kovana girip ölen fare, kertenkele gibi, dışarı atamadıklarını da her yönden zararsız duruma getirebilmek için bu madde ile sıvar. Propolis çok iyi bir dezenfekte maddesidir. Eski Mısırlıları n ölülerini mumyalamakta, Yunanlılar ve Romalıların yaraları tedavi etmekte kullandıkları ileri sürülen propolis, uzun süre ihmale uğramış, hatta unutulmuşsa da, son yıllarda insan sağlığındaki olumlu değeri tekrar anlaşılarak incelenmeye, kullanılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde propolise çeşitli adlar verilmektedir: Eğir mumu, eğer mumu, eğil mumu, eğin mumu, eğri mum, girabolu, girebo, kirebeli, kirebolu, pirebolu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rengi: Arının topladığı yöreye göre değişirse de, sarımsı kahverengi kırmızımsı yeşildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saklanması: Ağzı sıkıca kapanabilen ışık geçirmez kaplarda 3-8 derece arasında saklanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan etkileri: İçindeki çiçektozunun %1 insanda alerji yapması dışında herhangi bir yan etkisi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Propolis suda erimediğinden toz olarak alındığında bozulmadan dışarı çıkar. En az %70, en çok %90lık alkolde eritilerek kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçindeki birkaç madde: İçindeki maddelerin oranı yöreye göre değişir. (Örneğin içersindeki balmumu oranı %10 ile %40 arasında değişebilir). Reçine, balsam. balmumu, çiçektozları, çeşitli mineraller (alüminyum, bakır, çinko, demir, kalsiyum, mangan, silisyum, stronsiyum, vanadyum), vitaminler (E, H, P, B kompleksi), yağ asitleri. Bunların dışında flavone, vanilin, isovanilin, aminoasit,...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda hekimlerin (araştırmacıların) yayınladığı raporlardan propolisle iyi sonuçlar alındığını okuyoruz. Birçok hastalıkta hastaların büyük bölümünün şikayetlerinin ortadan kalktığı, diğer bölümünde hastalığın görülür derecede gerilediği, çok az bölümünde ise, etkisiz kaldığı bildirilmektedir. Günümüzde birçok hastalığa karşı kullanılmakta, kullanılma alanı daha da genişletilmeye çalışılmaktadır. Genellikle (ergenlik çağına gelen) gençlerde yüzde görülen rahatsız edici sivilcelere (akne) karşı, propolisle hazırlanmış kremle iyi sonuçlar alınmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-487352074856431243?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/487352074856431243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/propolis.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/487352074856431243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/487352074856431243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/propolis.html' title='Propolis'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-169028383802248477</id><published>2008-06-13T02:25:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.843-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Reflü</title><content type='html'>Reflü nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk arasında Mide Reflüsü olarak bilinen Gastro Özofageal Reflü hastalığı mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Reflü, asitli mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun asitten kendini koruma özelliğinin yok olmasından kaynaklanır. Erişkinlerin yaklaşık %20'sinde reflü görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıklı bir mide Fıtıklaşmış bir mide&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide içeriği midenin salgıladığı hidrojen iyonu nedeniyle belirgin derecede asittir. Eğer onikiparmak barsağından mideye doğru safra geri akımı varsa mideden yukarı çıkan içerik hem asit hem de safra içerir. Alkali özellikli olan safra da mide asidi gibi yemek borusunun tahrişine neden olur. Reflü hastalığı, asitli ve/veya safralı mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun kendini asitten ve/veya safralı mide içeriğinden koruyamaması nedeniyle oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek borusunun alt ucunda mide içeriğinin yemek borusuna geçişini engelleyen bir kapak mekanizması vardır. Reflü hastalarında en sık görülen özellik bu mekanizmanın gevşekliğidir. Bu durum sıklıkla mide fıtığıyla birlikte yaşanır. Mide boşalım bozukluğu ya da bozulmuş yemek borusu hareketi bu hastalığı tetikleyen diğer nedenlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek borusunun alt ucunda mide içeriğinin yemek borusuna çıkmasını engelleyen iki mekanizma vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reflü Tanısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reflü tanısında kullanılan çok sayıda yöntem var.Bunlardan gastroskopi , pHmetri , ve manometri kronik reflüsü olan yada özellikle laparoskopik cerrahi tasarlanan hemen her hastada hazırlık aşamasında mutlaka yapılırken bazı yöntemler akademik araştırmalar için kullanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gastroskopi&lt;br /&gt;Ösofagogastroduodenoskopi olarak da adlandırılan bu yöntem fiberoptik bir endoskop ile yemek borusu, mide ve onikiparmak barsağının ilk bölümünün incelenmesi anlamına geliyor.İşlem sonunda yemek borusundaki yangı evresi (tahriş), mide kapağı düzeneğinin yapısı , işlevi, mide fıtığı olup olmadığı, varsa kaç santim olduğu,midede gastrit ,ülser gibi başka sorunlar olup olmadığı,mide çıkışında ki düzeneğin (pilor) yapısı ve onikiparmak barsağında yangı yada ülser olup olmadığı sorularına yanıt bulunuyor.Gereğinde yemek borusunda ki yangı bölgesinden parça örneklemesi (biopsi) alınarak endoskopik olarak saptanan yangı düzeyi patolojik olarak belgeleniyor.Midede H.Pylorii mikrobu varlığına bakılıyor.Eğer incelenen mide barsak sistemi bölümlerinin herhangi birinde patolojik bir bulgu olursa parça alınıp inceleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşlem yaklaşık 5 dakika sürüyor ve bilinçli rahatlatma denilen bir yöntemle uygulanıyor, böylece hasta işlem sırasında hiç bir şey duymuyor ve hatırlamıyor.Sonrasında rahatlatma amaçlı yapılan ilacı geri çeviren bir ilaç uygulanıyor ve hasta 30 dk dinlendiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reflü araştırmasında her hastada önerdiğimiz bir araştırmadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pHmetri&lt;br /&gt;Bu yöntemde burundan yemek borusu içine yaklaşık 1 mm genişlikte ince bir kateter yerleştiriliyor ve 24 saat boyunca hasta olağan bir günde yaptıklarına devam ediyor. Kateterde ki 2 algılayıcı yoluyla sürekli kayıt yapılıyor.Biri mide kapak mekanizmasının 5 cm diğeri ise yaklaşık 10 cm üstündeki bu iki algılayıcı yolu ile ölçüm süresince mideden yemek borusu içerisine kaç kez asit kaçışı olduğu, bu asit kaçışlarının ne kadar süre ile pH değerini 4 ün altına indirdiği gibi birçok ölçüm yapılıyor ve belgeleniyor.Ölçüm sırasında belgelenen 6 değişken bir araya getirilerek bu testi geliştiren cerrah olan kişinin adı ile anılan DeMeester değerini veriyor.Böylece kişinin hastalık derecesinde reflüsü olup olmadığı en nesnel (objektif) biçimde belgeleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manometri&lt;br /&gt;Manometri işleminde yemek borusu içine yerleştirilen bir kateter aracılığı ile yemek borusunun peristaltik hareket denilen ileri doğru itme (dalga) hareketinin gücü ve düzeni ile ilintili ölçüm yapılıyor .Mide kapak mekanizmasının kasılma ve dinlenme sırasında ki basınçları ölçülüyor .Reflü oluşumunda en önemli nedenlerden biri olan kendiliğinden mide kapağı gevşemeleri olup olmadığı araştırılıyor.Yemek borusunun kendine ait hareket bozuklukları olup olmadığı ortaya konuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek borusunun manometrik incelenmesi son derece değerli bilgiler sağlıyor.Bu bilgiler ışığında ilaç sağaltımı tasarlanan hastalarda yemek borusu hareketini destekleyici ilaçlara gerek olup olmadığı saptanıyor.Eğer cerrahi onarım yapılacaksa da bu bilgiler ışığında onarım hastaya özel tasarlanabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baryumlu grafi&lt;br /&gt;Röntgen ışınını yansıtan bir çözeltinin yutulması sırasında yapılan bu inceleme ile bu çözeltinin yemek borusundan geçiş şekli ve hızı, mide kapak düzeneğinin açılımı , mideden ve onikiparmak barsağından geçişi sırasındaki görüntüler inceleniyor.Hasta röntgen çekilirken ters çevrilerek çözeltinin yemek borusuna geri kaçıp kaçmadığı gözlemleniyor.Gastroskopinin yaygın kullanımda olmadığı dönemlerde çok kullanılan bu yöntem dolaylı (indirekt) bir inceleme olduğundan günümüzde çok daha az kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Empedans pHmetri&lt;br /&gt;Empedan pHmetri iki nokta arasında ki iletkenliğin buradan geçen madde tarafından değiştirilmesi temeline dayanan bir incelemedir.Klasik pHmetri yalnız asit reflüsünü belirleyebilirken, empedans pHmetri asit ,alkali(safra ve pankreas sıvısı) ve/veya gaz/buhar reflüsünü de belirler.Özellikle ilaç sağaltımından yarar görmeyen karışık tipte reflüsü olan hastalarda değerli bir yöntemdir.Henüz yaygın kullanımda değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Empedans Manometri&lt;br /&gt;Empedans pHmetri ile aynı temelde çalışır.Yaygın kullanımda olmamakla birlikte özellikle operasyon sonrası yutma güçlüğü olan hastalarda kullanımı anlamlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antroduodenal Manometri&lt;br /&gt;Mide çıkışında kapak görevi gören pilor olarak adlandırılan bölgenin basıncını ve kasılma rahatlama düzenini ölçen bir yöntemdir.Akademik araştırmalarda kullanılır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide Boşalım Sintigrafisi&lt;br /&gt;Mide boşalım güçlüğünü belgelemek ve araştırmak için kullanılır.Özel bir çözelti içirilen hastanın çeşitli zamanlarda görüntüleri alınarak bu çözeltinin hangi sıklıkta ve hızda onikiparmak barsağına geçtiği belgelenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reflü Tedavisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reflü tedavisinde 4 yöntem bulunmaktadır. Bu yöntemler Reflü'nün şiddetine ve ilerlemesine göre doktorunuz tarafından belirlenmelidir. Yaşam tarzı değişiklikleri, ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi ve endoskopik tedavi tip ve evrelerine göre hastalığın iyileştirilmesini sağlayan yöntemlerdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-169028383802248477?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/169028383802248477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/reflu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/169028383802248477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/169028383802248477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/reflu.html' title='Reflü'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-8911456797439791284</id><published>2008-06-13T02:25:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.843-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyet ve Beslenme'/><title type='text'>Sağlıklı Diyet</title><content type='html'>Özel sağlık sorunları nedeniyle tedavi amaçlı bir diyete ihtiyacı olan insanlar hariç olmak üzere, en iyi genel diyet planı basitçe şöyle dile getirilebilir: meyva, sebze ve hububattan gelen karbonhidratlar; ve et, balık, yumurta ve süt ürünleri gibi protein içeren gıdalar dahil olmak üzere çok çeşitli yiyecekler yiyin. Vitaminler ve mineraller hemen hemen yediğimiz gıdaların hepsinde vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Diyetinizdeki her tür yağ miktarını azaltın. Ortalama olarak günlük kalorinin neredeyse yüzde 40 ını yağlardan aldığımız tahmin edilmektedir. Bir kişinin toplam yağ tüketimini günlük kalori tüketiminin yüzde 30 una indirme hedefi makuldür. Doymuş yağ tüketimi günlük kalorinin yüzde 10 una düşürülmelidir ve kolesterol tüketimi günde 300 ml den az olmalıdır. Birçok insan için, yağ oranı yüksek bir diyet, çeşitli sağlık sorunlarına yol açan şişmanlığa neden olmaktadır. Ailesinde kalp rahatsızlıkları ve yüksek tansiyon bulunan insanlar, yağ oranı yüksek bir diyet uygularlarsa, özellikle risk altında olabilirler. Diyet ve egzersizler arzu edilir bir vücut ağırlığına ulaşın ve onu koruyun. Şişmanlık, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve koroner kalp hastalığı dahil olmak üzere, birçok hastalığın tedavisini güçleştiren önemli bir etkendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Diyetinizde karmaşık karbonhidrat ve lif miktarını arttırın. Pek çok kişi kalorilerinin çok az bir kısmını karmaşık karbonhidratlardan alma eğilimindedir. Günlük kalorimizin yüzde 50 ilâ 55 ini karbonhidratlardan (meyvalar, sebzeler ve tahıl) alarak, bazı vitaminlerin, minerallerin ve lifin tüketimini arttırırken, yağ tüketimini azaltabiliriz. Günde beş porsiyon ya da daha fazla , meyva ve sebze özel likle yeşil yapraklılar ve san sebzeler ve turunçgiller yemeye çalışın. Günde altı porsiyon ya da daha fazla, ekmek, baklagiller ve tahıllar dahil olmak üzere karmaşık karbonhidratlar yiyin. Liften zengin bir diyet, gıda ların sindirilmesinde ve özümsenmesinde önemli bir rol oynar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Uygun miktarlarda protein yiyin. Diyetimiz çoğunlukla, özellikle hayvansal proteinler olmak üzere çok fazla protein içermektedir. Ayrıca aldığınız protein miktarını azaltırsanız, yağ tüketiminizin de düştüğünü farkedebilirsiniz, çünkü alınan yağın büyük kısmı, özellikle kolesterol, hayvani ürünlerde bulunmaktadır. Ama et yemeyi bırakmayın; yalnızca daha az yiyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sodyum oranı görece düşük gıdaları seçin ve yemeklerinize pişirirken ve masada ektiğiniz tuzun miktarını sınırlayın. Pek çok insan ihtiyacından fazla tuz tüketmektedir. Çoğu insan için, sodyum seviyeleri hiçbir zaman bir sağlık sorununa yolaçmayabilir, ama diyeti nizdeki fazla tuzu düşürmek yine de iyi bir fikirdir. Ailenizde yüksek tansiyon varsa ya da sodyuma duyarlılığınız varsa, diyetinizde tuzu kısıtlamak daha da önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İçki içiyorsanız, alkol tüketiminizi günde bir ya da iki kadehe indirin. Hamileyseniz, hiç içmeyin .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kadınlann ve ergenlik çağındaki kızların diyetlerinde daha fazla kalsiyum ve demire ihtiyaç vardır. Kadınların ve genç kızların çoğu sağlıklı büyüme ve kemiklerin ömür boyu bakımı için gerekli olan kalsiyum miktarının yaklaşık yarısını tüketmektedir. Çocuk doğurma yıllarında, birçok kadın ve genç kız sağlığı korumak için gerekli olandan çok daha az demir almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kendinizin ve çocuklarınızın diyetinin, diş çürümelerinin önlenmesine yardımcı olmak üzere flor içermesine dikkat edin. Florlu su, çocuklarda ve yetişkinlerde diş çürümelerni önemli ölçüde azaltabilir. Suyunuz florlu değilse, diyetle alınan flor için diş hekiminize danışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Doktorunuz söylemedikçe ek vitamin ve mineral almayın. Ne kadar fazla o kadar iyi teorisi, vitaminler ve mineraller için mutlaka geçerli değildir. Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu vitaminleri ve mineralleri elde etmenin en iyi yolu, çeşitlilik içeren bir diyettir. Ek vitamin ve mineral almak genellikle zararlı değildir ve diyetiniz bazı açlardan eksikse yararlı olabilir, ama daha fazlası sağlığınıza zarar verebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kurallar, normal beslenmeyi etkileyen durumlarlar ve hastalıklar nedeniyle özel diyetlere ihtiyaç duyanlar için değil, sağlıklı insanlar içindir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-8911456797439791284?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/8911456797439791284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/saglkl-diyet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8911456797439791284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8911456797439791284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/saglkl-diyet.html' title='Sağlıklı Diyet'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5113152589818006774</id><published>2008-06-13T02:23:00.002-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.843-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Sekste Iyi Olmak Icin</title><content type='html'>• Cinsel gücü arttırmak için afrodizyakların peşine düşen erkeklerin bu serüveni daha ne kadar sürer bilinmez, ama bu arayışın her toplumda farklı bir "afrodizyak kültürü" yarattığı söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Çin'de, dokununca şiştiği için erkeğe iktidar gücü vereceği düşünülen deniz salyangozundan yapılmış bir yemek afrodizyak kabul edilir örneğin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Başka bir ülkede "erkek keklik başı," bir diğerinde ise "suaygırı burnu" gözde yiyecekler arasındadır. Seçenekler saymakla bitmez ve bu çeşitlilik, işin ciddiyetini anlamaya yeter de artar bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Cinsel gücü arttıran afrodizyakları arayacağınıza vitamin, mineral ve çeşitli otlardan oluşan lezzetli bir diyetle de isteğinize kavuşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Doğru vitamin ve mineraller kullanıldığında ve doğru miktarlarda alındığında erkeklerin cinsel güçlerini kolayca artırabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Gerçi tüm mineraller vücut için önemlidir ama çinko, diğerleri arasında "ağır işçi" olarak bilinir, yani ağır işleri yapan mineraldir. Eğer kısır değilseniz, gücünüz hâlâ yerindeyse, rahatça ereksiyon olabiliyor ve bu durumun daha uzun yıllar sürüp gidecebileceğini hissediyorsanız her şeyi çinkoya borçlusunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Her ereksiyon için günlük ihtiyacınızın üçte biri kadar, yani 5 mg. çinko harcarsınız. Ancak harcanan çinkoyu geri almak da kolaydır. İrice bir biftek günlük çinko ihtiyacınızın tümünü karşılarken, tek bir istiridye "depoyu doldurur." Hindi, tahıl ve baklagillerde de bol çinko bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kadınları size kul köle edecek parfümü arıyorsanız boş yere uğraşmayın. Tek ve gerçek seks iksirini arayan bilimadamları araştırmalarını, kerevizde de bulunan güçlü erkeklik hormonu androsteron üzerinde yoğunlaştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Araştırmalara göre androsteron vücuda girdikten sonra terle dışarı atılıyor. Siz kereviz yedikten sonra, tam anlamıyla kokusunu alamasa da partnerinizin, kadınları çektiğine inanılan androsteron sayesinde size iyice sokulduğunu göreceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kereviz sayesinde yıllık ortalama performansınız öyle aman aman artmasa da düşük kalorili, bol lifli bir yiyecek yemiş, dişlerinizi temizleyip, ağız kokunuzu gidermiş olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sabah içtiğiniz bir fincan kahve sadece "afyon patlatmıyor." Günde en az bir fincan kahve içen erkek ve kadınların, kendilerini diğer insanlara göre en az iki kat daha fazla seksi hissettikleri söylenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bunu uygulayan erkeklerin aynı zamanda ereksiyon sorunuyla da daha az karşılaştıkları bilinir. Uzmanlar sabah içilen bir fincan kahvenin cinsel gücü olumlu etkileyeceğini söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ama siz yine de temkinli olun ve fincan sayısını abartmayın. Art arda içilen kahveler sizi giderek daha seksi değil, daha sinirli yapabilir; unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Artık güzel kadınları gördüğünüzde kendinizi iyi hissetmiyor, ereksiyon süreniz giderek azalıyor, sperm sayınız bir elin parmaklarını geçmiyorsa, sorunun kaynağı serotonin seviyesinin düşüklüğü olabilir. Bu son derece gerekli "madde"yi beyin, içinde karbonhidrat ve triptofan bulunan besinleri birlikte aldığınızda üretiyor. Bir amino asit olan triptofan et ve süt ürünlerinde bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Serotonin seviyesini düşüren etkenlerin başında stres geliyor. Belki de bu yüzden uyku getiren bir madde olan triptofan, serotonin üretme denkleminin temel taşlarından biri. Triptofan ve karbonhidratları birlikte yediğinizde rahatlayıp gevşediğiniz için vücudunuz serotonin üretme fırsatını buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Serotonin üretilince de gücünüz yerine geliyor. Vücudunuzdaki triptofan seviyesi için endişelenmeyin. Balık, tavuk ya da kırmızı eti, ekmek ya da hamurişiyle yerseniz sorun kalmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kalsiyum yoksa havai fişek gösterisi de yok. Orgazmdan sorumlu(!) olanlar da dahil, bütün kaslarınız kasılıp gevşerken vücudunuz yakıt olarak kalsiyum kullanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Süt ürünleri, balık (özellikle konserve sardalya), ekmek ve yeşil sebzeler kalsiyum açısından zengindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kuru fasulye, yulaf ezmesi ve kabuklu meyveler gibi kolesterol düşüren yiyecekler dolaşım sisteminin düzenlenmesini de sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kolesterolün tıkayabileceği damarların arasında ereksiyonu sağlayan damar da var. Bu yüzden kızartma, yağ ve kırmızı et gibi kolesterol yükselten yiyeceklerden kaçınmak yararlı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ereksiyon sırasında penise normalden on kat daha fazla kan gider, ancak damarlar tıkanırsa sertleşme istendiği ölçüde olmaz. Kolesterol miktarını kontrol altına almanın en iyi yolu diyetinizin en fazla yüzde 30'unu yağa ayırmanızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Eğer vücudunuzdaki tiamin ve niasin seviyeleri düşükse yatakta bir Ferrari olmanız mümkün değil. Kuşkonmaz, tahıl, fıstık gibi ürünlerden alınabilen B vitaminindeki tiamin maddesi vücut hücrelerinizin ürettiği enerji miktarını arttırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Et ve baklagillerde mevcut niasin ise kanı sulandırarak akışını hızlandırır. Bu durum, mutlu sona yaklaşırken vites değiştiren kalbinizi de oldukça rahatlatır. Üstelik niasin, testosteron yapımı için de gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Çoğu kişi B vitaminini normal diyetle yeterli düzeyde alır. Özellikle alkol niasin seviyesini düşürdüğü için dikkatli tüketilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• C vitamini deriyi yumuşak ve canlı tutarak karşı cinsi cezbetmenizi sağlar. Bir antioksidan olarak spermlerinizi serbest radikallerden korur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• C vitaminin portakalsuyu, çilek ve kivide bulunduğunu biliyorsunuz. Ama domates ve yeşil sebzelerde de C vitamini bulabileceğinizi unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• E vitamini testosteronun parçalanmasını engellediği için libidonuzu göklere çıkarır. Fındık, yağlı tohumlar, tahıllar, meyve ve sebzelerin hepsi iyi kaynaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ayrıca E vitaminini tablet olarak bulmak da mümkün. Ama günde 100 UI'dan fazla almamalısınız çünkü yüksek dozların tansiyonu arttırdığı biliniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Afrodizyak peşinde koşacak gücünüz ve zamanınız yoksa endişelenmeyin. Yediklerinize dikkat ederek de cinsel gücünüzü koruyabileceğinizi söyleyen uzmanlar özel bir menü de hazırladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvaltı&lt;br /&gt;• Bir fincan koyu kahve (kafein patlaması için)&lt;br /&gt;• Bir kase çilek (C vitamini)&lt;br /&gt;• İki dilim kızarmış esmer ekmek (kalsiyum, tiamin)&lt;br /&gt;• Muz (riboflavin)&lt;br /&gt;• Yarım tas sütün içine Müsli (çinko, kalsiyum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğle yemeği&lt;br /&gt;• Etli sandviç (çinko, kalsiyum, tiamin)&lt;br /&gt;• Bir bardak süt (kalsiyum)&lt;br /&gt;• Fırında patates (C vitamini)&lt;br /&gt;• Bezelye (niasin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam yemeği&lt;br /&gt;• Tavuk göğüs (niasin)&lt;br /&gt;• Pilav (prostatınızı korumak için)&lt;br /&gt;• Kuşkonmaz (tiamin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara öğünler&lt;br /&gt;• Yarı yağlı yoğurt (kalsiyum)&lt;br /&gt;• Fıstık (tiamin)&lt;br /&gt;• Kereviz (androsteron)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5113152589818006774?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5113152589818006774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sekste-iyi-olmak-icin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5113152589818006774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5113152589818006774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sekste-iyi-olmak-icin.html' title='Sekste Iyi Olmak Icin'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-3572136537141726723</id><published>2008-06-13T02:23:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.844-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Uykuda Seks Bagimlisimisiniz?</title><content type='html'>• Uyku sırasında çoğu insanın beyni de çalışmaya ara verir ama uykuda seks bağımlılığı hastalarında, yemek yemek ve seks yapmak gibi basit ihtiyaçları kontrol altında tutan hipotalamus hızlanır ve libidosunu uyarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Derin bir uyku uyumakta olan sevgilinizin yanına uzandığınızda refleks olarak size sarıldığı oldu mu? Kadınlar o sırada yakınlık ihtiyacı içinde olduklarını fark etmeseler de vücutları temasa otomatik olarak tepki verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sevgilinize sokulduğunuzda vücudunuz ve beyniniz seksüel bir tepki veriyor. Öte yandan hipotalamus, uyurken bile vücutsal temas da dahil olmak üzere tüm ihtiyaçlarınızı gözlemliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykuda seks hastalık mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Araştırmacıların son gözdesi henüz tedavi yolu bulunamayan 'uykuda seks' hastalığı seksomnia...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• New Scientist dergisine konu olan hastalık, 'Uyku halindeyken cinsel ilişkiye girme ihtiyacı hissetme' olarak tanımlanıyor. Araştırmalarsa hastaların durumlarından utanmaları ve doktora açıklama yapamamaları nedeniyle ağır ilerliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hastalık, ilişkileri de olumsuz etkiliyor. Dergiye konuşan hastalardan Lisa Mahoney, 'Kontrol altına alamadığım bu aptalca durum beni korkutuyor ve uzun vadede ilişkimi bozmasından endişe ediyorum' diyor. Araştırmacıların büyük kısmına göre seksomnia, uykuyla uyanıklık arasında kalınan uyurgezerliğin bir türü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yetişkinlerde uyurgezerliğin yüzde 2-4 oranında görüldüğü, seksomnia'nın bu derece yaygın olmadığı söyleniyor. Ancak 2005'te yapılan bir internet araştırmasına göre seksomnia, tıbbi raporlarda belirlenenden daha yaygın bir rahatsızlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Uyku uzmanı Mark Pressman'a göre, hastalık zaten sıklıkla çiftler arasında görülüyor. Pressman, “Bazen nefret ediyor, bazense tolere edebiliyorlar. Bazı ender rastlanan örneklerdeyse bunu uyanıkken yapılan sekse tercih ettiklerini görüyoruz” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Uyku sırasında vücudun, hormon stoğu yapmak için bir çeşit ikmal mekanizması vardır ve bu yüzden uykusuzluk çeken kişilerde, cinsel dürtü hormonu olarak da bilinen testosteron seviyesi düşük olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Buna rağmen bazı kadınlar, uykusuz kalmaları sonucunda sinirli oldukları zaman, seksüel olarak aşırı derecede uyarılmış oluyorlar. Bunun sebebi o sırada beynin daha ilkel bir konuma geçmesi olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Erkek arkadaşınızın seviştikten hemen sonra uyuyakalmasına kızmaktan vazgeçin. Çünkü orgazm yaşamak bir erkeği yalnızca fiziksel olarak yormuyor, aynı zamanda vücudunda mutluluk ve uyku hissi veren bir hormon olan prolaktin birikmesine yol açıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Öte yandan kadınlarda ise prolaktin kadar salgılanan oksitosin hormonu da yakınlaşma ihtiyacını artırıyor. Bu da kadınların sevişmenin ardından partnerlerinin yanında uyuklamaktansa, ona sokulma ihtiyacını ortaya çıkarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İrade dışı; uykuda orgazmlar özellikle erkeklerde hemen her zaman cinsel rüyalarla birlikte gerçekleşiyor. Uyku sırasında günlük çekingenliklerimiz ve öğrenilmiş denetimlerimiz, çok daha az etkin olduğundan birçok bilinçaltı dileklerimiz zararsız, simgesel biçimde rüya olarak ortaya çıkarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bilinçli yasaklamaların etkisinin azalması, çoğu kimsenin, özellikle kadınların, uykuda çok daha hızlı orgazma gelmelerini de açıklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bugün genellikle uykuda orgazmın gerekli ve sağlıklı olduğu hatta cinsel perhiz durumlarında "doğal" bir ikame yolu oluşturduğu düşünülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yapılan araştırmalar bunun doğru olmadığını gösteriyor. Bu araştırma sonuçlarına göre; örneğin haftada birkaç kez cinsel birleşmeyle orgazma gelme olanağından yoksun kalan bir kadının uykusunda yaşadığı orgazm sayısı, yılda ancak birkaç kezlik bir artış gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Oysa bazı kadınların uykuda orgazm sayıları, cinsel birleşmede orgazmlarının artmasıyla oranlı olarak artış göstermiş. Yani aslında, uykuda orgazm insan vücudunun doğal bir işlevi olup, bilinçli cinsel eylemin ikamesi değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-3572136537141726723?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/3572136537141726723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/uykuda-seks-bagimlisimisiniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/3572136537141726723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/3572136537141726723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/uykuda-seks-bagimlisimisiniz.html' title='Uykuda Seks Bagimlisimisiniz?'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5944772131995707289</id><published>2008-06-13T02:23:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.844-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Orgazm Olmanin Sirri</title><content type='html'>Boşalmayı takıntı haline getiren, cinsellik hakkında olumsuz duygular taşıyan, vücudunu beğenmeyen ve kontrolü kaybetme korkusu yaşayan kadınlar orgazm sorunu yaşayabilir. Gebe kalmaktan korkmak da zevk almayı engelleyen etkenler arasında yer alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunu gidermek için kadınlarda orgazmın çoğunlukla direkt klitoris uyarısıyla oluştuğunu bilmeniz gerekir. Bunu sağlamak için eşinizle gerekli koşulları yaratmalısınız. Erojen bölgelerinizin eşiniz tarafından uzun süre uyarılması etkili sonuç verecektir. Orgazm olmayı beklenti haline getirmeden veya olmamayı göze alarak sevişmelisiniz. Sevişirken kendinizi ve eşinizi seyretmekten vazgeçmeli ve ön sevişme dönemini uzun tutmalısınız. Bu arada rahat olmalı ve dokunmanın verdiği hazza odaklamalısınız. Zamanla orgazm olmayı öğrenebilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5944772131995707289?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5944772131995707289/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/orgazm-olmanin-sirri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5944772131995707289'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5944772131995707289'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/orgazm-olmanin-sirri.html' title='Orgazm Olmanin Sirri'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5902754356223027725</id><published>2008-06-13T02:22:00.003-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.844-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Orgazm Olmak Icin Estetik</title><content type='html'>Cinsel sağlık bilgileri makalelerimizin bu seferki konusu orgazm sorunu yasayanlari yakindan ilgilendiriyor orgazm olabilmek icin estetik ameliyatlar hakkinda bilgileri asagidaki makalemizde bulabilirsiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkek ve kadınlar için, mutlu bir cinsel hayat ve seks konusunda çeşitli Estetik ameliyatlar yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konumuzda cinsel Estetik ameliyatları ele aldık:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkeklerde eğri penislerin düzeltilmesi ve penis büyütme Estetik ameliyatları başı çekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penis büyütme operasyonu vücuttan alınan yağları penis derisinin altına enjekte ediliyor ve lokal anestezi altında yapılıyor. Bir operasyonda boydan iki-üç santim, enden ise bir-iki santim büyüme mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penis eğriliklerinde ise aşağıya doğru, yukarı doğru ya da yanlara olmak üzere çeşitli tipleri mevcuttur.Bu sorun erkeklerde sıkıntıya yol acmakta ve cinsel ilişki pozisyonlarını Penis eğriliğin derecesine göre penisin şekli cinsel ilişkiyi zorlaştırabilir veya ilişkiye engel olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı, ereksiyon halindeki penis’in görülmesi ile rahatlıkla konur. Doğuştan olan penis eğriliklerin ilaçla tedavisi olmamaktadır..&lt;br /&gt;Bu hastalarda cerrahi operasyonla penis düzeltilebilir. Sonuç olumludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlarda ise vajina, klitoris ve vajina iç, dış dudaklarında çeşitli problemler olabilir. Bu tip sorunlar orgazm olamama cinsel ilişkiden haz alamama gibi sıkıntılarıda beraberinde getirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayanlarda geçirilen doğumlar, enfeksiyonlar gibi fiziksel rahatsızlıklar sebebiyle kendi genital organlarından rahatsızlık duyabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rahatsızlık seks sırasında tatminsizliğe sebep olabilir ve bu ameliyatları olmak isteyenler genellikle bu şekilde başvurmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum en çok vajinal doğum yapmış kadınlarda doğum esnasında vajinal dokuların gerilmesine ve daha sonra asla normal halinde dönmemesine bağlı olarak ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda da bir jinekoloji, üroloji ve psikoloji uzmanlarının konsültasyonu ile ameliyata karar verilmesi gerekir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ameliyatlarda başvuran kişilerde çeşitli muayene ve tetkikler sonucu operasyona gerek olup olmadığına karar veriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bayanlarda G-shot denilen yeni operasyon ile G-noktası na bir igne ile dolgu maddesi enjekte işlemi yapılarak kadınların cinsel ilişkiden daha cok zevk alması sağlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu operasyon sonrasında da hastalar sonuçtan memnun olmaktam mutlu vecinsel sağlık acisindan rahat etmektedirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5902754356223027725?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5902754356223027725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/orgazm-olmak-icin-estetik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5902754356223027725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5902754356223027725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/orgazm-olmak-icin-estetik.html' title='Orgazm Olmak Icin Estetik'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5631016906247654658</id><published>2008-06-13T02:22:00.002-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.844-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Penis Büyütme ve Penis Büyütme Operasyonu Fiyati</title><content type='html'>Bu cinsel sağlık bilgileri yazimizda "Penis Büyütme" operasyonun, nasil uygulandigi ve ucretleri hakkinda bilgileri sizinle paylasacagiz, cinsel sağlık denilince mutlaka saglikli bir cinsel uzvada sahip olmak gerekir bu yuzden bu konu erkekler icin onemlidir. Sizde aydinlanmak istiyorsaniz makalemiz gercekten yararli olacaktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penis Büyütme&lt;br /&gt;Estetik plastik cerrah Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, sekiz yıldır erkeklerin yüzünü güldürüyor. Penis büyütme operasyonlarıyla tanınan Kışlaoğlu, iki santim büyütmek için 1000 dolar alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkeklerin en büyük kabusu son buluyor. Artık hiçbir erkek “penisim küçük” depresyonuna girmeyecek. Çünkü penis büyütme ameliyatları gittikçe yaygınlaşıyor. Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, dört yıldır kendi adını taşıyan kliniğinde penis büyütme ameliyatları yapıyor. Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde uzun yıllar Cerrahi Bölüm Başkanlığı yapan Kışlaoğlu, 1998′de GATA’dan ayrılarak kendi kliniğini kurmuş. Klinikte penis büyütmenin haricinde her tür estetik operasyon, saç ekimi gibi işlemler de yapılıyor. Prof. Erol Kışlaoğlu’yla operasyonun incelikleri hakkında konuştuk. Röportaja tüm erkeklerin merak ettiği bir soruyla başladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal penis boyu kaç santimdir?&lt;br /&gt;Penis ereksiyon halindeyken 12 santimden büyükse normaldir. 12 santimden az ise küçüktür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penis Büyütme - Nasıl büyütüyorsunuz?&lt;br /&gt;Dünyada kabul gördüğü gibi… Vücuttan alınan yağları penis derisinin altına enjekte ediyoruz. Lokal anestezi altında yapılıyor. Bir operasyonda boydan 2-3 santim, enden ise 1-2 santim büyüyor. Bu operasyonu üç aylık aralıklarla 2-3 kere tekrarlamak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penislerini büyütmeye gelen insanların psikolojilerini anlatır mısınız?&lt;br /&gt;İçlerinde cinselliği hiç yaşamayanlar da var. Fakat çoluk çocuk sahibi evli insanlar da var. Aslında penis küçük de olsa, görev yapıyorsa mesele yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penis Büyütme Operasyonu icin Yaş sınırı var mı?&lt;br /&gt;Gelişimini tamamlamış, yani 20 yaşını geçmiş olması gerekiyor. Bize genellikle orta yaş grubu insanlar geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonradan büyütülen peniste his kaybı gibi bir sorun oluyor mu?&lt;br /&gt;İnsanın kendi vücut yağı konduğu için bir sorun olmuyor. Ama sınırları var. Bir kerede fazla büyütülmüyor. Eğer enjekte edilen yağ dozu aşılırsa sorun çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ameliyat sonrası hasta günlük yaşamına devam edebiliyor mu?&lt;br /&gt;Herhangi bir sargılama işlemi yok. Üç hafta seksi yasaklıyoruz. Bir gün dinlenmesi gerekiyor. Banyo yapabilir. Bol pantolon giyilecek. Ve enjekte edilen yağın dağılması için bir masaj öğretiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Operasyonun maliyeti ne kadar?&lt;br /&gt;Yaklaşık 1.000 dolar civarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penis Büyütme Operasyonu Geciren hastalar ne dedi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * K.A (33): “Kadınların çoğu daha büyüğü en iyisidir düşüncesindeler. Büyütmek çok işe yaradı. Özellikle daha önce hiç yaşamadığım orgazmlar her şeye değer! Sonsuz teşekkürler.”&lt;br /&gt;    * T.B: (40): “Penis büyütmek hayatım boyunca aldığım kararların en iyisi. Sevgilime sürpriz yapmak istedim. Gerçekten de büyük bir sürpriz oldu.”&lt;br /&gt;    * S.O: (28): “Resmen evliliğim kurtuldu.”&lt;br /&gt;    * A.İ: (33): “4,6 cm büyüme elde ettim. İstersem porno yıldızı bile olabilirim.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5631016906247654658?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5631016906247654658/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/penis-buyutme-ve-penis-buyutme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5631016906247654658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5631016906247654658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/penis-buyutme-ve-penis-buyutme.html' title='Penis Büyütme ve Penis Büyütme Operasyonu Fiyati'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-271987073982630874</id><published>2008-06-13T02:22:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.844-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Nasil Iyi Opusulur?</title><content type='html'>İyi Öpüşmeyi ogrenmek istoyorsaniz bu yazi tam size gore iste İyi Öpüşmenin 18 Ana Kurali:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Bayanlar ve baylar öpüşeceğiniz zaman dudaklarınızı ıslatmayın. Bu ünlü bir şarıkıcının seyirci önünde şarkı söylemeye başlamadan önce boğazını temizlemesiyle eşdeğerdir.&lt;br /&gt;    * Öpüşürken diliniz kutudan birden fırlayan kukla gibi ağzınızdan çıkmasın, ağzınızın hafif açık olması yeterli.&lt;br /&gt;    * Erken ortaya çıkan Fransız tarzı bu öpüşmeyi hemen denemeyin. Partnerinizin bunu denemeye çalışacağından şüpheleniyorsanız; 1) Ağzınızı kapatın, 2) Ağzınız açık olsun, dilinizi çıkarmayın.&lt;br /&gt;    * Öpüşmenin daha ateşli bir hal almasını istiyorsanız dilini hissettiğinizde hoşunuza gittiğini gösteren bir işaret verebilirsiniz. Bu süreç yarım saat ya da 30 saniye olabilir.&lt;br /&gt;    * Ağzınızı partnerinizinkinden çok daha geniş açmayın. Öpüşme taklit etme değildir.&lt;br /&gt;    * Öpüşürken kaba konuşmalar yapmayın.&lt;br /&gt;    * Dilinizi partnerinizin küçük diline değdirmeye çalışmayın.&lt;br /&gt;    * Dudaklarda başlayan öpüşme sonrası dudaklarınızı vücudun diğer yerlerinde gezdirmek için acele etmeyin. Ay ışığı altında yuvarlanmak, gezinmek romantizmi artırabilir. Bundan sonra kontrolü ele almak sizin elinizde.&lt;br /&gt;    * Çoğu kişi romantizmi yetişkinliğe geçiş döneminde önemser. Herşeyin ötesinde her ikinizde sadece öpüşmeye odaklandığınızda keyif alırsınız.&lt;br /&gt;    * İlk öpüşmeniz sonrasında kendi kendinize "kötüydüm değil mi?" gibi sözlerle çamur atmayın. Gerçek kadınlar ve erkekler sadece bu andan zevk alırlar.&lt;br /&gt;    * Sadece umutsuz ruhlar karşısındakini içine çekmeye çalışır. Özellikle daha önce asla öpüşmediğiniz birine çekingen ve yasakmış gibi yaklaşıp sürpriz bir öpücük kondurmayın.&lt;br /&gt;    * Sizinle öpüşmeye hazır olduğunu anlamadan gözüdönmüş gibi onu öpmeyin. Buna rağmen sevgilinizi elinden tutup bir duvara yaslayıp tutkulu bir şekilde öpebilirsiniz. Sizi durduruncaya kadar devam etmenizde sakınca yok.&lt;br /&gt;    * Öpüşeceğiniz zaman iki elinizle karşınızdaki kişinin yüzünü tutmanız çok romantik olur. Başını geri çekmesini engelleyecek şekilde sarmayın. Başını istediği zaman geri çekip yüzünüzü görebilmesine olanak verin. Onu öpmek için ölseniz bile ağlatacak ya da küçük düşürecek şeyler yapmayın, sakin ve rahat görünün.&lt;br /&gt;    * Öpüşürken nefes almak, kendinizi dizginlemek istediğinizde dudaklarınızı yavaşça kulak memesine doğru kaydırmak size yardımcı olacaktır. Çoğu kişi kulaklarıyla oynanmasından, kulaklarının üzerinde, kulak memesinde sıcak nefes ve dudaklardan hoşlanır. Yine çok ıslak öpmemeye, dilinizi az kullanmaya dikkat edin, kulağın içini öpmeye çalışmayın. Bu durumda partnerinizi sizi itiyorsa, bunu yapmakta ısrar etmeyin.&lt;br /&gt;    * Bayanların ve bayların nefeslerinin taze olduğundan emin olmalarını öneriyoruz. Dişlerinizi ve dilinizi fırçalayın. Her zaman yanınızda nefesinizi açan sakız taşıyın. Gece veya sabahları dişlerinizi hemen fırçalamanızı sağlayacak ufak bir diş macunu ve diş fırçası taşıyın.&lt;br /&gt;    * Eğer ağzınızın kenarında veya çevresinde uçuk varsa öpüşmeyin. Havadan bile geçebilen virüs konusunda dikkatli olun gerekirse bağışıklığınızı güçlendirmek için ilaç alın.&lt;br /&gt;    * Bir kadın ya da erkek asla toplulukta ya da dudaklardan hoşçakal öpücüğü beklemez. Pretty Woman'daki Julia Robert's bile bunu istemez.&lt;br /&gt;    * Aynı şey ilk randevuda toplulukta, sarmaş dolaş olmak için de geçerlidir. İlk buluşma da öpüşme veya sarılma garip olabilir. Çoğu genç çift ilk birkaç dakika içinde sarmaş dolaş olabiliyor ancak bu hiç romantik değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel huzuru bozma: "Hey çüş oradakiler, atları korkutmak istemeyiz değil mi? Lütfen çocukların hatırı için ahırınızdan çıkmayın"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıcı oyun: "Gerçekten çok sakin bir oyun biliyorum. Birbirinizi sadece dudaklarınız değecek şekilde öpmeye çalışacaksınız. Dilinizi de değdirmemeniz gerekiyor. Oynamak ister misiniz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aptallar için önsevişme: "Tatlım, sadece sırt üstü yatmanı, rahatlamanı ve tüm işi bana bırakmanı istiyorum. Hareket etmek zorunda değilsi. Hayır, demek istiyorum ki hareket etme!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorun tavsiyesi: "Dişçin dedi ki kanal tedavisi yapıldığı için ağzıma kürdan hariç herhangi bir yabancı obje girmemeliymiş."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Körelmiş enstruman: "Şimdi ve her zaman ıslak severim. Ancak insanlar diş izlerini merak etmeye başlayacak. Zaman zaman biraz daha nazik olabilir misin lütfen. Şimdi öp beni seni aptal."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-271987073982630874?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/271987073982630874/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/nasil-iyi-opusulur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/271987073982630874'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/271987073982630874'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/nasil-iyi-opusulur.html' title='Nasil Iyi Opusulur?'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-7734243177150529776</id><published>2008-06-13T02:22:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.845-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Kadinlarin Yataktaki Hatalari</title><content type='html'>Hep erkekler mi hatalı olacak, bayanların da kendilerini daha mutlu bir hayattan mahrum edecek çok kritik hataları olabiliyor. Bu hatalar yatakla ilgili olunca da evlilik ya da ilişkilerde zamanla iki mutsuz ve yabancı insan haline gelinebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   1. KUTSAL ANNE MASKESİNİN ARDINA GİZLENME&lt;br /&gt;      ÇÖZÜMÜ: Aseksüel anne kimliğinizi yatak odasının dışında bırakın. Annelik kuşkusuz dünyadaki en kutsal kimlik. Ama yüklendiğimiz bu kimliğin getirdiği aseksüeliteyi yatak odamızın dışında bırakmamız gerekiyor. Eşimiz için biz daha çocuklar doğmadan önce tanıyıp, sevdiği kadınız. O yüzden yatak odanıza girdiğiniz an sloganınız 'Annelik out, Marılyn Monroe kişiliğiniz ın' olmalı...Unutmayın mutlu ebeveynler, mutlu anne babalar yetiştirir.&lt;br /&gt;   2. YATAKTA ÖLÜ BALIK TAKLİDİ YAPMAK&lt;br /&gt;      ÇÖZÜMÜ:Ayıp şeyler yapmaktan utanmayın. Bunun anlamı tek cümlede özetli esasında. Yatakta ölü taklidi yapmayın. Canlı olun, bir çok yeniliğe açık olun.&lt;br /&gt;   3. FEMİNENLİĞİ UNUTMAK&lt;br /&gt;      ÇÖZÜMÜ: Kocanızla ya da erkek arkadaşınıza 'en yakın kız arkadaşınız' muamelesi yapmayın. Birçok kadının yaptığı en büyük hatalardan biri de ilişkisinde yol aldıktan sonra kendine ait kişisel herşeyi onunla paylaşmak istemesidir. Günlük hayatınızda kız arkadaşlarınızla paylaşabileceğiniz, ağda zamanınızın gelmesi, adet gününüzün yaklaşması gibi konuları onunla konuşmamaya özen gösterin. Traş bıçağına ortak olmayın, çünkü kadının feminenliğini koruması için biraz gizem iyidir. Bu konuda 1950 ve 60lar arasındaki Hollywood film karakterlerini taklit edebilirsiniz mesela. Eşiniz sizinle yatağa girerken kankasıyla yatağa girer gibi olmamalı. Size olan arzusunun devam etmesini istiyorsanız, mahremeyetinizi paylaşmayın.&lt;br /&gt;   4. EŞİN PORNO İZLEME İSTEĞİNİ YARGILAMAK&lt;br /&gt;      ÇÖZÜMÜ: Çok basit, yargılamayın... Bir çok kadın eşinin porno izlemekten hoşlandığını duymak bile istemez. Ancak size çok ahlaksız gibi gelen şey, onların büyürken erkek olma konusunda edindikleri kültürün bir parçası. Belki bunun biraz daha yumuşağı olan erotik filmleri beraber izlemek, yatak odası hayatınızı oldukça şenlendirecek. Ve eşinizin yargılanmaktan dolayı hissettiği aşağalanmayı da ortadan kaldırmış olursunuz.&lt;br /&gt;   5. İLİŞKİ SIRASINDA SUSKUN KALMAK&lt;br /&gt;      ÇÖZÜMÜ: Erkeklerin uyarılmak için duymaya ve görmeye ihtiyaçları vardır. Bunu ondan esirgemeyin. Hissettiğinizi daha çok hissedebilmek için dile dökmek, mutlu bir yatağın altın sırrı. Biraz edepsiz olmak size mutluluğun ve doyumun kapısını açıyorsa bunu deneyin deriz. Utanmayın, o bunu seviyor...&lt;br /&gt;   6. BEDEN HAKKINDA OLUMSUZ DÜŞÜNCELERE SAHİP OLMAK&lt;br /&gt;      ÇÖZÜMÜ: O sizi olduğunuz gibi beğendi ve sevdi, sizinde kendinizi sevmeniz ve beğenmeniz hayatınızı kurtaracak kadar önemli tutum. Kısa ya da uzunsunuz, şişman ya da çok zayıf farketmez, o sizinle olduğunuz gibi birlikte olmak istiyor. Kendinizi sevmeniz ve bedeninizle barışık olmanız, cinsel hayattan zevk almanızın ilk ve en önemli koşulu. Eşinizle açık ışıkta birlikte olun, evde iç çamaşırlarınızla dolaşın. İlk önce kendi bedeninizle flört edin...&lt;br /&gt;   7. BAŞKA KADINLARI AŞAĞILAMAK VE HAKARET ETMEK&lt;br /&gt;      ÇÖZÜMÜ: Gerçekten basit görünebilirler, ama eşiniz onu böyle beğeniyor. Beğenmeyi deneyebilirsiniz eğer çok zor geliyorsa en azından yorum yapmayı kesebilirsiniz. Başkaları yerine kendi ilişkinize odaklanın... Kadınlar dillerinden ne çok şey kaybediyorlar, ama ne demiş atasözü söz gümüşse sükut altındır. Bunu düstur edinin ve erkeğinizin ( evet, o sizin. Bunu aklınızdan çıkarmadığınızda esasında daha az hata yapacaksınız) etrafında dolaşan kadınlara karşı hafifmeşrep ve ucuz ve daha ötesini içeren nitelemeleri asla kullanmayın. Siz eşinizle olan ilişkinize odaklanın...&lt;br /&gt;   8. SEKSİ ARAÇ EDİNMEK&lt;br /&gt;      ÇÖZÜMÜ: İlişkiyi yönlendirmeyi ayaktayken deneyin, yatar pozisyonun uzun sürede sakıncaları ver. Adem babamızla Havva annemizin ilişkisini bilemiyoruz ancak bildiğimiz kadınların erkeklere kabul ettirmek istedikleri pek çok şey için yatağı arena gibi kullanmaları çooook eskilere dayanır. Söylüyoruz, Yatak ilişkideki hiçbir şeyin garantisi değildir. Daha fazla sevgi, gelecek garantisi ya da istediğiniz herhangi bir şeyi cinselliği kullanarak elde edemessiniz. Ettiğinizi sansanız bile uzun sürmez üstelik ilişkinin kalitesini bozar.&lt;br /&gt;   9. HASSASİYETE ÖZENSİZ DAVRANMAK&lt;br /&gt;      ÇÖZÜMÜ: Dişlerinizi kullanmayın. Erkekler sertlikten hoşlanabilir ama bu her pozisyon için geçerli değildir.&lt;br /&gt;  10. ONUN TEK BİR HASSAS BÖLGESİ VARMIŞ GİBİ DAVRANMAK&lt;br /&gt;      ÇÖZÜMÜ: Bu dünyada sonucu iyi olan herşey emek ister. Siz ön sevişme istiyorsanız eşinizde sizin, onun vücudunu tanımanızı isteyebilir. Erkeğe çok ödev yüklemek yerine sizde onun üzerinde çalışmayı öğrenmelisiniz. Erkeklerin vücudu tepeden tırnağa sinirlerden oluşuyor, her ne kadar belli bir kısmında yoğunlaşsa da onun da pek çok erojen bölgesi olabilir. Göğüs uçları bunlardan biridir mesela. Keşfe burdan başlayabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-7734243177150529776?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/7734243177150529776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kadinlarin-yataktaki-hatalari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7734243177150529776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7734243177150529776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kadinlarin-yataktaki-hatalari.html' title='Kadinlarin Yataktaki Hatalari'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-7536991974092879090</id><published>2008-06-13T02:21:00.003-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.845-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Kadin ve Masturbasyon</title><content type='html'>Bu cinsel sağlık yazimiz kadinlari yakindan ilgilendiriyor, kadinlar ve masturbasyon hakkinda bilgiler veriyor ve gercekten ilginc istatistikleri bizlere sunuyor. Mesela yapilan arastirmalar sonucunda her 100 kadindan 80'inin mastürbasyon yaptığı ortaya cikmis, ayni arastirma sonucunda ise kadinlarin 20'li yaslarinda mastürbasyon yapmaya basladiklarini ve haftada bir defa yaptiklarini ortaya sermis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masturmasyon yapan kadinlara bunu ne icin yaptiklari soruldugunda (cinsel ilişki istegi vb.) kadinlari cevabi sasirtici olmus kadinlarin cogu bu sorunun cevabini fiziksel olarak rahatlamak ve iyi bir uyku uyumak icin masturbasyon yaptiklarini ifade etmisler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuca gore masturbasyon yapan kadinlar bedenlerini daha iyi taniyor ve boylece kendilerine guvenleri artiyor. Masturbasyon bedeni tanima ve bedenden zevk alma, cinsellik ile tecrube kazanma acisindan yararli da olabiliyor ancak tabiki bunu asiriya kacirmamak kaidesiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrica arastirma sonucuna gore duzenli olarak masturbasyon yapan bir kisinin (asiri olmamak sartiyla) seks yasamininda uzun omurlu surdugu yonunde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-7536991974092879090?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/7536991974092879090/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kadin-ve-masturbasyon.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7536991974092879090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7536991974092879090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kadin-ve-masturbasyon.html' title='Kadin ve Masturbasyon'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-2373424950995745876</id><published>2008-06-13T02:21:00.002-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.845-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Ask ve Seks Sagligi Getiriyor</title><content type='html'>Bu cinsellik ile ilgili makalemiz herkesi yakindan ilgilendiriyor. Asagida yer alan cinsel sağlık bilgileri makalesi kisaca sunu soyluyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk+Seks=Sağlık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ferruh Şimşek, sevgiyle yaşanan cinselliğin mutluluk hormonlarını harekete geçirerek vücuda sayısız fayda sağladığını dile getirdi. Cinsel ilişkinin her bedensel fonksiyon gibi eksiksiz ve doğru olması gerektiğini belirten Şimşek, cinsel rahatsızlıkları olanları bunun bir sağlık sorunu olduğu bilinciyle hekimlere başvurmaya çağırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte cinsellik ve sağladığı yararlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kasları gevşetir: Cinsel ilişkide doyum sağlandıktan sonra, bütün vücutta fiziksel ve ruhsal tatmin, rahatlık duygusu oluşur. Orgazm sonrası yaşanacak rahatlama, belirgin farklılıklarla ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kan dolaşımını artırır: Cinsellik vücut için efordur. Aynı iki kat merdiven çıkmak ya da hafif bir egzersiz yapmak gibidir. Vücut daha fazla efor harcar. Kalp atışları hızlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Mutluluk verir: Mutluluk veren hormonların salgılanmasına neden olur. Endorfin, serotonin ve dopamin hormonları coşkuya yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Acıları azaltır: cinsel ilişkinin gevşetici etkisi, kas çekilmelerinde meydana gelen acıları da hafifletir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Formda hissettirir: Doygunluk, rahatlama ve sevginin bir sonucu olduğu için bedensel ve ruhsal katkısı vardır. Sevgiyle ve doygunlukla yapılan Cinsellik formda hissettirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Olumlu düşünmeyi sağlar: Orgazm sonucu serbest kalan enerji, olumsuz düşünceleri önleyip, olumlu bir bakış açısı verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Adeti düzenler: Düzgün bir cinsel hayat hormonal dengeyi korur ve adetin düzenli olmasını sağlar. Düzenli orgazm yaşayan kadınlar kanlarındaki endorfin miktarından dolayı düzenli ve ağrısız adet görürler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-2373424950995745876?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/2373424950995745876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/ask-ve-seks-sagligi-getiriyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2373424950995745876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2373424950995745876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/ask-ve-seks-sagligi-getiriyor.html' title='Ask ve Seks Sagligi Getiriyor'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-2516867537596379987</id><published>2008-06-13T02:21:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.845-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Kizlik Zari Tamiri - Kizlik Zari Dikme</title><content type='html'>Bu yazimicda kızlık zarı tamiri ve kızlık zarı dikme ile ilgili cinsel sağlık bilgilerini bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde sosyo-kültürel seviyedeki yükselme kadınların genital bölge estetiğine olan ilgisini arttırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dış genital sistemdeki doğuştan yada sonradan oluşan deformiteler asimetriler, şekil bozuklukları gelişmiş Estetik cerrahi teknikleri ile onarılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genital problemleri giderilmiş bayanlarda öz güvenleri kazandırılmış olup, sağlıklı cinsel hayatı olan mutlu bireyler kazanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hymen kalıntıları çok zarif dokulardır ve bunların yapısı ile kan damarları yapısı arasında benzerlik mevcuttur. Himen oluşturulmasında bu zarif dokuları kaba aletler ve dikiş materyalleri ile bir araya getirmek mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak mikrocerrahi sayesinde damar diker gibi büyütme gözlükleri, mikro dikiş metaryalleri ve mikroaletler kullanarak tekrardan kalıntıları birleştirerek hymen oluşturmak mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sayede büyük rekonstrüksiyon ve flep cerrahisine gerek kalmadan daha zarif ve orjinal hymen yapısına benzer doku oluşturulması yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mikrocerrahi ile yapılan estetik hymenoplasty operasyonunun avantajları ise ağrısız olması ve hızlı iyileşme sağlamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Estetik operasyondan sonra hemen işe dönülebilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hymenoplasti operasyonu kalıcıdır. İlişkiye girmedikçe kızlık zarına birşey olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Himen yapınızın orjinal yapısı bozulmaz ve aynı operasyonda genital bölge estetik operasyonuda gerçekleşebilir..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-2516867537596379987?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/2516867537596379987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kizlik-zari-tamiri-kizlik-zari-dikme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2516867537596379987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2516867537596379987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kizlik-zari-tamiri-kizlik-zari-dikme.html' title='Kizlik Zari Tamiri - Kizlik Zari Dikme'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-4437564682339377515</id><published>2008-06-13T02:21:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.846-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Klitoris Estetigi ve Orgazm</title><content type='html'>Cinsel sağlık bilgileri makalemizde bu sefer bayanlari yakindan ilgilendiren bir konumuz var. Klitoris estetigi, mutlu bir cinsel yasam icin bir cok kadinin tercigi sizde bu konuyu merak ediyorsaniz bu estetik operasyonun tum ayrintilarini asagidaki makalemizde bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klitoris, kadın cinsel organının üstünde, küçük dudakların bittiği yerde yer alıyor. Ama şekli hiçbir kadında aynı değil. Bunun da doğum yapmış olmakla veya yaşla pek ilgisi yok. Aslında Klitorisle ilgili “normal” tanımı yapmak zor. Ancak bazı kadınlar görüntüsünden çeşitli nedenlerle hoşnut olmayarak Estetik plastik cerrahların yolunu tutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Estetik Plastik cerrahlar, sinir yönünden zengin Klitorise dolaylı müdahale ediyor. Ameliyat sırasında bölgedeki sinirleri yaralamamaya özen göstererek. Plastik cerrahlar yaptıkları bu ameliyatı, “çevre düzenlemesi”ne benzetiyor. Etrafındaki dokular yeniden yapılandırılıyor. Klitorisi halka gibi sarmış, her yönde örtmüş ve hatta bir kat üzerine gelen yani bazen bir şapka, külah gibi kapatan cilt parçaları oluyor. Bunlar klitorisi içerde tutuyor ve temasını bozuyor. Ameliyatta bu dokular elden geçiriliyor. Etrafındaki fazlalıklar alınıyor. Klitorisi bulunduğu yerde biraz daha belirgin hale getiren operasyon Klitorisin uyarılmasını kolaylaştırıyor. Dolayısıyla kadının orgazm olmasına da katkısı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka grup kadın da Klitorisin büyüklüğünden şikayetçi. Örneğin mayonun altından çok belirgin gözüken, büyükçe klitorislerini küçültme isteğiyle cerraha gidiyorlar. Bu amaçla gelen kadınların da kilorisine doğrudan müdahale edilmiyor. Büyütme operasyonunun tam tersi yapılıyor. Klitoris, zarar verilmeden biraz daha derine çekiliyor. Daha doğru bir deyimle yandaki iç dudakların, klitorisi örtmesi sağlanıyor. Burada da Estetik cerrahların dikkat ettiği bir nokta var: Klitorisin gizlenirken uyarılma işlevi yok edilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klitoris ameliyatı, doktorun ve hastanın tercihine göre lokal veya genel anesteziyle yapılıyor. 20-30 dakika sürüyor ve yaklaşık 3-6 bin YTL’ye mal oluyor. Ameliyattan sonra hasta 7-10 günde normal yaşamına dönebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orgazmı kolaylaştırabilir ama mucize beklemeyin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Op. Dr. Tuğrul Turan (Estetik, Plastik ve Rekontrüktif Cerrahi Uzmanı): Son yıllarda bu operasyon talebinde artış var. Ancak bu cinsel sağlık icin cinsel organlarından hoşnut olmayan kadınların taleplerinde vajina daraltma, küçük (iç) ve büyük (dış) dudaklara yönelik operasyonlar ilk sırada yer alıyor. Hatta en sık küçük dudaklarını küçültmek için başvurduklarını söyleyebilirim. Aslına bakarsanız, klitorisim ortada değil, orgazm olamıyorum diyerek gelmiyor kadınlar. Bir şeylerin istedikleri gibi gitmediğini söylüyorlar. Gerçekten Klitorisi belirginleştiren operasyonlar klitoral uyarılmayı daha rahat ve kolay hale getirerek, orgazmı kolaylaştırabilir. Orgazma ulaşamama sorunu yaşayan çok sayıda kadın var. Ama bilinmeli ki bu ameliyattan sonra kadını mutluluktan öldürecek ya da çıldırtıcak bir sonuç alınacak demek mümkün değil. Orgazm, karmaşık bir mekanizmadır, sadece Klitorisle açıklanamaz. Bence, cinsel organ operasyonları kadınların cinsel sağlık yaşamlarının kalitesini artırıyor. Kadınlar partnerlerinin yanında daha rahat hareket ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç tür genital operasyon yapılıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Mons pubis adını verdiğimiz, karnın en alt bölümündeki, tüylü bölgenin ve labia majora adını verdiğimiz büyük dudakların şişkin, büyük ve yağlı görünümünün düzeltilmesi. Mons pubis bölgesi yaşlanma, gebelik ve kilo alma gibi nedenlerle zamanla sarkıyor ve içinde biriken yağ nedeniyle kabarık bir görünüm alıyor. Pantolon, mayo ve iç çamaşırı giyerken kapladığı hacim nedeniyle rahatsızlık yaratıyor. Bu sorun ameliyatla gideriliyor.&lt;br /&gt;    * Labia minora adı verilen küçük dudakların aşırı büyük ve sarkık durumunun giderilmesi. Benzer şekilde küçük dudaklar da labia majora olarak da bilinen büyük dudakların arasından dışarı sarkıyor, kırışıyor ve rengi koyulaşıyor. Küçük dudaklardaki fazla sarkmalar hijyen problemleri, cinsel ilişki sırasında ağrıya, hatta travmaya bağlı enflamasyon ve enfeksiyona yola açabiliyor, mayo, iç çamaşırı ve pantolonlardan görünebilir olması nedeniyle rahatsız ediyor. Küçültülmesi mümkün.&lt;br /&gt;    * Vajinanın dışa açıldığı bölge daraltılıyor. Normal doğum veya yaşa bağlı gevşeyen, genişleyen vajinanın çapı daraltılıyor. Gevşeyen kaslar düzeltiliyor. Bu hem kadın hem de erkeğin cinsel ilişkiden aldığı hazzı artırıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-4437564682339377515?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/4437564682339377515/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/klitoris-estetigi-ve-orgazm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4437564682339377515'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4437564682339377515'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/klitoris-estetigi-ve-orgazm.html' title='Klitoris Estetigi ve Orgazm'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-1836402924923444776</id><published>2008-06-13T02:20:00.002-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.846-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Feng Shui'ye Gore Cinsel Yasam</title><content type='html'>Feng Shui'ye inaniyorsaniz ozaman bu makalemizi okuyarak Feng Shui uygulayarak cinsel yaşamı renklendirmeyi de ogrenebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feng Shui’ye göre cinsel yaşamınızı renklendirin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evinizi nasıl dekore ettiğiniz ya da giydiğiniz elbisenin rengi, sandığınızdan çok daha önemli! Seks hayatınızı feng shui ile canlandırmanız bile mümkün... Elele dergisi bu konuyu nisan sayısında ele aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel hayatınızın niteliğini pek çok şey birden belirliyor: Sürdüğünüz koku, renk, yediğiniz yemek, yaşadığınız mekan ve daha pek çok şey... İçlerinde belki de en önemlisi evinizin feng shui’ye göre dekorasyonu! Doğru enerji ve duyguları hissetmemizi sağlayan feng shui’nin değdiği yerde aşklar da farklı yaşanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle aşkı, cinselliği evin neresinde yaşadığınız çok önemli. Akla ilk gelen yatak odasının evin neresinde olduğu ve nasıl dekore edildiğinin bile bir anlamı var aslında. Evinizin kapısını referans alırsanız, aşk köşenizi yaşam alanınızın en uzak sol köşesine kurmalısınız diyor feng shui uzmanları. Ayrıca kırık bir aşk hikayesinden çıktıysanız başka, uzun süredir yalnızsanız başka formülleri var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fobilerinizi bilin: Eğer genellikle ilişkiden korku duyan kişilerle beraber olduysanız, aşk köşenizi kırılabilir aksesuvar ve süslerden, sabit durmayan eşyalarınızdan kurtarın, temizleyin. Kırılmaz materyalden yapılmış iki çanak alın veya sağlam bir raf ya da masanın üstüne koyun. Vazo ve çanaklarınızı uyumlu eşinizle tanışana kadar boş bırakın. Onunla tanıştığınızda ise birbirlerine uyumlu çiçeklerle süsleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız kurdu oynayın: Aşk köşenizi kontrol edin ve yalnızlık çeken her şeyden kurtulun. Romantizm özleminizin ve ihtiyacınızın sinyallerini aşk köşenize mutlu çift fotoğrafları koyarak verebilirsiniz. Tek duran bir sandalyenin sizi yalnız kılabileceği gibi, rahat iki kişilik bir koltuğun sizi nelere yakınlaştıracağını tahmin edebilirsiniz. Ama her şeyden önce yatağınızı her iki yanından da rahat giriş ve çıkışa izin verecek şekilde yerleştirmeye dikkat edin! Ne de olsa tek başınıza yattığınız günler yakında geçmişte kalacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geometriden uzak durun: Eğer bir aşk kurbanıysanız ve şimdi bunun yeniden yaşanmasından korkuyorsanız, aşk köşenizin ve yatak odanızın üçgen şeklinde dizilmiş fotoğraflardan kurtulmasını sağlayın. Buna objeler de dahil. Süs olarak koyduğunuz değerli taşlar, piramitler... Sonra yatağınızı duvar karşısına koyun. Eğer diyagonal durması tek çare ise de yatakla duvar arasına bir çiçek yerleştirmenizi tavsiye ederiz. Her şeyden önce üçgenlerden ve özellikle üçgen yatak başlıklarından uzak durmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romantik objeleri tercih edin: Eğer işiniz nedeniyle aşk hayatınızı erteliyorsanız ve bundan yorulduysanız yatak odanızı ve aşk köşenizi şu eşyalardan kurtarıp, temizleyin: Herhangi bir egzersiz aleti, bilgisayar, çalışma masası ve dolu raflar... Bunların yerine ise romantik eşyalar; doldurulmuş puf yastıklar, yumuşak halılar, yakut ve ametist gibi şeyler koyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Favori renk, cinsel hayat konusunda ipuçları veriyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Favori renginiz cinsel hayatınızın anahtarı gibi. Hatta giydiğiniz kıyafetlerden, arabanıza kadar seçtiğiniz tüm renkler seks hayatınızı ele veriyor. Bakalım sevdiğiniz renkler seks hayatınızda ne anlama geliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARI: Cinselliğe dair niyetleriniz biraz kompleksli ve duruma göre adapte edilebilir demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YEŞİL: Nazik olmalarına rağmen tutkusuz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİYAH: Katılımcı ve kararlı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIRMIZI: Son derece kolay tahrik olmalarıyla birlikte sınır tanımayan, cömert partnerlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEYAZ: Doğallık konusunda katı kuralcıdırlar, abartılardan kaçınırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAHVERENGİ: Doğru eş için bulunmaz bir hazinedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GRİ: Kararsız insanların rengidir. Hiçbir şey hakkında heyecanlanamazlar, renkler hakkında bile!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAVİ: Muhteşem bir partnerdir. Etkileyici ve partnerinin ihtiyaçlarına karşı duyarlı…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-1836402924923444776?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/1836402924923444776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/feng-shui-gore-cinsel-yasam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1836402924923444776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1836402924923444776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/feng-shui-gore-cinsel-yasam.html' title='Feng Shui&amp;#39;ye Gore Cinsel Yasam'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-2342641521185926514</id><published>2008-06-13T02:20:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.846-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Cinsel Yasami Guzellestirmek icin</title><content type='html'>Eger sizde cinsel yasaminizin iyi olmasini istiyorsaniz bu cinsel sağlık yazimizi goz ardi etmeyin. Asagidaki yazimizda İyi bir cinsel yaşam için 9 öneriyi bulacaksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seksologlara göre zevkli bir seksin yolu vücudunuzla barışık olmaktan ve fantezilerinizi geliştirebilmekten geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20-40 yaşları arası seksin en yoğun yaşandığı, kadın ve erkeğin en aktif olduğu yaşlardır. Ancak bu yaş aralığının dışında da arzulanma arzusunu, vücuduyla barışık olma arzusunu, orgazm tecrübesi, fantezilerini iyi değerlendiren her birey hayatı boyunca cinsel yaşamını devam ettirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaş ilerledikçe veya uzun birlikteliklerde cinsel istekte azalma, erkeklerde ereksiyon ve boşalma problemleri, kadınlarda lubrikasyon-kuruma- problemleri meydana gelebilir. Bu gibi faktörler cinselliği de mecburiyettenmişçesine tek düze ve rutin hale getirebilir. Bu rutin yaşam; çiftlerin birbirleriyle yakınlaşmaları, arzularını muhafaza edebilmeleri, vücutlarıyla barışık olmaları, fantezilerini geliştirebilmeleri, cinsel tercihlerini gözden geçirmeleri gibi hususlarla önlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel IQ, kişinin tercihlerini, duygularını, seks sırasındaki kokusu ve çıkarttığı sesler ile vücudunu, cinsel aktivitedeki limitlerini, yasak olan ve olmayan noktaları ve yaşamak istediği değişiklikleri muhakeme etmesi ve tüm bu faktörlerle kendini kabullenmesidir. Bu nedenle iyi bir cinsel yaşamdaki önemi ölçülemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte hatırlamanız gereken önemli noktalar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Seksin vücut görüntüsü ile hiçbir alakası yoktur. Mükemmel olmayan vücutlar da seksten zevk alır, partnerine zevk verir. Burada tarafların karşılıklı olarak dürüst ve saygılı olmaları, cinselliği bu şekilde yaşamaları önemlidir. Tatmin edici seksi oluşturan pozitif faktörler seks sırasında cinsel istek, tarafların müsaade yeteneği, haklarını değerlendirme yeteneği ,cinsellikle ilgili doğru bilgilere sahip olmaları, yeterli heyecanı hissetmeleri ve beyinsel konsantrasyon ile karşılıklı tensel kokunun birbirine çekici gelmesi olarak özetlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Eğlenmek de seksin bir parçasıdır. Kişilerin dilediğince özgür olması, fanteziler kurması, dürüstlük ve saygı çerçevesinde zevk aldığı şeyleri partnerine sunması, cinselliği ayrıcalıklı bir armağan olarak algılaması ve herkesin zevk almaya hakkı olduğunu kabullenmesi ile cinsel hayatları renklenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Sekste sıklık önemli değildir. Evli bir çiftin seks yapma aralıkları tamamen kişilere göre değişen bir durumdur. Hiçbir çift seks yapma aralığı az diyerek aşağılanmamalıdır. Ancak sürekli birlikteliklerde veya evliliklerde periyodik bir yaklaşımı öneriyoruz. Özellikle karşılıklı sıcaklığı muhafaza etmek açısından periyodik aralıkları önemli buluyoruz. Periyodik belirli aralıklarla tatmin edici birleşmeler, aynı zamanda cinsel fonksiyonun devamı açısından da önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Sekste çekincelere yer yoktur. Seksin korkutucu çekince içinde değil, samimi ve açık olarak konuşulması mutlu bir cinsel yaşam için bir gerekliliktir. Çiftler birbirine hoşlandığı şeyleri söyleyebilmeli, kendini seks sırasında iyi ve rahat hissetmeli, seksin bir performans gösterisi veya ‘normal’ olması gerektiğini düşünmemelidir. Bu da ancak karşılıklı konuşarak mümkün olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Çocuklu ailelerde seks bitmez. Unutulmamalıdır ki, çocuk sahibi olmak cinsellik açısından önemli bir faktör değildir. Çiftler günlük yaşamlarına göre cinselliğe ayıracakları zamanı seçmeli ve bu zaman zarfında özellikle birbirlerine konsantre olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Sertleşme Sorunu “Tümüyle kafanızda yarattığınız bir sorun” değildir. Son 25 yılda sertleşme sorunlarının tıbbi bir durumdan kaynaklandığı açıklığa kavuşmuştur. Sertleşme sorununun çoğunlukla psikolojik bir yönü olsa da (depresyon, endişe ve stresin rolü olabilir), hemen her zaman fiziksel bir nedeni vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Sertleşme sorunu yalnızca yaşlı erkeklerde görülmez. Bu durum 40 yaşın üzerindeki erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, her yaştaki erkekte meydana gelebilir. Yapılan yeni bir çalışma, 40 ile 70 yaşları arasındaki erkeklerin yaklaşık yarısının zaman zaman sertleşme sağlama ve/veya sürdürmede sorun yaşadığını ortaya koymuştur. Sertleşme sorunlarının oranı yaşla birlikte artsa da, tek başına yaşlanma, sertleşme sorununun bir nedeni olarak görülmemektedir. Sertleşme sorunlarının yaşlı erkeklerde daha sık görülmesinin nedeni, yüksek kan basıncı gibi yaşa bağlı hastalıklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Cinsel ilişki için çok yaşlı değilsiniz.Tüm yaşlardaki çiftler cinsel ilişkiyle ilgilidir. Cinsel yaşam sağlıklı bir ilişkinin önemli bir parçasıdır. Gerçekten de, yapılan birçok araştırmada aktif cinsel yaşamın yaşlanmanın çok doğal bir parçası olduğu gösterilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Çift karşılıklı çekiciliğini yitirmiş olsa bile tekrar elde edebilir. Önemli olan bunu hangi noktada kaybettikleri konusudur. Çiftler birbirlerine karşı çekiciliklerini şu noktalarda yitirirler: Seks sırasında yetersiz olmaktan, anormal olmaktan çekinirlerse, seksle ilgili noktaları partnerleriyle konuşamazlarsa, seks hakkında hissettiklerini sözcüklerle ifade edemezlerse. Seks sırasında veya sonrasında partnerini yakın hissetmekle, birbirine dokunarak heyecanlanmayı beklemekle, fantezi ve arzularla ilgili suçluluk duymamakla ve erkek-kadın vücudunun nasıl çalıştığını karakterlerini değerlendirmekle tensel uyum ve karşılıklı çekicilik tekrar elde edilebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-2342641521185926514?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/2342641521185926514/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/cinsel-yasami-guzellestirmek-icin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2342641521185926514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2342641521185926514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/cinsel-yasami-guzellestirmek-icin.html' title='Cinsel Yasami Guzellestirmek icin'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5978005536201571325</id><published>2008-06-13T02:20:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.846-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Cinsel Saglik Bilgileri</title><content type='html'>Japonya'daki cinsel yaşama ilişkin çok az istatistik bilgi vardır. Bize yarayabilecek birkaç tanesi de o kadar birbirlerinden farklıdır ki, Amerikan araştırmalarına başvurmamız daha doğru olur. Japonların cinsel yaşamlarının Amerikalılarınkine benzediğini kabul etmemiz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marie E. Kopp, kadınların % 35'inin her birleşimde orgazmı yaşadıklarını, % 47'sinin çok sık orgazm olduklarını, % 18'inin ise hiç bir zaman orgazma ulaşamadıklarını bildirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kinsey raporunda, kadınların % 70-77'sinin sürekli orgazma ulaştıkları belirtilmektedir. Dr. Lewis M. Term, kadınların çeşitli evlilik devrelerinde orgazm oranlarını şöyle sıralıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * İlk Cinsel İlişkide Orgazm %24&lt;br /&gt;    * Birkaç Hafta Sonra %27&lt;br /&gt;    * Bir Ay veya Bir Yıl Sonra %26&lt;br /&gt;    * Bir Yıldan Daha Fazla Zaman Sonra %16&lt;br /&gt;    * Hiç Bir Zaman %7&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Kinsey'in raporunda ise, kadınların orgazmı konusunda şu istatistik yer alıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar Evliliklerinin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * 1. Yılında %63&lt;br /&gt;    * 5. Yılında %63&lt;br /&gt;    * 10. Yılında %71&lt;br /&gt;    * 15. Yılında %81&lt;br /&gt;    * 20. Yılında %85 oranında orgazma ulaşmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, kadınların %23 ile %37'sinin evliliklerinin ilk yıllarında orgazma ulaşamadıklarını gösterir. Tabii, bunun çeşitli nedenleri vardır. Gerek kadın, gerekse erkekte bunun bedensel nedenleri olabilir. Cinsel yaşam konusunda çok az şey bilmeleri de buna neden gösterilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen hemen bütün erkeklerin orgazma ulaşmalarına karşılık, kadınların oldukça fazla bir bölümünün orgazmı yaşamamaları, sadece kadın için değil, kocası için de acınacak bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşi isterse aynı yaşantıya varamasın, erkek boşalabilir ve orgazma ulaşabilir. Fakat bu erkeği, eşinin de aynı yaşantıyı aynı anda paylaşması kadar tatmin edemez. Erkeğin yalnız başına orgazm olması tek yönlüdür. Bu, mutluluk duygusu tam anlamıyla duyulmadan tatmin olmadır. Kadın ise orgazma varmadığında daha büyük tehlikelerle karşı karşıya kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel organlarına toplanan ve uzun süre burada kalan kan, kadının vücuduna zarar verir. Bu yüzden, üzerine yüklenen ruhsal baskının ise, kadın belki de kolay kolay üstesinden gelemez. Kadın cinsel ilişkiden ürkecek, erkeğin ayrıcalıklı durumunu lanetleyecek ve sevgi yıllarının sonunda düş kırıklığına uğrayacaktır. Erkek de hiç kuşku yok ki, bir süre sonra eşinden soğuyacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı anda orgazma varma, tatmin edici bir cinsel birleşimin baş koşuludur. Bu konuda gösterilecek çaba sadece cinsel alanda mutluluğun paylaşılmasını sağlamaz, aynı zamanda daha fazla ortak zevk alınmasını olanaklı kılar. Bu amaçla çeşitli tekniklerin uygulanması yerinde olur; kişisel bencil isteklerin doyumu esas amaç olmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evliliğin ilk zamanlarında erkeğin bölgesel uyarılmaya gereksinimi yoktur. Çünkü duyguları ve cinsel heyecanı kolay uyarılır. Sadece kısa bir süre cinsel faaliyet onu orgazma götürmeye yeterlidir. Eşi ise belki başlangıçta orgazm olmayabilir. Fakat kadın kendi vücudunun eşine nasıl zevk verdiğini gördükçe öğrenme devrini geçirir ve cinsel zevki, cinsel mutluluğu duyumsamaya başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonraları karı koca, cinsel yaşamlarında daha kuvvetli heyecanların özlemini çekeceklerdir. Erkek, birleşim sırasında cinsel davranışlarını daha güçlü, daha sürekli kılmayı öğrenecek, kadına, onun orgazmına gerekli olan bölgesel uyarılma için daha uzun zaman verebilecektir. Birleşimden önceki okşamaların nüansları ve çeşitleri, ilişkiden sonraki pozisyonların seçilişi de oyunlar kadar gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaş yavaş gelişen kadının orgazmına kendi orgazmını uydurabilmek için, erkek, birleşim sırasında eşini hafif okşamalarla heyecanlandırma!ı ve kendi orgazmını geciktirecek pozisyonlar seçmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın isteyinceye kadar erkek kendi orgazmını veya boşalmasını geciktirmelidir. Bir süre sonra, orgazm beklenmedik bir anda yaklaşsa bile, kadın reflekslerle buna karşılık verecektir. Kadın kusursuz birleşim yaşantısını kendine hedef almıştır, fakat birçok erkek, aynı anda ve birbiri ardından orgazmlar arasında fazla bir ayrım bulmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar cinsel ilişkide kadın ile aynı anda orgazma ulaşmanın ne kadar çok mutluluk verici bir şey olduğunu daha öğrenmemişlerdir. Erkek bu mutluluğu bir kez tadınca, bir daha kendi orgazmını eşininkine rastlatmak için çaba göstermek gerektiğinden yakınmayacaktır. Orgazm sırasında birleşmede -kaçınılmaz bir kural olarak- karşılıklı derin manevi sevginin bulunması gereklidir. Öte yandan manevi sevgi için, cinsel yaşamda aynı anda orgazma ulaşmaktan daha sağlam bir temel yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5978005536201571325?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5978005536201571325/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/cinsel-saglik-bilgileri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5978005536201571325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5978005536201571325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/cinsel-saglik-bilgileri.html' title='Cinsel Saglik Bilgileri'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-6956546623981207188</id><published>2008-06-13T02:19:00.003-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.847-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Seks Yapan Kadin Mutlu Oluyor</title><content type='html'>Evet cinsel saglik bilgileri yazimizin bu seferki konusu Seks ve Kadinlar, asagida okuyacaginiz uzere yapilan bir arastirmaya gore seks yapan kadinlar daha mutlu oluyorlarmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’nin Albany kentindeki New York State Üniversitesi’nde görevli bilim adamları Gordon Gallup, Rebecca Burch ve Steven Platek, cinsel ilişkiyle kadının psikoloji arasındaki ilişkiyi izledi. Bunun için düzenli cinsel hayatı olan 300 kadın izlendi. Araştırma sonuçları, Almanya’da yayımlanan Rheinische Post gazetesinin internet sayfasında yer aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arastirma sonucunda, cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanmayan kadınların depresyon geçirme riski, diğerlerine göre daha düşük çıktı. Prezervatif kullanan kadınlarda ise depresyon geçirme riski yüksek çıktı. Bilim adamları, spermlerle birlikte, testosteron ve östrojen hormonlarının da dışarıya atıldığını, bu birleşimin boşalma sonrasında kadının kanına karıştığını tespit ettiler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-6956546623981207188?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/6956546623981207188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/seks-yapan-kadin-mutlu-oluyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6956546623981207188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6956546623981207188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/seks-yapan-kadin-mutlu-oluyor.html' title='Seks Yapan Kadin Mutlu Oluyor'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-8332393077404295140</id><published>2008-06-13T02:19:00.002-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.847-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Yeni Evliler ve Cinsellik</title><content type='html'>Asagidaki cinsel sağlık bilgileri yazimizda yeni evli ciftlerin cinsellik hakkindaki dusuncelerini, cinsellik ile ilgili bilinen yanlislari, cinsellik ile korkularinin nedenlerini, ve bu korkulari nasil yenmeleri gerektigini ogrenebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni evlenenlerin bilgisizlik ya da yanlış bilgilenme nedeniyle cinsel ve ruhsal problem yaşadıklarını vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Berfu Günel Akbaş, “Bilgi eksikliği nedeniyle oluşan korkular ortadan kalkınca hem ruhsal sorunlar hem de çiftlerin arası düzeliyor” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Berfu Günel Akbaş, “Toplumda yaygın olarak doğruluğuna inanılan ama aslında doğru olmayan cinsel mitler nedeniyle sorun yaşayan çiftlerle çok fazla karşılaşıyoruz” diyerek şunları söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Cinsellik mahrem bir konu. Rahat rahat konuşulabilen bir konu değil. Bu yüzden de kulaktan dolma şeylerle evliliğe adım atınca sorun yaşamak da kaçınılmaz oluyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlarda en çok “acı çekeceğim korkusu” olduğunu belirten Akbaş, “Çevresinden sürekli cinsellikte kadının çok acı çektiğini, çok kanama olacağını duyan kadın evlenince kendini kasıyor. Cinselliği rahat yaşayamıyor. O nedenle de vajinismus vakaları ile çok fazla karşılaşıyoruz. “Vajinismus”un altında çok büyük bir oranda bilgi eksikliği yatıyor. Daha ilk seansta bilgilendirmeyle kafasındaki korkuyu yok ettiğimiz dolayısıyla sorunu çözdüğümüz vakalar oluyor. Erkeklerde en çok karşılaştığımız yanlış inanışlar ise erkeğin her zaman cinselliğe hazır ve cinsellikte başarılı olması gerektiğidir. Bu da erkeğin başarısızlık korkusu yaşamasına neden oluyor. Erkeklerde cinsel organın boyutu cinsel gücün göstergesidir şeklindeki cinsel mit de erkeklerin sıkıntı yaşamasına neden oluyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsellik ile ilgili normal kurallar olmadığının altını çizen Akbaş, hangi konularda çiftlere destek verdiklerini şöyle anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Cinsellikte şu kadar sıklıkla ilişkiye girmelisiniz, normal olan kurallar şunlardır gibi önerilerimiz yok. Her çiftin bir ritüeli vardır. Yani kimi çift haftada bir kere ilişkiye girmekten hoşlanır, kimi ayda 3 kez… Her iki örnekteki çift için de bir sıkıntı yoksa biz buna çok az diyemeyiz. Eşlerden birinin sıkıntısı var diğerinin yoksa bunun için doktora geliyorlarsa ortak nokta bulmalarına yardımcı oluyoruz. Ancak eskiye oranla çiftlerin sorunlarında azalma var. Eskiden sorun kronikleştiği için çözmek de zor oluyordu. Çünkü cinsel sorun, ilişki sorununa dönüşüyordu. Yani eşlerini arası bozulmuş oluyordu. Sorun büyümeden geldiklerinde çok daha kolay oluyor. Cinsel sorunların çözümü için doğru bilgilendirme çok önemli. Özellikle anatomi konusunda bilgi akışının daha ilk öğretimde başlaması gerekir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk arasinda cinsellik ile ilgili yanlış inanışlar :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Cinselliği erkek başlatır ve yönetir; bu erkeğin üzerinde çok ciddi baskı oluşturuyor. Başlatmalıyım kontrol etmeliyim, yönetmeliyim kaygısı yaşıyor.&lt;br /&gt;    * Erkek cinselliğe her zaman hazırdır.&lt;br /&gt;    * Erkek cinsel organının boyutu cinsellikte çok önemlidir.&lt;br /&gt;    * Cinsel ilişkiyi başlatan kadın ahlaksızdır.&lt;br /&gt;    * Cinsel ilişkiyi erkek başlatmalı ve yönetmelidir.&lt;br /&gt;    * Kadınlar ilk cinsel deneyimlerinde büyük bir kanama yaşarlar: Halbuki bugün biliyoruz ki bazı kızlık zarları elastiki ve hiç kanama olmayabiliyor, esnek olabiliyor. Bu da normal bir süreç.&lt;br /&gt;    * Cinsel ilişki, cinsel birleşme demek değildir. Yani cinsel ilişki penisin vajina ile ilişkisi değildir; her ilişkide mutlaka cinsel birleşme yaşanması gerekmez. Cinsellik yakınlaşmakla duygusal anlamda düşünsel anlamda paylaşmakla başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Çiftlere Öneriler&lt;br /&gt;    * Çiftler ilk etapta endişelerini, korkularını ve cinsel beklentilerini paylaşmalılar. İletişim çok önemli.&lt;br /&gt;    * Çiftlerden herhangi birinin bir rahatsızlığı, sıkıntısı varsa yokmuş gibi davranmamalı. Örneğin “rol yapma” meselesini çok fazla dinliyoruz. Sakıncalı bir davranıştır.&lt;br /&gt;    * Cinsel sorunlar aile içinde çok fazla açıklanmamalı. En uygun yöntem bir uzmana danışmaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-8332393077404295140?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/8332393077404295140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/yeni-evliler-ve-cinsellik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8332393077404295140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8332393077404295140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/yeni-evliler-ve-cinsellik.html' title='Yeni Evliler ve Cinsellik'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-1897403143134548407</id><published>2008-06-13T02:19:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.847-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Marul Cinsel Istegi Zedeliyor</title><content type='html'>Salataların vazgeçilmez unsuru olan marulun bir çok yararı bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak uzmanlar, marulun fazla yenilmesi halinde göz kararmasına neden olduğu, cinsel gücü azalttığı ve uyku verdiğini bildiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitki bilimcilere göre, marulun içinde A, B, C, E vitaminleri, demir, kalsiyum, çinko, fosfor, iyot, sodyum ve bakır gibi mineraller bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marulun sağlık üzerine olumlu etkileri şöyle sıralanıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * İştah Açar, İdrar Söktürür: Maydanozla birlikte salata yapılıp sirke ile yenilirse iştah açar, idrar söktürür.&lt;br /&gt;    * Sinirlere İyi Gelir: Marul sürekli yenir ya da marul tohumu balla macun yapılıp yenilirse sinirleri sakinleştirir.&lt;br /&gt;    * Baş ve Göz Ağrısını Dindirir: Marul tohumunun suyu ile arpa unu hamur yapılıp göze yakı yapılırsa göz ağrısına iyi gelir. Sirke veya limon ile salatası yenilirse safradan kaynaklanan baş ağrısını geçirir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marulun olumlu özelliklerinin yanı sıra özellikle evliler için bir olumsuz özeliliği bulunuyor. Bitki bilimciler, marulun fazla yenilmesi halinde göz kararması yaptığını, cinsel gücü azalttığını ve uyku verici özelliği bulunduğunu bildiriyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-1897403143134548407?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/1897403143134548407/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/marul-cinsel-istegi-zedeliyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1897403143134548407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1897403143134548407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/marul-cinsel-istegi-zedeliyor.html' title='Marul Cinsel Istegi Zedeliyor'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-767489678809134243</id><published>2008-06-13T02:19:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.847-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Viagra Yerine Kalca Jimnastigi</title><content type='html'>Almanya'nın Köln Üniversitesi'nde görevli bilim adamları milyonlarca erkeğe "müjde" olabilecek bir yöntem keşfetti. Uzun süredir "iktidarsız" erkekler üzerinde araştırma yapan öğretim görevlileri, disiplinli bir şekilde yapılacak jimnastiğin viagradan daha etkili olabileceğini ortaya çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heidelberg'te yayınlanan "Der Urologe" dergisi, Köln'lü uzmanların araştırmalarıyla ilgili haberinde bu yöntemin viagra alabilecek ekonomik güçte olmayanlar için 'umut' olduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmayı yürüten öğretim üyelerinden Ürolog Frank Sommer, iktidarsız erkekler üzerinde yapılan testlerde bilinçli jimnastiğin viagradan daha çok etki yaptığının gözlendiğini söyledi. Sommer, "Bilinçli ve düzenli yapılan kalça jimnastiği, kan dolaşımına ritim kazandırıyor. Bu da sadece iktidarsızlığın önemli ölçüde giderilmesini sağlamakla kalmıyor, çoğu zaman yinelenmesinin de önüne geçiyor. Halbuki viagra sadece geçici 'şehvet' sağlamakla kalıyor" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sommer, teste tabi tutulan erkeklerde jimnastiğin etkisi yüzde 80 olarak belirlenirken, viagranın ancak yüzde 74 oranında etki yaptığı anlaşıldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-767489678809134243?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/767489678809134243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/viagra-yerine-kalca-jimnastigi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/767489678809134243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/767489678809134243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/viagra-yerine-kalca-jimnastigi.html' title='Viagra Yerine Kalca Jimnastigi'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-2069462883102304208</id><published>2008-06-13T02:18:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.848-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Evlilik ve Cinsel Sogukluk</title><content type='html'>Cinsel sağlık bilgileri konularimizdan bu defa ki konumuz evlilikte yasanan cinsel sogukluklar. Evli ciftler arasinda yasanan cinsel sogukluk nedenleri ve alinabilecek onlemler hakkindaki bilgileri asagidaki yazimizda bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evli çiftler arasında baş gösteren cinsel soğukluğun en önemli nedenlerinden biri, ilişkiye gerekli özenin gösterilmemesi. Aralarında cinsel soğukluk baş gösterdi mi çiftler aralarındaki sevgi bağının da koptuğuna inanıyorlar, oysa bu büyük bir yanılgı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlilklerde cinsel çekimin azalması sevginin de yavaş yavaş bittiğinin habercisiymiş gibi gelir çiftlere. Oysa gerçek sebep fiziksel ve duygusal bir takım rahatsızlıklar olabilir. Bu nedenle öncelikle problemin ne olduğunu araştırmak ve buna göre hareket etmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlilklerde çiftleri birbirinden uzaklaştıran en büyük etken ilişkiye gerekli titizliğin gösterilmemesi ve cinsel yaşama yeniliklerin kazandırılmaması. Evli çiftlerin zaman içinde ara ara ilişkilerini gözden geçirerek yeni bir boyut getirmeleri gerekir. Evlilikle noktalanan yıllar süren flörtlerde de sonuç değişmiyor. Bu çiftlerin cinsel hayatları kuvvetli bir aşk bağının ötesinde güvenli bir sevgi ve güvenilir bir sevgiliyle birlikte olmalarının verdiği şehveti taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlarda Cinsel Soğukluk&lt;br /&gt;Yapılan araştırma sonuçlarına göre seks, stres, yorgunluk ve baş ağrısıyla savaşıyor. Aynı zamanda bünyeyi de rahatlatıyor. Cinsel soğukluk, partnere yetişme çağında ailenin cinsellik konusunda gösterdiği tutuculuğa bağlı olabiliyor. Diğer bir neden de, gençlik çağındaki ilk deneyimde meydana gelmiş bir zorlama ya da partnerin doğru kelimeleri ve dokunuşları bulamamasından doğan ters etkilenmenin yıllar sonra bilinç altından çıkması. Bu sorun, kadının yaşadıkları incelenerek çözümlenmeli. İsteksizlik ve orgazm olamama geçmişle yüzleşmenin getirdiği bir sorun da olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrı ilişkiden soğutabilir&lt;br /&gt;Toplumsal baskı ve tabular, kadın cinselliği söz konusu olduğunda, kadından çok daha fazla söz sahibi olduğundan kadın kendini ilişki sırasında baskı altında hissedip ilişki sırasında kendini kasabilir. Evliliğin ilk gecesinde kadının kendini kasması ilişkiden haz almasından çok acı duymasına neden olmuş olabilir. Bu nedenle de cinselliğe bakışı farklı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan başka ilişkinin ilk saniyelerinde meydana gelen spazm - ağrı, ağrı - spazm kısır döngüsü cinsel hayatı kabusa dönüştürebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libido Kaybı&lt;br /&gt;Libido kaybı, cinsel isteğin kaybolması anlamına gelir. Evliliklerinin ilk yıllarında mükemmel bir cinsel hayata sahip olan çiftlerin, bir zaman sonra birbirlerinden soğumalarının nedeni büyük ihtimalle libido kaybına bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libido kaybına çiftlerin psikolojik yapılarındaki değişiklik neden olabilir. Genel olarak evli çiftlerde libido kaybının nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * İstenmeyen gebelik korkusu,&lt;br /&gt;    * İlişkiye girmeyi önleyen korkular,&lt;br /&gt;    * Kişinin psikolojik durumundaki değişiklikler,&lt;br /&gt;    * Sosyal ve ekonomik nedenlere bağlı stresler,&lt;br /&gt;    * Travmaya neden olan tıbbi müdahale,&lt;br /&gt;    * Vajenin penisi içine alması sırasında ağrı olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jinekolojik Rahatsızlıklar&lt;br /&gt;Eğer kadında bir takım jinekolojik rahatsızlıklar baş gösterdiyse bunlar da cinsel soğukluğa yol açabilirler. Eğer kadın doğum gibi büyük bir değişiklik yaşadıysa vücudunun yeniden eski ritmini yakalaması üç aylık bir süre isteyecektir. Bu arada kadının annelik, eşlik, evinin kadını gibi konularda aklının karışması da cinselliğe zaman ayırmasını engelleyici etkenlerden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel hayatı etkileyecek birkaç jinekolojik rahatsızlığın bilinmesinde fayda vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    * Rahim ağzı enfeksiyonları&lt;br /&gt;    * Vajinal mantar, trikomonas gibi vajen enfeksiyonları&lt;br /&gt;    * Vajen akıntıları&lt;br /&gt;    * Yaşa bağlı hormonal yetersizlikten kaynaklanan kuruluk&lt;br /&gt;    * Ameliyat sonrası meydana gelmiş yapışıklıklar&lt;br /&gt;    * İkiden fazla, zorlu normal doğumlarda mesane tabanının gevşemesine bağlı idrar kaçırma problemi. Bu tür rahatsızlığı olan kadınlar cinsel ilişki sırasında da idrar kaçırabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikolojik Sogukluk&lt;br /&gt;Bazı durumlarda ise kadının yaşadığı bu karmaşa fiziksel bir rahatsızlıktan, vajinismustan ileri gelebilir. Vajinismus, anatomik ve ruhi hassasiyet yüzünden vajinanın şiddetli ve ağrılı büzülmesi, cinsel temas sırasında vajinanın etrafındaki kasların kasılmasıdır. Cinsel ilişki sırasında duyulan bu acı kadının seksten soğumasına neden olabilir. Tanımında belirtildiği gibi vajinismus ya da diğer adıyla vajinizm psikolojik rahatsızlıktan ileri gelebileceği gibi vajinal enfeksiyon, östrojen azlığı, deriye değin sorunlar ve rahimdeki iltihaplanma ya da yaradan da ileri gelebilir. Bu gibi durumlarda bir doktora başvurmanızda fayda var. Cinsel soğukluğun en etkili ilacının sevgi, sabır ve anlayış olduğunu çiftler unutmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkeklerde Cinsel Soğukluk&lt;br /&gt;Toplumumuz kadına yatakta ne kadar baskı yapıyorsa erkeği de o kadar serbest bırakıyor. Performansından şüphe edilmeyen erkek de kendisine gösterilen bu güveni baskı olarak algılayabiliyor oysa. Erkeklerde de bazı fizyolojik sorunlar sıkça görülebiliyor. Cinsel fonksiyon bozuklukları ile uğraşan uzmanlar öncelikle ilk iş olarak olayın fiziksel mi, yoksa psikolojik mi olduğunu araştırıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiziksel rahatsızlıklardan ileri gelen cinsel isteksizliğin bir takım konsültasyonlarla ortadan kaldırılması mümkün. Bu fiziksel rahatsızlıklar çoğunlukla kalp - damar hastalıkları, bazı hormon veya enfeksiyon hastalıkları ile libido üzerinde olumsuz etki yapan ilaçların neden olduğu hastalıklar oluyor. Psikolojik nedenlerden bazıları ise stres, sürmenaj, kendine güven eksikliği, çift arasında yaşanan sorunlar olabiliyor. Bu gibi durumlarda çiftlerin aralarındaki problemleri çözmek üzere bir evlilik uzmanının yardımını almaları gerekebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-2069462883102304208?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/2069462883102304208/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/evlilik-ve-cinsel-sogukluk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2069462883102304208'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2069462883102304208'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/evlilik-ve-cinsel-sogukluk.html' title='Evlilik ve Cinsel Sogukluk'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-487644097364846241</id><published>2008-06-13T02:18:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.848-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinsel Sorunlar'/><title type='text'>Sevisirken Televizyonu Kapatmayi Unutmayin</title><content type='html'>Iste yeni bir cinsel saglik ile ilgili yazimiz. Bu seferki yazimizda sevisirken size televizyon acik olsa da olur mu yoksa kesinlikle kapatilmasi mi lazim? sorunun cevabini verecegiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalarda eşlerin cinsel birlikteliklerini de televizyon karşısında gerçekleştirdikleri ortaya çıkmakta. Psikologlar ise bu durumun oldukça yanlış olduğunu, bu gibi durumlarda yeterli cinselliğin yaşanamayacağını açıklıyorlar. Eşlerin televizyonun cinsel hayatlarına olan etkisini önlemek için cinsel yakınlaşma sırasında mutlaka televizyonun kapatılmasını öneriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyon kanallarında ilgi çekici programların akşam saatlerinde yayınlanması, bir çok eşinde cinsel birlikteliğini bu saatlerde yaşaması çatışmaya neden oluyor.Televizyon kanalları sahipleri ise bu durumun tam tersinin meydana geldiğini savunuyorlar. Televizyonda yayınlanan programların cinsel birlikteliği azalttığını değil tam tersi cinsel birlikteliği arttırdığını söylüyorlar.Uzmanların yaptığı araştırmalar çiftlerin büyük bölümünün televizyonda seyrettiği olumsuz haberlerin, stres yaratan talk showların cinsel isteği kaybettiği konusunda kanıtlar ortaya koyuyor hatta televizyonun sadece açık olmasının da olumsuz etkiye neden olduğu bildiriliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-487644097364846241?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/487644097364846241/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sevisirken-televizyonu-kapatmayi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/487644097364846241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/487644097364846241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sevisirken-televizyonu-kapatmayi.html' title='Sevisirken Televizyonu Kapatmayi Unutmayin'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5686265560055991069</id><published>2008-06-13T01:57:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.848-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları'/><title type='text'>Çocuklarda Başağrıları</title><content type='html'>Başağrısı, çocukluk ve adolesan döneminde görülen önemli bir semptomdur. Olguların büyük bölümünde hiçbir neden saptanamamasına karşın, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunun ya da intrakranial kitle gibi ciddi bir hastalığın semptomu olabilmektedir. Bu nedenle tanının doğru konulması ve uygun tedavinin planlanması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başağrısı, geniş serebral arterler ve venler boyunca, kafatasında periostumda, saçlı deri ve kaslarda, vasküler sinüs mukozasında, dura çevresindeki geniş venlerde, temporomandibuler eklem, diş, dişeti gibi ekstrakranial ve intrakranial yapılarda yeralan ağrıya duyarlı fibrillerin uyarılması sonucu meydana gelmektedir. Okul çağı çocuklarının % 7’si, adolesanların ise % 15’i başağrısından yakınmaktadırlar. Beş yaşındaki çocuklarda başağrısı prevalansı % 19.5 olmasına karşın bu oran 13 -15 yaş grubunda % 67.5’e yükselmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Migren başağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.1. Aurasız migren (Common migren)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.2. Auralı migren&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.3. Komplike migren&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.3.1. Hemiplejik veya hemisensoryel migren&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.3.2. Basiller migren&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.3.3. Oftalmoplejik migren&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.4. Cluster başağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Gerilim başağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.1. Episodik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.2. Kronik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Sinüs başağısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 Kafa travmalarına bağlı başağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. İntrakranial kitleler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Benign intrakranial hipertansiyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Epilepsi ile birlikte başağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Meninks irritasyonuna bağlı başağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Migren başağrısı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle 7-10 yaş grubunda başlayan ağrı çocukların % 5’inde adolesanların ise % 17’sinde görülmektedir. Çocuklarda da erişkinlerde olduğu gibi migren başağrısının değişik tipleri vardır. Hastalarda migrenin tipine bağlı değişik semptomlar görülmektedir. Başağrılı çocukların ailelerinde migren öyküsünün alınması tanının kesinleştirilmesinde yardımcı olmaktadır. Klinik gözlemler migrenli çocukların % 70’inin ailesinde migren BA’sı olduğunu göstermiştir .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrıyı tetikleyen faktörler arasında parlak ışık, gürültü, TV izlemek, fiziksel ve emosyonel stress, eksersiz, depresyon, kafa travması, mensin ilk günleri, çok uyumak veya aç kalmak, ortam değişikliği yanısıra kırmızı şarap, peynir, çikulata, fındık gibi yiyeceklerin tüketilmesi bulunmaktadır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.1. Aurasız migren:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Migren başağrılı çocukların % 85’inde aurasız migren başağrısı görülmektedir.. Tek taraflı ya da bifrontal lokalizasyon gösteren pulsatil özellikteki ağrı başlangıçta hafifftir. İlerleyen dakikalarda şiddetlenir. 15-20 dak. içinde pik yapan ağrı 2-48 saat devam edebilmektedir. Rutin fiziksel aktivite, orta derecede veya şiddetli günlük aktiviteler, eksersiz ağrıyı provoke etmektedir. Ağrı sırasında bulantı ve/veya kusma, fotofobi, fonofobi ve osmofobi olmaktadır. Çocukların büyük kısmında ilk 30 dak. içinde kusma olmaktadır. Özellikle kız çocuklarda ağrıya dizzines de eşlik etmektedirr. Ağrı sırasında çocuklar karanlık odayı tercih ederler. Ataklar arasında tamamen normaldirler. En az beş atağın geçirilmesi tanı koydurucudur (9,10,11).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.2. Auralı migren:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aura döneminde serebral korteks ve/veya beyin sapı bulgularını içeren en az bir ya da daha fazla reversibl semptomlar tanımlanmaktadır. Dört dakikadan uzun süren aura döneminde en az bir aura semptomu görülür. Altmış dakikadan daha uzun süren aura semptomu tanımlanmamıştır. Aurayı izleyen başağrısı minumum 60 dak. devam eder. Auralı migren tanısının konabilmesi için en az iki atağın geçirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.3. Komplike migren:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tip ağrı sırasında fokal nörolojik defisit vardır. Üç tipi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.3.I. Hemiplejik veya hemisensoryel migren:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başağrısı sonrası birkaç saat ya da 24 saat devam eden tek taraflı güçsüzlük veya uyusukluk vardır. Kuvvet kaybı yüz, kol ve ayağa yayılmaktadır. Güçsüzlük sağ tarafa lokalizasyon gösterdiğinde birlikte konuşma bozukluğu da gelişebilmektedir. Hemiplejik migrenli olguların % 50-60’ında 19. Kromozomda defekt olduğu gösterilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.3.2. Baziller migren:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağrı baziller ve posterior serebral arterlerde vazokonstrüksiyon sonucu gelişir. Hastalar başın arka kısmında ağrı, çift görme, baş dönmesi, kulak çınlaması veya dengesizlikten yakınırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.3.3. Oftalmoplejik migren:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı tarafta III. Kranial sinir parezisi ve reversibl monoküler körlük vardır..İlave olarak tek taraflı frontal bölgeye lokalize başağrısı tanımlanır. Bu tip migren başağrıları çocuklarda nadiren görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.3.4. Cluster başağrısı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tip başağrısı % 85 oranında erkeklerde görülmektedir. Demetler ya da gruplar halinde görülen saat alarmı şeklindeki ağrı hemen her gece aynı saatte başlar. Belirli periodlarla birkaç hafta veya ay devam eder. Oldukça şiddetli olan ağrının süresi bir veya iki saati geçmemektedir. Ağrı ile aynı tarafta burun akıntısı, gözde kızarıklık, enflemasyon vardır. Bu tip ağrı daha çok 12-18 yaş grubunda ve genç erişkinlerde görülür. Sigara ve alkolün atakları provoke ettiği bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Migren başağrısı tanılı olguların nörolojik mayeneleri normaldir. Sadece komplikasyonlu migren olgularda atak sırasında kuvvet kaybı, üçüncü kranial sinir parezisi ve ataksi saptanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antihistaminikler, Narkotik ve nonnarkotik analjezikler, Sedatifler, Antiemetikler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beta blokerler ve Trisiklik Antidepresanlardan yararlanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Gerilim başağrısı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarda en sık görülen başağrısı tipidir. Emosyonel faktörler okul başarısızlığı stresi, aile içi tartışmalar ağrının en muhtemel nedenidir. Diffüz olan ağrı bazı zamanlar baş çevresinde band şeklide dağılım gösterir. Hiçbir zaman bulantı ve kusma ile birlikte değildir. Episodik ve kronik olmak üzere iki grupta incelenir (12).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.1. Episodik gerilim başağrısı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün herhangi bir saatinde başlar. Genellikle geçici stress, anksiyete, öfkelenme ve yorgunluk sonrası görülür. Daha çok şakaklarda lokalizasyon gösteren ağrı , tüm baş çevresine band şeklinde yayılım gösterebilir Hastalar boyun ve baş kaslarında gerilme, sıkışma, kasılma, basınç ve çekilme tanımlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.2. Kronik gerilim başağrısı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen her gün veya ayda en az 15 kez tekrarlayan ağrı başta diffüz yayılım göstereceği gibi tepeye ya da başın bir tarafına lokalize olabilir. .Gün içinde fluktuasyonlar gösterir. Fotofobi, fonofobi, bulantı ve kusma gibi semptomlar tanımlanır. Stress ve yorgunluk sonrası görülmesine karşın fiziksel ve psikolojik problemler ile depresyon da gözardı edilemez. Kızlarda erkeklere nazaran daha fazla görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç çocuklarda gerilim başağrısını migren başağrısından ayırdetmek oldukça güç olmaktadır. Ancak yinede her iki tip başağrısının kendine özgü karakteristik bulguları olmaktadır. Daha çok stress sonrası başlayan gerilim başağrısı şakaklara ve buyuna yayılmaktadır. Bulantı-kusma, karın ağrısı olmamaktadır. Orta şiddette olan ağrı 30 dakikadan birkaç güne kadar devam edebilmektedir. Migren başağrılı çocukların ailelerinde yüksek oranda başağrısı öyküsü alınmasına karşın gerilim başağrılı çocukların ailelerinde bu oran oldukça düşüktür. Sonuçta, gerilim başağrıları depresyon, anksiyete, üzüntü, yorgunluk ya da emosyonel bozukluklar sonrası görülmekte ancak yinede nedeni kesin olarak bilinememektedir. Hastaların muayeneleri normaldir. Tanı koydurucu laboratuvar. bulguları yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi:&lt;br /&gt;Nonsteroid antienflematuarlar (İbufrofen, Diklofenac, Fenoprofen, Flurbiprofen, Ketoprofen, Naproksen), Nonsedatif trisiklik antidepresanler (Protiptilin, Desipramin), sedatif trisiklik antidepresanlar (Amitriptilin, Doxepin, Nortriptilin, Amitrimtilin), Seroronin reuptake inhibitörleri (Fluoksetin, Sertralin, Paroksetin)’den yararlanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Sinüzite bağlı başağrısı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinüzite bağlı gelişen başağrıları çocukların yaklaşık % 15inde görülmektedir. Hastalar sabahleyin ya da günün herhangi bir saatinde başlayan, pozisyonla değişiklik gösteren zonklayıcı nitelikte ağrıdan yakınırlar. Etmoidal ve frontal sinüzitte ağrı retroorbital lokalizasyon göstermektedir. Frontal ve maksiller bölgelerin palpasyonu ile hassasiyet görülür. Ağrıya eşlik eden ateş 10 güne kadar devam edebilmektedir. Direk X-Ray grafide tanıyı destekleyici görüntü saptanır. Tedavi, Antibiyotikler, analjezikler, nazal dekonjestanlar ile yapılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Kafa travması:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalar travmadan hemen sonra kısa süreli ağrıdan yakınırlar ya da ağrı ile birlikte bulantı, kusma, letarji veya konvulsiyonlar görülmektedir. Çoklukla ağrı kapalı kafa travmalarından aylar sonra gelişebilmektedir. Travmaya bağlı kronik başağrılı olgularda ilk aylarda birlikte vertigo ve kişilik değişiklikleri olmaktadır. Travmanın şiddeti ve lokalizasyonuna bağlı olarak nörolojik bulgular saptanır. Tanıda CT ve MRI gibi radyolojik incelemeler yararlı olmaktadır. Ayrıca hastalarda davranış değişikliklerinin görülmesi, ajite veya depresif olmaları, uyku hali ve diğer nörolojik muayene bulguları tanıda yardımcı olmaktadır (15).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. İntrakranial kitle (Tümör, Apse):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin tümörleri benign ya da malign olsun çocuklarda başağrısının nadir görülen nedenlerinde bridir. Başağrısının intrakranialmi yoksa ekstrakranial nedenlerle mi geliştiğini ayıdetmek zor olmaktadır. Ancak hastalar kitleye bağlı gelişen ağrılarda belirli lokalizasyon gösterebilirler. Semptomlar tümörün tipine ve lokalizasyonuna bağlı özellikler gösterir. KİBAS durumunda ise ağrı yaygındır. Sabah uyandıklarında artar. Birlikte fışkırır tarzda kusma vardır. Muayenelerinde papil ödemi, 6. Kranial sinir parezisi, ataksi, spastisite veya sadece bilinç bozukluğu olabilir. Mutlaka CT veya MRI gibi radyolojik incelemeler yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Psödötümör serebri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalarda kafa içi basınç artması sonrası gelişen ağrı sabah ve bulantı ile artar. Ayrıca olaya diplopi, ataksi, spastisite gibi bulgular da eşlik eder. Tetrasiklinler, penisilin, gentamisin, steroidler, indometazin, tiroid hastalıkları, lityum karbonat bu hastalığa neden olmaktadır. Psödötümör serebriye bağlı başağrısı olan olgularda BOS basıncının yüksek bulunması tanı koydurucudur. CT’de ventriküllerde küçülme saptanır. Tedavide; Karbonikanhidraz inhibitörleri ve deksametazon kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Epileptik başağrıları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Migren ve epilepsi, her ikisi de genellikle nöbetler arasında nörolojik muayenenin normal olduğu, nöbetler sırasında ise geçici nörolojik fonksiyon bozukluğu ile karakterize, paroksismal bozukluktur. Migren BA (başağrısı) proflaksisinde antiepileptik ilaçlar kullanılmasına karşın her ikisinin de klinik fenomenleri ve patofizyolojileri farklıdır (16).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başağrısının prodromal ve spesifik semptomları epilepsi kliniğinden farklı olmasına karşın bu iki paroksismal bozukluğun birlikte görüldüğü olgularda hangi başağrısı atağının epilepsi ekivalanı olduğunu ayırdetmek güç olmaktadır. Epileptik hastaların % 8-14’ünde migrenöz başağrılarıları görülmektedir. Bazı klinik gözlemler bu iki yaygın hastalığın koinsidental olarak birlikte bulunduklarını göstermiştir. Hastalarda başağrısı epileptik nöbetler başlamadan yıllar öncesinde var olabileceği gibi, epilepsi tanısı aldıktan sonra da başlayabilmektedir. Hasta epilepsi tanısı aldıktan sonra görülen ağrılar nöbet sırasında ya da postiktal dönemde veya nöbetten bağımsız olarak her hangi bir zamanda gerçekleşmektedir. Bu durum epilepsinin mi başağrısına yol açtığı ya a antiepileptik ilaçların mı başağrısına neden olduğu tartışmasını doğurmaktadır.. Antiepileptik ilaçların BA’sına yol açtıkları bilinmektedir. Ancak bu ilaçların spesifik olarak hangi tip BA’sına neden olduklarını belirten bir çalışma da yoktur. Kesin olarak bilinen nöbetin yarattığı stress faktörünün gerilim ve migren BA’sına neden olduğudur (4).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı epileptik nöbetler migren aurası şeklinde başlamakta ve sonra jeneralize tonik klonik kasılmalar gerçekleşmektedir. Ya da nöbet sadece migren aurası şeklinde görülmektedir. Nöbetin geçirildiği iktal dönem birkaç dakikalık başağrısı ile geçebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsi hastalarında postiktal dönemde başağrılarının görüldüğü bilinmektedir. Jeneralize konvulsiyonlar sonrası görülen BA’ları metabolik değişiklikler ve serebral kan akımının artmasına sekonder gelişmektedir (17,18,19,20).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Migren ağrısı sırasında olguların % 22’sinde, gerilim BA’sı sırasında ise % 24’ünde EEG anormalliği saptanmaktadır. Genel olarak EEG’de delta hakimiyeti ve alfa azlığı dikkati çekmektedir. Anormallik % 2 olguda epileptiform ozellik göstermektedir. Lokalizasyon daha çok oksipital orijinli olmaktadır (21).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Menenjit (Meninks irritasyonu):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menenjit meninksleri ve membranları etkilemektedir. Meninks irritasyonuna neden olan enfeksiyonlar veya serebrovasküler hastalıklar akut başlangıçlı siddetli başağrılarına neden olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Çocuklarda başağrılarının diğer nedenleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansiyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğaz ağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hpoglisemi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Viral enfeksiyonlar (sinüsler, idrar yolları, akciğer)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allerjenler (tyramin, dopamin, pheniletamin, monosodyum glutamat)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulak ağrısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş problemleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depresyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Akut jeneralize&lt;br /&gt;2. Akut lokalize&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistemik enfeksiyonlarSinüzit&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SSS enfeksiyonlarıOtitis&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ToksinlerOküler anormallikler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PostiktalDiş hastalıkları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elektrolit imbalansıTravma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HipertansiyonOksipital nevralji&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipoglisemi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LP sonrası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Travma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SVH&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kollajen doku hastalıkları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Akut rekürren&lt;br /&gt;4. Kronik progresif&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MigrenBeyin tümörü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komplike migrenPsödötümör serebri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Migren varyantlarıBeyin apsesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ClusterSubdural hematom&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epileptik nöbetHidrosefali&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Kronik nonprogresif&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kas kontraksiyonu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konversiyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depresyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Akut başlangıçlı jeneralize başağrıları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başağrıları güçlükle tanınmaktadırlar. Eğer ağrı ile birlikte nörolojik semptom ve bulgular varsa altta yatan organik neden mutlaka araştırılmalıdır. Acil kliniklere BA'sı ile baş vuran adolesan ve erişkinlerin % 2-6’sı bu tip ağrıdan yakınırlar. Şiddetli ve pulsatil nitelikteki ağrı birkaç dakikadan birkaç saate kadar devam edebilir. Tedavide nonsteroid antienflematuarlar yeterli olmaktadır (22).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Akut başlangıçlı lokalize başağrıları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinüzit, otitis media, astigmatizm, diş ağrılar, kafa travmaları, oksipital nevraljiler bu tip ağrılara neden olurlar. Hastaların nörolojik muayeneleri normaldir. Başağrısının tadavisi nedene yönelik ve semptomatik olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Akut başlangıçlı ve tekrarlayıcı başağrıları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Migren başağrısı en sık görülen ağrı tipidir. Epizodik, periodik ve paroksismal özellikteki ataklar bulantı ve kusma ile birliktedir. Küme başağrısı ise daha nadir görülür. Tek taraflı ve göz arkasında lokalizasyon gösteren ağrı yüzde kızarıklık ve burun akıntısı ile birliktedir. Tedavi zor olmasına karşın hastalar metiserjid melaz, steroidler ve lityum karbonattan yararlanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Kronik ilerleyici başağrıları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafaiçi basıncı artmasına bağlı gelişen BA’sı ilerleyici özelliktedir. Hidrosefali, beyin tümörü, beyin apsesi, psödötümör serebri ve kronik subdural hematom en sık nedenler arasındadır. KİBA’sı ile birlikte bulantı, kusma gibi semptomlar, kuvvet kaybı, ataksi, kişilik değişiklikleri, letarji ve görme bozuklukları şeklinde fokal nörolojik bulgular tesbit edilir. Ancak nörolojik muayenede anlamlı nöropatolojik bulgu saptanamayabilir. CT ve BOS incelemeleri en önemli tanı yöntemleridir. Olguların en kısa zamanda tanıları konmalı ve tedavileri planlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Kronik ilerleyici olmayan başağrıları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başağrısı, emosyonel ve organik faktörlerle presipite edilir. Bu tip başağrıları 10-12 yaş altında nadiren görülmesine karşın sıklıkla adolesan döneminde kas kontraksiyon ve gerilim başağrıları şeklinde görülürler. Organik olmayan bu tip ağrılar migren ile birlikte görüldüklerinde mikst tipe başağrısı sendromunu oluştururlar. Fizik ve nörolojik muayeneleri norl olan olguların radyolojik incelemelerinde de anlamlı bulgu saptanamaz. Okul başarısının düşmesi, uyku bozukluğu, agresif davranışlar sonrası gelişen depresyon en önemli nedenidir. Ağrı 8 haftadan daha uzun devam edbilir. Olgular amitriptilin tedavisine iyi yanıt verirler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5686265560055991069?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5686265560055991069/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/cocuklarda-basagrlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5686265560055991069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5686265560055991069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/cocuklarda-basagrlar.html' title='Çocuklarda Başağrıları'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5516821462115290126</id><published>2008-06-13T01:55:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.848-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><title type='text'>Deri Altı Kapsüller</title><content type='html'>Cilt altı kapsülleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cilt altı kapsülleri etkili, uzun süreli ve geri dönüşümlü bir doğum kontrol yöntemidir. Yapay hormon içeren yumuşak silikondan yapılmış altı ince ve esnek kapsül kadının üst kolunun iç kısmında derinin hemen altında küçük cerrahi bir girişimle yerleştirilir ve vücuda yavaş yavaş hormon salgılar. İçinde prefesteron hormonu ovülasyonu (yumurtlama) baskılayarak ve servikal mukusu, sperm geçişini engelleyecek biçimde kalınlaştırıp azaltarak gebeliği önler. En etkili doğum kontrol yöntemlerinden biridir . Karaciğer hastalığı damarda pıhtılaşması olanlarda meme kanserinde kullanılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deri altı kapsülleri ( Norplant) doğal kadınlık hormonu olan progesteronun sentetik formunu içeren deri altına yerleştirildikten sonra yavaş salınan ilaçlardır. Kadının daha az kullandığı kolunun üst iç kısmın deri altına altı adet olarak yerleştirilirler.Gebelikten koruyuculuğu %98.8'dir.Uygulandıktan sonra beş yıl süre ile etkilidir. Emzirmeyi etkilemez. Emziren anneler de kullanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapsüller çıkarıldıktan sonra kadın normal adet görmeye başlar ve yeniden hamile kalabilir.Bazen deri altı kapsülleri çıkarıldıktan sonra doğurganlığın dönüşü gecikebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanama düzensizliklerine neden olabilir. Bazı kullanıcılarda baş ağrısı, huzursuzluk, kilo artışı ve iyi huylu over kistleri görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelik veya gebelik şüphesi olanlar,aktif karaciğer hastalığı olanlar,tanı konmamış vajinal kanaması olan kadınlar,damar hastalıkları ,meme kanseri veya şüphesi olan kadınlara bu işlem uygulanmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deri altı kapsülleri kullanırken dikkat etmeniz gerekenler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Kolunuzda şiddetli ağrı varsa,&lt;br /&gt;*Uygulama yerinde iltihap veya kanama oluyorsa,&lt;br /&gt;*Kapsüllerden birinin yerinden dışarı atılması durumunda,&lt;br /&gt;*Adet kanamanız şiddetlenirse,&lt;br /&gt;*Şiddetli baş ağrınız olursa,&lt;br /&gt;*Karın ve kasığınızda şiddetli ağrınız olursa,&lt;br /&gt;*Göğsünüzde şiddetli ağrı ya da nefes darlığı olursa,&lt;br /&gt;*İşlemden sonra sarılık gelişmişse,&lt;br /&gt;*Uygulamadan itibaren düzenli adet gördükten sonra adet gecikmesinin olması hallerinde,&lt;br /&gt;Mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurunuz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5516821462115290126?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5516821462115290126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/deri-alt-kapsuller.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5516821462115290126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5516821462115290126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/deri-alt-kapsuller.html' title='Deri Altı Kapsüller'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-256650266977282082</id><published>2008-06-13T01:53:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.849-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><title type='text'>Doğum Kontrol Bantları</title><content type='html'>Cilt bantları sentetik hormonlar içerip doğal doğum kontrol hapları gibi etki göstererek gebeliği engellemektedirler.&lt;br /&gt;Doğum kontrol hapları ile aynı etkidedirler.&lt;br /&gt;Doğum kontrol bantları haplarından daha risklidir.Bazı marka doğum kontrol bantları, kan pıhtılaşmasına yol açarak ölüm riskini artırıyor.&lt;br /&gt;Bu bantların yan etkileri doğum kontrol haplarından üç kat fazla , bunun sebebide bant kullanımı sırasında doğum kontrol haplarına oranla yüzde 60 oranında daha fazla östrojenin kana karışması .&lt;br /&gt;Doğum kontrol hapları ve bantların aynı oranda östrojen içermesine rağmen bantların hormonu emme kapasitesi yüzde 50 fazla . Bu da kadında kan pıhtılaşması riskini artırıyor .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-256650266977282082?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/256650266977282082/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/dogum-kontrol-bantlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/256650266977282082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/256650266977282082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/dogum-kontrol-bantlar.html' title='Doğum Kontrol Bantları'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-623495590358420337</id><published>2008-06-13T01:53:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.849-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><title type='text'>Diyafram Uygulaması</title><content type='html'>Diyafram rahim ağzını örten, kenarları sert, kauçuk bir araçtır ve vaginaya yerleştirildiğinde, bir daire şeklini alır ve serviksin 'girişini' kapatacak şekilde yerleştirilir.Servikal açıklığa uygulanan spermisit jel ya da krem ile birlikte kullanılır spermisit madde diyafram tarafından fiziksel olarak engellemeyen spermleri öldürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Servikal başlık şekil olarak diyaframa benzerdir, fakat biraz daha sivridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serviksin girişi 'kapatıldığı' için, spermler geçemez. Her zaman birlikte kullanılması gereken spermisid jel, spermi öldürür, ya da hareketsiz kılar. Serviksiniz için uygun ebatta olup olmadığını anlamak için ilk kullanımda doktor veya hemşire tarafından yerleştirilmesinde fayda vardır. En erken olarak, cinsel ilişkiden 6 saat önce yerleştirilmeli ve en erken olarak, cinsel ilişkiden 6-8 saat sonra (en geç 24 saat sonra) çıkartılmalıdır. Koruyuculuk oranı % 85'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel ilişkide bulunduğunuz her seferinde kullanılmalıdır, cinsel ilişki sırasında yerinden çıkabilir, yerine yerleştirmesi karmaşık gelebilir, her cinsel ilişkiden önce spermisidin yenilenmesi gerekmektedir, cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruyucu değildir, bazı kadınlar spermiside ve latekse karşı alerjiktirler.Bu sebeplerden dolayı pek tercih edilen bir yöntem değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_bsw_tHv52i0/SFI1wmUDFlI/AAAAAAAAAFg/9M9vrbefglI/s1600-h/do%C4%9Fum%2Bkont.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_bsw_tHv52i0/SFI1wmUDFlI/AAAAAAAAAFg/9M9vrbefglI/s320/do%C4%9Fum%2Bkont.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5211286827855713874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; DİYAFRAM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnce plastikten yapılmış, rahmin vajene açılan kısmına yani rahim ağzına yerleştirilen bir kapaktır. Spermlerin rahme geçişini engelleyerek gebelikten korur. Kadın, her cinsel ilişki öncesinde diyaframı kendi yerleştirir, cinsel ilişki sonrasında ise çıkarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyafram, hekimin muayenesi ve rahim ağzının ölçüsünün alınmasından sonra sipariş verilir ve her kadın için rahim ağzına uygun boyutta özel yapılır. Bu yöntemi kullanmaya başlamadan önce danışmanlık alınarak daha etkili yöntemler hakkında bilgi sahibi olunması kullanmak isteyen kişiye uygun bir yöntem olup olmadığına karar verilmesi için bir sağlık kuruluşuna (sağlık ocağı, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri ve hastanelerde) başvurulması daha uygun olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumlu Yönleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kadın kendi kendine uygulayabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Cinsel yolla bulaşan hastalıkların bulaşmasını engeller&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Erkek Döl Hücrelerini Öldüren Tablet ve fitiller ile birlikte kullanıldığında, hem gebeliği önleme hem de cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların bulaşmasını engelleme etkisi artar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumsuz Yönleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Diğer gebeliği önleyici modern yöntemler kadar etkili değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Cinsel ilişkiyi kesintiye uğratır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Cinsel ilişki sonrasında etkili olması için 6 saat daha rahim ağzında kalması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kadının doğum yapması, üreme organlarından ameliyat olması veya fazla kilo alması/vermesi gibi durumlar söz konusu ise tekrar rahim ağzının ölçüsü alınarak yeni bir diyafram yaptırılması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kolay bulunmayabilir, pahalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl Kullanılır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kadın, bir sağlık kuruluşuna başvurarak diyafram kullanmasını engelleyecek herhangi bir durumun olup olmadığı saptanır ve rahim ağzının ölçüsü alınır. Kadının rahim ağzına uygun boyutlarda bir diyafram yaptırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Doğru uygulama öğretilir ve ilk kez kadın, diyaframı, hekimin yanında rahim ağzına yerleştirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Diyafram, cinsel ilişki sonrasında 6 saat vajenden çıkarılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Tekrarlayan cinsel ilişki (6 saat içinde) söz konusu ise, son cinsel ilişkiden sonra 6 saat beklenmelidir. Ancak, 24 saatten fazla rahim ağzında bırakılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Diyafram çıkarıldıktan sonra yıkanır, kurulanır ve özel saklama kabına yerleştirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanılmaması Gereken Durumlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Rahmi geriye dönük olan kadınlara,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Mesanesi ve rahmi aşağı sarkmış kadınlara,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sık sık idrar yolu enfeksiyonu geçiren kadınlara uygun değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Erkekte veya kadında nadiren alerji görülebilir. Alerjide yanma, kızarıklık, kaşınma gibi belirtiler görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_bsw_tHv52i0/SFI2BuMhRwI/AAAAAAAAAFo/NCOxz3D6EIs/s1600-h/DK.bmp.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_bsw_tHv52i0/SFI2BuMhRwI/AAAAAAAAAFo/NCOxz3D6EIs/s320/DK.bmp.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5211287122029397762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-623495590358420337?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/623495590358420337/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/diyafram-uygulamas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/623495590358420337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/623495590358420337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/diyafram-uygulamas.html' title='Diyafram Uygulaması'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_bsw_tHv52i0/SFI1wmUDFlI/AAAAAAAAAFg/9M9vrbefglI/s72-c/do%C4%9Fum%2Bkont.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-4606066872127800091</id><published>2008-06-13T01:52:00.002-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.849-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><title type='text'>Elekronik Doğum Kontrolü</title><content type='html'>Çin'de, erkekler için elektronik doğum kontrol yöntemi geliştirildi. Spermleri öldüren elektronik dalgalar yayan çağrı cihazı büyüklüğündeki bir alet, erkek iç çamaşırına yerleştiriliyor. Cihazın 1 saat çalıştırılması, erkekte bir ay kadar spermleri öldürerek sterilite sağlıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-4606066872127800091?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/4606066872127800091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/elekronik-dogum-kontrolu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4606066872127800091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4606066872127800091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/elekronik-dogum-kontrolu.html' title='Elekronik Doğum Kontrolü'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-4670799315226968052</id><published>2008-06-13T01:52:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.849-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><title type='text'>Düşük Hapı ve iğnesi</title><content type='html'>Düşük iğnesi diye adlandırılan iğneler aslında adet söktürücü iğnelerdir ve gebeliği sonlandırmayı sağlamaz.Bu tür iğneler östrojen ve progesteron hormonunu beraberce içerirler ve geciken adetin başlamasını sağlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük hapı ise gebeliğin en erken dönemlerinde etki ederek gebeliğin sonlanmasını sağlıyor. Aslında ilacın düşük yaptığını söylemek biraz hatalı olur. Çünki gebeliğin en erken aşamasına etki ederek yumurta hücresiyle spermin birleşmesinden oluşan embriyonun uterusta (rahim içinde) yerleşmesini önleyerek gebeliği engelliyor. Embriyo yerleştikten sonra ise gebelik daha ileri aşamalara geldiğinde düşüğü gerçekleştirmek için mizoprostol adı verilen başka bir ilaçla kombine ediliyor. Bu kombinasyon sonucunda erken gebelik döneminde kürtaj gerekmeksizin düşük gerçekleşebiliyor.&lt;br /&gt;Şu an için gebeliğin sonlandırılması ülkemizde yasal olarak 10. gebelik haftasına kadar ve kürtaj yoluyla gerçekleşiyor. Bu gebelik haftasından sonra gebeliğin sonlandırılması ise kadının isteğine göre değil, anne adayının hayati gebeliği devam ettirmesini engelleyen hastalıkları olduğunda, veya bebekte ciddi gelişim kusurları olduğunda bir kurul onayıyla mümkün oluyor.&lt;br /&gt;İğneler (aşı, enjekte edilen hormonlar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İğneler, hormon içerir. Her ay ve 3 ayda bir yapılan iki türü vardır. Yapıldıktan sonra kana yavaş yavaş hormon salınır. Hapa benzer şekilde yumurtanın oluşumunu engeller. Ayrıca rahim ağzındaki salgıları kalınlaştırarak spermin geçip rahme ulaşmasını önler. Daha önce hiç gebe kalmamış kadınlar da rahatlıkla kullanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İğneler, eczanelerden ve sağlık kuruluşlarından (sağlık ocağı, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri ve hastaneler) alınabilir. Ancak, iğneleri kullanmaya başlamadan önce danışmanlık alınarak kullanmak isteyen kişiye uygun bir yöntem olup olmadığına karar verilmesi kan basıncının ve vücut ağırlığının ölçülmesi gibi bazı işlemlerin yapılması gerekmektedir. Bu nedenli, iğneleri kullanmaya başlamadan önce ve kullanırken belirli aralıklarla bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumlu Yönleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Gebeliği önlemede etkili bir yöntemdir (%99)&lt;br /&gt;• Kullanımı çok kolaydır.&lt;br /&gt;• Adet kanamsı sırasında olan ağrı ve sancılar ile adet öncesi gerginliği azaltır.&lt;br /&gt;• Adet kanaması miktarını azaltarak, kansızlığın önlenmesine yardımcı olur.&lt;br /&gt;• Kadını yumurtalık ve rahim kanserine karşı korur.&lt;br /&gt;• İyi huylu meme kistlerini azaltır.&lt;br /&gt;• Dış gebeliği önler.&lt;br /&gt;• Rahim ve tüplerde iltihap oluşmasını engeller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumsuz Yönleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bırakıldığında doğurganlığın dönüşü 6-9 ay gecikebilir.&lt;br /&gt;• Enjeksiyonlar için sağlık kuruluşuna gitmek gerekir.&lt;br /&gt;• İlk kullanımda 1-2 kilo artışı yapabilir. Bu daha ziyade su tutulumu şeklindedir. Daha az tuzlu&lt;br /&gt;yenmesi, hareketin artırılması ile düzelir.&lt;br /&gt;• Memelerde dolgunluk yapabilir. Bu etkisi ilk 3 ay içinde düzelir.&lt;br /&gt;• Kadınların bazılarında kan basıncı (tansiyon) yükselebilir. Bu nedenle, ilk kullanıldığında ve&lt;br /&gt;daha sonraki kontrollerde kan basıncı ölçülmelidir.&lt;br /&gt;• Bazı ilaçlarla etkileşimi vardır.&lt;br /&gt;• Aylık yapılan iğneler, sigara içen kadınlarda dolaşım bozukluklarına neden olabilir:&lt;br /&gt;• Özellikle 3 aydan bir yapılan iğneler adet düzensizliklerine neden olabilir. Bu adet miktarının azalması hatta kesilmesi, ara kanamalar, lekelenmeler, nadiren de aşırı kanama şeklinde olabilir.&lt;br /&gt;Bu düzensizlikler 9-12 ay içinde büyük ölçüde düzelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl Kullanılır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Adet kanamanızın ilk günü (ya da ilk 5 gün içinde) enjeksiyon koldan veya kalçadan yapılır. Gebe kalmak istediğiniz döneme kadar hiç ara vermeden (hatta yıllar boyunca) iğneleri kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;• Diğer enjeksiyon için verilen randevu tarihinden önceki 7 gün içinde başvurabilir ve enjeksiyon yapılabilir. Ancak, enjeksiyonun yapılması için verilen tarihten 1 gün bile gecikilmemelidir.&lt;br /&gt;• Bazı kadınlarda özellikle kullanımın ilk 3 ayında bulantı, ara kanaması, lekelenme, memelerde dolgunluk ve 1-2 kilo artışı yapabilir. Bu belirtiler 3 ayın sonunda tamamen geçer.&lt;br /&gt;• Bu iğnelerle birlikte bazı ilaçlar kullanılmamalıdır. Bu ilaçlar etkisini azaltarak gebeliğe neden olabilir Eğer düzenli ilaç kullanılıyorsa mutlaka hekime danışılarak kullanılan ilaçların iğnelerle birlikte kullanılıp kullanılmayacağı öğrenilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanılmaması Gereken Durumlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Adetleri düzensiz olanlar (düzensizliğin nedeni belirleninceye kadar)&lt;br /&gt;• Şeker hastaları&lt;br /&gt;• Karaciğer bozukluğu olanlar (siroz, sarılık gibi)&lt;br /&gt;• Tansiyonu yüksek olanlar&lt;br /&gt;• Damar tıkanıklığı, bacaklarında kızarıklık, şişme ve ağrı ile belirti veren damar hastalığı olanlar&lt;br /&gt;• Özellikle bulantı, kusma ile birlikte şiddetli baş ağrıları olanlar kullanmamalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-4670799315226968052?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/4670799315226968052/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/dusuk-hap-ve-ignesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4670799315226968052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4670799315226968052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/dusuk-hap-ve-ignesi.html' title='Düşük Hapı ve iğnesi'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-2410544884050419411</id><published>2008-06-13T01:52:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.850-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><title type='text'>Doğum Kontrol Hapları</title><content type='html'>Doğum kontrol hapları, normalde kadın vücudunda bulunan dişilik hormonlarını içeren ve kullanıldığı sürece gebeliği önleyen, etkili, kullanımı kolay ilaçlardır. Doğru kullanıldıklarında, doğum kontrol haplarının etkinliği yüzde 99.9’dur. Bu da, hamile kalma olasılığının hemen hemen hiç olmaması demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum kontrol haplarının gebeliği önleme dışındaki faydaları nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum kontrol hapları son derece etkili, kullanımı kolay, etki ve yan etkileri çok iyi incelenmiş ilaçlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum kontrol hapları, adet öncesi gerginlik ve ağrılı adet şikayetlerini azaltır, adet kanamaları miktarca daha az, daha kısa ve düzenli hale gelir, bunun sonucu olarak, demir eksikliğine bağlı kansızlık gelişme sıklığı azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, doğum kontrol hapları, dış gebelik gelişme sıklığını, yumurtalıklarda ve memede kist oluşumunu, rahim ve yumurtalık kanseri risklerini azaltır. Çoğu kez sivilcelerde düzelme görülür. Osteoporoz denen kemik erimesi riskini azaltır. Romatoid artriti azaltır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan etkileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hap kullanımı sırasında olabilecek yan etkiler nelerdir, hangi durumlar beni rahatsız edebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hap kullanımı ile ilk üç ayda oluşan yan etkiler bulantı, kusma, baş dönmesi, başağrısı, ara kanaması, memelerde duyarlılık ve vücutta şişkinlik hissidir. Bu yan etkiler geçicidir, üç dört ay içinde hafifleyerek kaybolmaları beklenir. Bu gibi durumlarda, hapı bırakmak yerine doktorunuza danışmak en iyi çözümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hap kullanırken doktora danışmam gereken durumlar nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiddetli karın ağrısı, uyluk ya da bacak ağrısı olduğunda; şiddetli göğüs ağrısı veya nefes darlığı geliştiğinde; şiddetli başağrısı, ani görme kaybı ya da bulanık görme veya konuşma bozukluğu ortaya çıktığında, gebelik şüphesinde ya da depresyon, sarılık veya memede kitle geliştiğinde hemen bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl kullanmalıyım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum kontrol hapı kullanmaya karar verdim, nasıl başlamalıyım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç hap kullanmadıysanız ya da birkaç ay ara verdiyseniz, adet kanamanızı beklemeniz ve adet kanamasının ilk günü paketin ilk hapını almanız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum kontrol hapı kullanmaya başladım, nasıl devam etmeliyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün bir tablet alarak paketi bitirmeli ve yedi gün hap kullanmaya ara vermelisiniz. Hap almadığınız bu dönemde adetiniz başlayacaktır. Adet görmeyebilirsiniz, hapı düzenli kullandığınızdan eminseniz telaşlanmayın. Adet kanamanız nasıl olursa olsun bir sonraki kutuya yedi günlük aranın sonunda başlamalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hap almayı unuttuğum zamanlarda ne yapmamı önerirsiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hapı unuttuğunuzu farkettiğinizde hemen bir tablet almanız gerekir. 12 saatten daha fazla gecikme yoksa koruyuculuk devam edeceğinden problem yok demektir. Ancak hapı unuttuğunuzu 12 saatten daha sonra fark ettiyseniz unutulan hapı hatırladığınız an yutmalı, o günün hapını da normal zamanında almalısınız. Bu durumda koruyuculuk tam olmayacağından bir sonraki adet kanamasına dek ek doğum kontrol önlemi uygulamalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman hap kullanmayı bırakmalı mıyım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır, tıbbi nedenler olmadıkça ara vermeniz gerekmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya kimlerin doğum kontrol haplarını kullanmaları sakıncalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeler ya da gebelik şüphesi olanlar; kalp damar sistemine ve beyin damarlarına ait hastalığı bulunanlar; damarın pıhtı ile tıkandığı hastalığı aktif olarak geçirmekte olanlar ile daha önce geçirmiş olanlar; aktif karaciğer hastalığı bulunanlar; kadın organlarına ait kanser veya meme kanseri bulunanlar doğum kontrol haplarını kullanmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel durumlarda doğum kontrol haplarının kullanımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakında evlenecek kişiler doğum kontrol haplarını nasıl kullanmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum kontrol yöntemi olarak hap kullanmayı planlıyorsanız, evlenmeden en az bir ay önceki adetinizin ilk günü hap almaya başlamalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kusma ve ishal durumlarında ne yapılması gerekir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hapı aldıktan sonraki 3-4 saat içindeki kusmalar ve ciddi ishaller hapın emilimini önlediği için koruyucu etkinliğini azaltabilir. Bu durumda son tableti başka bir kutudan tamamlayıp diğer tabletleri zamanında alarak devam etmelisiniz. 12 saatten çok süren kusma ve ishal durumlarında doktorunuza danışmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum sonrası ve süt verme döneminde hap kullanımı nasıl olmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzu emziriyorsanız hap kullanmayı bebek altı aylık oluncaya dek ertelemelisiniz. Emzirmiyorsanız doğumdan sonraki ilk adet kanamasının birinci günü doktorunuza danışarak hap kullanmaya başlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük ve kürtajlardan sonra hap kullanmaya nasıl başlanmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin üçüncü ayından önceki düşük ve kürtajlarda tıbbi bir engel yoksa doktorunuza danışarak hemen hapa başlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebe kalmaya karar verdiğimde ne yapmalıyım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullandığınız paketi sonuna kadar tamamlayıp hap almayı bırakmanız yeterlidir. Hamile kalma yeteneğinizi hemen kazanırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum kontrol hapı kullanırken sigara içebilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara kalp hastalıkları için bir risk faktörüdür. 35 yaşından sonra hapa devam edilecekse sigaranın bırakılması önerilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak ettikleriniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haplar kilo almaya neden olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle düşük miktarlarda hormon içeren hapların kiloda değişikliğe neden olmadığı saptanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum kontrol haplarının sivilceye olan etkisi nasıldır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalar doğum kontrol haplarının çoğu kez sivilceyi olumlu yönde etkilediğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum kontrol hapları adet kanamamı etkiler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hap kullanımı sırasında görülen adet kanaması normale göre daha hafif ve daha kısa sürelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hap kullanırken ara kanamalar olağan mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet. Hapı ilk kullandığınız zamanlarda normal adet kanaması dışında lekelenme tarzında ya da daha şiddetli düzensiz kanamalar görülebilir. Hapı normal olarak almaya devam etmek gerekir. Bu kanamalar 3-4 ay sonra kaybolur. Eğer devam ederse doktorunuza danışmanız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hap kanser riskini arttırır mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Tersine hap kullanan kadınlarda yumurtalık ve rahim kanserinde yüzde 50 ila 60 oranında azalma olduğu ve hap kullanımına son verilse bile bu etkinin onbeş yıl boyunca devam ettiği saptanmıştır. Ayrıca yaşamlarının herhangi bir döneminde hap kullanmış kadınlarda kalınbarsak kanserine de daha az oranda rastlandığı bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hap kısırlığa neden olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır, hap kısırlığa neden olmaz. Hap kullanmayı bıraktığınızda hamile kalmanız mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hap kalp hastalıklarına neden olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hap ile kalp ve damar hastalıkları arasındaki ilişki değişik hormonların dozuna ve cinsine bağlıdır. Günümüzde kullanılan düşük dozlu doğum kontrol hapları ile bu risk en aza indirilmiştir. Bu tür hastalıklara eğiliminiz varsa doktora danışmanız gerekir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-2410544884050419411?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/2410544884050419411/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/dogum-kontrol-haplar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2410544884050419411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2410544884050419411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/dogum-kontrol-haplar.html' title='Doğum Kontrol Hapları'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-6190802988953656963</id><published>2008-06-13T01:51:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.850-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><title type='text'>Geri Çekme Yöntemi</title><content type='html'>Halk arasında bu yöntem “çekilme, “dikkatli olma”, dışarı boşama” gibi pek çok isim verilmiştir. Cinsel ilişki sırasında, erkeğin cinsel organının boşalmadan (meninin gelmesi) önce vajenden çıkarılarak meninin vajen dışına boşaltılmasına dayanan bir yöntemdir. Başarı oranı %75’dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yöntemi kullanırken sıklıkla yapılan hata, spermlerin yalnızca ejakulasyon sıvısında (yani meni sıvısında) bulunduğunun sanılmasıdır. Halbuki ejakülasyon öncesi dönemde penisten dışarı salınan az miktardaki şeffaf ve kaygan sıvıda da spermler az miktarda da olsa bulunmaktadırlar. Bazı durumlarda bu az sayıda spermler bile gebeliği başlatmak için yeterli olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek bir birleşme olmaksızın da gebe kalmak mümkündür. Bu, oldukça düşük bir ihtimal olmasına karşın, özellikle vajinanın giriş kısmına yakın olan boşalmada, spermler ejakulasyon esnasında penisten belli bir hızla dışarı "fışkırma tarzı" atıldıklarından spermlerin bir kısmının vajinaya girmesi ve buradan genital kanalın içine doğru ilerleyerek gebeliği başlatması mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yöntemle korunan çiftlerin 1/3’ünde gebelik görüldüğü bildirilmiştir. Ayrıca, kadında ve erkekte psikolojik sorunlara yol açabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-6190802988953656963?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/6190802988953656963/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/geri-cekme-yontemi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6190802988953656963'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6190802988953656963'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/geri-cekme-yontemi.html' title='Geri Çekme Yöntemi'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-6842320597452542378</id><published>2008-06-13T01:51:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.850-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><title type='text'>Erkeklerde Tüplerin Bağlanması (Vazektomi) Do</title><content type='html'>Çiftlerin gebelikten korunmak için kullanabileceği kalıcı ve geri dönüşü olmayan bir yöntemdir. En etkili gebeliği önleyici yöntemlerden biridir. Artık daha fazla çocuk sahibi olmak istemeyen çiftler için uygundur. Eşin rızası gereklidir. Kanallar, sadece testisler (hayalar) ve meni kesesi arasında köprü görevi yaptığı için kanalların bağlanmasının boşalan sıvıda spermlerin olmamasından ve gebeliği engellenmesinden başka hiçbir etkisi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa süren bir işlem ile her iki kanal bağlanır. Böylelikle, spermlerin kanallardan geçerek meni kesesine gelmesi engellenmiş olur. Kanallarının bağlanması, erkeğin hastanede yatmasını gerektirmeyen basit bir operasyondur. Ameliyattan sonra, yeri iyileşene kadar dikkat etmekten başka yapılması gereken hiçbir şey yoktur. Erkeğin sertleşmesini, boşalmasını, meninin miktarını, rengini, cinsel istekleri ve cinsel tatmini etkilemez. İlk 20 boşalmada meni içinde hala sperm olacağı için bu sürede başka bir yöntemle (prezervatif gibi) korunulması gerekir. Yirmi boşalım sonrası mutlaka vazektomi uygulanan klinikte sperm sayımı yaptırmak gerekmektedir.&lt;br /&gt;Başka çocuk isteyenler için uygun değildir. Geri dönüşü sağlayacak olan mikrocerrahide başarı şansı çok düşüktür; her yerde uygulanmaz ve pahalıdır. Nadir de olsa sperm kanalları kapatılmamış olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-6842320597452542378?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/6842320597452542378/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/erkeklerde-tuplerin-baglanmas-vazektomi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6842320597452542378'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6842320597452542378'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/erkeklerde-tuplerin-baglanmas-vazektomi.html' title='Erkeklerde Tüplerin Bağlanması (Vazektomi) Do'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-8842240061262845702</id><published>2008-06-13T01:50:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.850-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><title type='text'>İlişki Sonrası Hap</title><content type='html'>Ertesi gün hapı doğum kontrol yöntemi değildir. Korumasız cinsel ilişkiden sonra, sürdürülmesi kesinlikle istenmeyen gebeliklerin, döllenmiş yumurtanın rahim yüzeyine yerleşmesinden önce önlenmesidir.&lt;br /&gt;Korunmadan girilen cinsel ilişki sonrasında olabilecek istenmeyen gebeliği, ilişkiden sonraki 72 saat içerisinde alacağınız “Ertesi gün hapı” ile önleyebilirsiniz. Reçete ile satılan bu hapların fazla beklenmeden alınması gereklidir. Çünkü haplar ne kadar erken alınırsa, etkisi o kadar fazla olur.&lt;br /&gt;“Ertesi gün hapı”, levonorgestrel hormonu (bir gestajen türü) içeren iki tabletten oluşur.&lt;br /&gt;Son derece etkili olan bu hapın neredeyse hiçbir yan etkisi yoktur.&lt;br /&gt;“Ertesi gün hapı” zamanında alındığında güvenilirlik oranı son derece yüksektir ve yaklaşık on vakanın dokuzunda istenmeyen gebeliği önler.&lt;br /&gt;“Ertesi gün hapı” ne kadar erken alınırsa, etkisi o kadar fazla olacaktır.“Ertesi gün hapı”, düzenli korunma yolu olarak kullanıma uygun değildir.&lt;br /&gt;Nedeni:&lt;br /&gt;Doğum kontrol hapı ve spiral gibi korunma yöntemlerinin etkisi daha fazladır, kısa süre içerisinde sık sık alındığı takdirde “ertesi gün hapı”nın etkisi azalmaktadır, uzun süreli kullanımda yan etkisi diğer doğum kontrol araçlarına oranla daha fazladır ve “ertesi gün hapı” diğer doğum kontrol araçlarından daha pahalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-8842240061262845702?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/8842240061262845702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/iliski-sonras-hap.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8842240061262845702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8842240061262845702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/iliski-sonras-hap.html' title='İlişki Sonrası Hap'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-2167149173370632459</id><published>2008-06-13T01:49:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.851-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><title type='text'>Kadına Tüplerin Bağlanması</title><content type='html'>Uterusun sağında ve solunda birer adet olmak üzere iki adet fallop tüpü bulunur.Yandaki resimde görülmektedir.Sterilizasyon, fallop tüplerinin geçirgenliğinin cerrahi yöntemlerle kalıcı olarak bozulması işlemidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüplerin geçirgenliği yakma, bağlama ya da tüplerin etrafına halka takılması suretiyle bozulduğunda yumurta ile sperm hiçbir şekilde karşılaşamadığından gebelik ihtimali ortadan kalkar.Bu yöntem tüplerde ciddi hasar oluştuğundan tüplerin tekrar eski haline getirilmesi çok zordur.Sterilizasyon yöntemin koruyuculuk oranı %100'e yakın olmakla beraber uygulanan cerrahi işlemin niteliği (yakma veya bağlama gibi) ve bazı bireysel özellikler sebebiyle çok ender durumlarda gebelik oluşabilir. Koruma süresi ömür boyudur.Yeniden çocuk sahibi olmak istediğinde tekrar operasyon gerektirir. Tüplerin geçirgenliğinin tekrar sağlanması başarı şansları düşük ve maliyetleri yüksek operasyonlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişmiş ülkelerde, üreme çağındaki çiftlerin yaklaşık %24'ü doğum kontrol yöntemi olarak cerrahi sterilizasyonu seçiyor. Güvenilirliği %99.8 olan tüplerin bağlanması yönteminin kadının cinsel yaşamına ve ruh sağlığına olumsuz hiçbir etkisi yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-2167149173370632459?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/2167149173370632459/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kadna-tuplerin-baglanmas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2167149173370632459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2167149173370632459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kadna-tuplerin-baglanmas.html' title='Kadına Tüplerin Bağlanması'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-8610318129110137262</id><published>2008-06-13T01:49:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.851-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><title type='text'>Kadın Prezervatifi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_bsw_tHv52i0/SFI00Z8RjVI/AAAAAAAAAFY/2NMH9GMVshs/s1600-h/kadinprezervatifi.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_bsw_tHv52i0/SFI00Z8RjVI/AAAAAAAAAFY/2NMH9GMVshs/s320/kadinprezervatifi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5211285793742622034" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İnce poliüretan malzemeden yapılmış kadın prezervatifinin görünümü iki ucu esnek halkalardan oluşan çorap gibidir. Sondaki halka kılıfı tutar ve vajinanın arkasında yer alır; ön halka ise vajinanın dışında kalır. Kılıf tüm spermi toplar ve vajinaya girmesini önler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dış halka cinsel ilişki sırasında vajinanın içinde bulunur; penisin prezervatifin kenarlarına kaymamasına dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk kullanımı zor gelebilir; İlişki sonrası kalkmadan önce meninin sızma yapmasını önlemek için doğru çıkarılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru ve düzenli kullanılan kadın prezervatifi HİV virüsünün ve en yaygın olan STD'lerin bulaşma riskini en aza indirir; reçetesiz alabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer sizin ya da partnerinizin latex'e alerjisi varsa, polüretan prezervatif bunun için iyi bir alternatiftir.Normal kullanımda bir yılda 100 kadından 21'i hamile kalmakta; hatasız kullanımda bir yılda 100 kadından 5'i hamile kalmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-8610318129110137262?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/8610318129110137262/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kadn-prezervatifi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8610318129110137262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8610318129110137262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kadn-prezervatifi.html' title='Kadın Prezervatifi'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_bsw_tHv52i0/SFI00Z8RjVI/AAAAAAAAAFY/2NMH9GMVshs/s72-c/kadinprezervatifi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-1032762992319620026</id><published>2008-06-13T01:48:00.002-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.851-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><title type='text'>Spiral (ria)</title><content type='html'>Rahim İçi Araç (Spiral)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişik şekil ve boyutlarda olabilen rahim içi araçlar, saf plastik veya bakırlı olabilir. Uzun bir süre için gebelikten korur. Bakır Rahim İçi Araçlar 10 yıldan fazla; progestorone Rahim İçi Araçlar bir yıl korur.Son zamanlarda hormon salan tipleride üretilmiştir. Adet kanamasının 3. veya 4. günü rahme yerleştirilmelidir. Bu dönemde rahim ağzı açıktır, kasılmalara bağlı ağrı azdır, ve gebelik riski yoktur. Eğer vajinal enfeksiyon varsa uygulama tedaviden sonra yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jinekolojik muayene sonrasında vajen antiseptik solüsyonla temizlenir, rahim boynu serbestleştirilerek rahmin büyüklüğü ölçülür ve uygun büyüklükteki rahim içi araç yerleştirilir. HIV'i içeren STD'lerin bulaşmasını engellemez. İçerdiği bazı yan etkiler; regl zamanlarında düzensizlik, ağır regl dönemleri ve kramplarda artmadır. Kadın hastalıklarına karşı korunmasız ise daha sonra kısırlığa yol açabilir. PID olma riskini taşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumlu Yönleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Gebeliği önlemede etkili bir yöntemdir (%99)&lt;br /&gt;• Bakırlı olanlar, gebelikten 10-12 yıl boyunca etkili bir şekilde korur&lt;br /&gt;• Cinsel ilişkiyi etkilemez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumsuz Yönleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Özellikle, ilk 3 ayda adet günü sayısını ve kanama miktarını 2 katına kadar arttırabilir. Bu durum, daha sonra normale döner.&lt;br /&gt;• Adet döneminde ağrı olabilir. Bunun için ağrı kesici kullanılabilir.&lt;br /&gt;• Cinsel yolla bulaşan hastalık riski olanlar için uygun değildir.&lt;br /&gt;• Rahimden hazneye doğru kayabilir. Özellikle haznesinin içini yıkayanlarda sıklıkla görülen bir durumdur. Eğer yerinden oynarsa koruyuculuğu azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanılmaması Gereken Durumlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Son 3 ay içinde veya halen rahim ağzında, rahimde veya tüplerinde iltihap/yara olan kişilere uygulanamaz.&lt;br /&gt;• Birden fazla kişi ile cinsel ilişkisi olanlara uygun değildir. Bu kişilerin kesinlikle kondom kullanması gerekir.&lt;br /&gt;• Düzensiz adet kanamaları olanlar&lt;br /&gt;• Adet kanamaları 7 gün ve daha uzun sürenler&lt;br /&gt;• Bir adet kanaması döneminde (tamamen ıslanmış) 10 ped/bez değiştirenler&lt;br /&gt;• Adet dönemlerinde ağrısı fazla olanlar&lt;br /&gt;• Kansızlığı olanlar&lt;br /&gt;• Doğuştan üreme organlarında şekil bozukluğu olanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spiral (RİA) yada halk arasında yaygın şekilde kullanılan adıyla rahim içi araç tüm dünyada en fazla tercih edilen geri dönüşümlü doğum kontrol yöntemidir.&lt;br /&gt;Rahim içi araç geri dönebilir doğum kontrolü sağlayan ve ana yapısı kıvrılabilir polietilen olan küçük bir araçtır. Yapısı T harfine benzer. Polietilen gövde üzerinde bakır tel sarılıdır. Bu bakır zaman içinde yavaş yavaş salınarak RİA'nın etki mekanizmalarından birini oluşturur. Günümüzde kullanılan modern spirallerlerin önerilen kullanım süreleri değişkendir. Üretici firmalar 3 yıl ile 8 yıl arasında değişen kullanım süreleri belirtmekle birlikte yapılan klinik deneysel çalışmalarda bunların hemen hepsinin 10 yıl süreyle sorunsuz kullanılabileceği gösterilmiştir.&lt;br /&gt;Temel yapı T şeklinde olmakla birlikte piyasada değişik marka ve yapılarda pek çok RİA bulunmaktadır. Bunların etkinlik açısından birbirlerine üstünlükleri yoktur. Toplumumuzda ithal spiral şeklinde bir tabir bulunmaktadır. Hastalar kendilerine ithal spiral takılmasını talep etmektedirler oysa Türk malı bir spiral zaten piyasada yoktur.&lt;br /&gt;Yüz yıla yakın bir zamandır istenmeyen gebeliklerin engellenmesinde güvenle ve yüksek etkinlikle kullanılmasına rağmen RİA'nın gebeliği nasıl engellediği hala daha tam anlamıyla anlaşılamamıştır.&lt;br /&gt;RİA tüm doğum kontrol yöntemleri içinde etkinliği en yüksek olanlardan birisidir. Koruyuculuk araç takıldığı andan itibaren başlar. Kullanımın ilk yılı içinde 1.000 kadından sadece 6-8'i istenmeyen bir hamilelikle karşı karşıya kalır. Spiralin koruyuculuğu çıkarıldığı anda biter.&lt;br /&gt;Yumurtlama üzerinde bir etkisi olmadığından kişi aynı ay hamile kalabilir.&lt;br /&gt;RİA'nın cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı hiçbir koruyuculuğu yoktur. Bu nedenle bu hastalıklar açısından yüksek risk grubunda olan kadınlar (birden fazla partneri olan ya da, partneri birden fazla kişi ile ilişkisi olan kadınlar) mutlaka prezervatif kullanmalıdırlar.&lt;br /&gt;Nadiren RİA yerindeyken de gebelik oluşabilir. Böyle bir durumda oluşan gebeliğin düşükle sonlanma olasılığı %50'dir. Ancak gebelik fark edildiği anda spiral çıkartılırsa bu oran %25'e düşmektedir. Gebelik devam ettiği halde spiralin çıkartılmaması ise anne adayının hayatını tehdit edebilecek düzeyde ve şiddette bir enfeksiyon riskini de beraberinde taşır. Bu nedenle eğer spiralin ipi görülemiyorsa ya da ultrasonda yeri saptanamıyorsa kürtaj düşünülmesi gereken bir yaklaşım olmalıdır.Bir yılda bakır rahim içi araç kullanan 100 kadından birden azı; progestoron rahim içi araç kullanan 100 kadından 2'si hamile kalmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-1032762992319620026?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/1032762992319620026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/spiral-ria.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1032762992319620026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/1032762992319620026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/spiral-ria.html' title='Spiral (ria)'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-8646898961590835686</id><published>2008-06-13T01:48:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.851-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><title type='text'>Sperm Öldürücüler</title><content type='html'>Fitil, köpük, tablet ve sperm öldürücüler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vajinal spermisitler, spermlerin servikse ulaşmadan etkisiz hale getirilmeleri için vajinaya konur. Köpük, tablet, krem şeklinde bulunurlar. Diğer doğum kontrol yöntemlerine göre etkinliği daha azdır. Etkinliğini artırmak için kondom veya diyafram ile birlikte kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fitil, köpük, tablet ve benzeri sperm öldürücüler, hazneye konularak erkek tohum hücrelerini öldüren kimyasal maddelerdir. Bu yöntem her kadın için uygundur.&lt;br /&gt;Yöntemin güvenilirliği doğru kullanıma bağlıdır . Her cinsel ilişkide ve doğru olarak kullanıldığında koruyuculuğu yüksek (% 97) bir yöntemdir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı kısmen koruyucudur. Bu maddeleri kadınlar kendileri uygular. Bu yöntemi kullananlar, her cinsel ilişkiden 15 dakika önce hazneye bir adet fitil koymalı, köpük ilişkiden sonra 6-8 saat haznede kalmalı, hazne temizliği daha sonra yapılmalıdır. Her cinsel ilişkide yeni bir fitil uygulanmalıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-8646898961590835686?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/8646898961590835686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sperm-olduruculer.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8646898961590835686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8646898961590835686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sperm-olduruculer.html' title='Sperm Öldürücüler'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5103884966235444715</id><published>2008-06-13T01:48:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.852-07:00</updated><title type='text'>Prezervatif</title><content type='html'>Poliüretan veya latex prezervatif erkek cinsel organını kaplar ve spermi toplar Bu sayede spermin kadın vajinasına girmesini önler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumlu Yönleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliği önlemede etkili bir yöntemdir. Doğru kullanıldığında, gebeliği %90-95 önler. Eğer beraberinde, spermisit denen krem, köpük, tablet şeklinde olan Erkek Döl Hücrelerini Öldüren Tablet ve fitiller kullanılırsa etkililiği %99’a çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken boşalmayı önler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AIDS, bel soğukluğu, frengi gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara karşı her iki cinsel eşi de korur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınları rahim ağzı kanserine karşı korur.&lt;br /&gt;Olumsuz Yönleri&lt;br /&gt;Cinsel ilişkiyi kesintiye uğratır&lt;br /&gt;Nasıl Kullanılır?&lt;br /&gt;Penis setleştikten sonra, vajene hiç temas etmeden takılır.&lt;br /&gt;Kondomun ucunda 1-2 cm. kadar bir boşluk bırakılır. Erkek boşaldığında, meni bu boşluğa dolar, Eğer boşluk bırakılmazsa, kondom yırtılabilir.&lt;br /&gt;Kondom sertleşme kaybolmadan çıkarılmalıdır.&lt;br /&gt;Çıkarıldıktan sonra, mutlaka delik veya sızıntı olup olmadığı kontrol edilmelidir. Eğer böyle bir durum söz konusu ise, hemen bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir. İlk 72 saatte başvurulursa, gebelik oluşmadan engellenebilir.&lt;br /&gt;Her kondom sadece bir kere kullanılır. Her cinsel ilişkide, yeni bir kondom kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;Kondomlar sıcak ve nemli yerlerde saklanmamalıdır. Güneş ışığında bırakılmamalıdır. Bu durumlarda, yırtılma olasılığı artar. Bazen gözle görülemeyecek kadar küçük delikler oluşur. Bu da gebeliğe neden olur.&lt;br /&gt;Üzerindeki tarih, üretim tarihidir. Son kullanma tarihi, üretim tarihinden 5 yıl sonradır.&lt;br /&gt;Kondom kullanırken kayganlaştırmak için vazelin ve yağlı tablet ve fitiller kullanılmaması gerekir. Bunlar da kondomun yırtılmasına neden olabilir. Özel su bazlı tablet ve fitiller (KY jeli gibi) kullanılabilir.&lt;br /&gt;Kullanılmaması Gereken durumlar&lt;br /&gt;Eğer kadın ya da erkeğin kauçuk alerjisi varsa kullanılmamalıdır. Bu çok nadir görülen bir durumdur.Normal kullanımda bir yılda 100 kadından 14'ü hamile kalmakta; hatasız kullanımda bir yılda 100 kadından 3'ü hamile kalmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5103884966235444715?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5103884966235444715/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/prezervatif.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5103884966235444715'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5103884966235444715'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/prezervatif.html' title='Prezervatif'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-515573838087739660</id><published>2008-06-13T01:47:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.852-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><title type='text'>Vajinal Duş</title><content type='html'>Vajinal duş, vajinal akıntı ya da diğer maddeleri temizlemek için vajina içini basınçlı su ya da başka bir sıvı ile yıkamak anlamına gelir. Vajinal duş için kullanılan çeşitli parfümlü materyal ya da ilaç da mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok kadın cinsel ilişkiden sonra vajeni su ile yıkamanın gebeliği önlediğine inanır. Bu tamamen etkisiz bir yöntemdir, çünkü erkeğin boşalması sırasında, spermler birkaç saniye içinde rahme geçebilirler. Gebelikten korunmak amacıyla asla kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adet kanaması sonrası vajinada kalan kanı temizlemek için ve cinsel ilişki sonrası hamile kalmamak ya da cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı korunmak için ,vajinal kokuları azaltmak için vajinal duş kullanılır. Vajina bölgesinde kötü koku olan kadınlar mutlaka doktora başvurmalıdırlar. Vajinal duş durumu düzeltmek yerine daha da kötüleşmesine neden olur.Kronik vajinal mantar enfeksiyonu, ya da kronik bakteriyel enfeksiyon varlığında tıbbi olarak içerisinde bazı özel solüsyonlar ile vajinal temizlik önerebilirler. Bu amaçla yapılacak olan vajinal duş yalnızca doktorunuzun önerisiyle ve onun reçete edeceği solüsyonlar ile yapılmalıdır.&lt;br /&gt;Vajinal duş kesinlikle sağlıklı bir yöntem değildir.Özellikle gebelikten korunmak için vajinal duş uygulaması son derece etkisiz bir yöntemdir.Vajinal duş bir kadının hamile kalma olasılığını sadece %30 oranında azaltmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli yapılan vajinal duş kadının vajinadaki kimyasal dengesini bozarak enfeksiyonlara eğilimli hale gelmesine neden olur. Duş sırasında yeni mikroorganizmaların vajinaya girişine neden olabilir. Bu mikroplar rahim ağzı, rahim ve tüplere ulaşarak ciddi enfeksiyonlara neden olabilirler. Yapılan araştırmalar düzenli vajinal duş yapan kadınlarda çeşitli vajinal enfeksiyonlarla cinsel yolla bulaşan hastalıklara daha fazla rastlanıldığını ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;Düzenli olarak avjinal duş yapan kadınlarda pelvik iltihabi hastalık geçirme riski %78 daha fazladır. PID uzun dönemde kısırlık ve hatta tedavi edilmediği taktirde hayati tehlikeye neden olabilen bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle rutin temizlik için düzenli vajinal duş yapılması sağlıklı değildir ve günümüzde kesinlikle önerilmemektedir. Vajinayı temizlemenin tek güvenli ve sağlıklı yolu vajinanın kendi kendini temizlemesine izin vermektir. Vajinadaki kimyasal denge çok hassastır ve bu dengedeki küçük sapmalar ciddi olumsuz etkilere neden olabilmektedir.Vajinal duş bir doğum kontrol yöntemi değildir ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruyucu değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acil Durumlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelik istenmediği halde korunmasız cinsel ilişki (tecavüz gibi durumlar dahil olmak üzere) meydana gelmişse ya da gebeliği önleyici yöntemlerin yanlış kullanılması durumlarında (örneğin, kondomun doğru zamanda takılmaması veya yırtılması gibi) bir sağlık kuruluşuna ilk 72 saatte başvurulursa gebelik engellenebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-515573838087739660?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/515573838087739660/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/vajinal-dus.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/515573838087739660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/515573838087739660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/vajinal-dus.html' title='Vajinal Duş'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5525699423620799886</id><published>2008-06-13T01:44:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.852-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum Kontrol Yöntemleri'/><title type='text'>Doğal Yöntemler</title><content type='html'>Bu yöntemler, gebeliği önlemekten daha çok gebeliğin meydan gelmesi için kullanılır. Çünkü gebeliği önleme oranı yüksek değildir. Ancak, gebe kalınması ve bebeğin dünyaya gelmesi sorun olmayacak çiftler tarafından da gebeliği önlenme amacı ile kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yöntemleri kullanmaya karar veren çiftlerin öncelikle bir hekime başvurması gerekmektedir. Kadının adetlerinin çok düzenli olmasının yanında günlük kayıtlarla bazı belirtilerin kaydedilmesi ve gebe kalma olasılığının yüksek olduğu günlerde cinsel ilişkiye girilmemesi esasına dayanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal aile planlaması yöntemleri şunlardır ( yöntemler hakkında sadece kısa bilgi verilmiştir. Bu bilgilerle bu yöntemlerin uygulanması mümkün değildir):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Takvim yöntemi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli adetleri olan kadınlarda kaba bir hesaplama ile yumurtanın tüplere atılma zamanı tahmini olarak hesaplanır. Bu dönemlerde cinsel ilişkiye girilmez. Gebe kalma olasılığı yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Bazal vücut ısısı yöntemi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli olarak her sabah vücut ısısı ölçülerek yumurtanın tüplere atılma zamanı tahmin edilir. Gebe kalma olasılığı yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Servikal palpasyon yöntemi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli olarak her gün kadın elini vajenin içine sokarak rahim ağzına dokunur. Rahim ağzında meydan gelen değişikliklere göre yumurtanın tüplere atılma zamanı tahmin edilir. Bu dönemlerde cinsel ilişkiye girilmez. Gebe kalma olasılığı yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Servikal mukus yöntemi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli olarak her gün kadın elini vajenin içine sokarak salgılanan sıvısını kontrol eder. Sıvıda meydana gelen değişikliklere göre yumurtanın tüplere atılma zamanı tahmin edilir. Bu dönemlerde cinsel ilişkiye girilmez. Gebe kalma olasılığı yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Semptotermal yöntem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadının hem vücut ısısını ölçmesi hem de vajendeki salgılanan sıvıları veya rahim ağzını kontrol ederek meydan gelen değişikliklere göre yumurtanın tüplere atılma zamanı tahmin etmeye çalışmasıdır. Bu dönemlerde cinsel ilişkiye girilmez. Gebe kalma olasılığı yüksektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5525699423620799886?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5525699423620799886/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/dogal-yontemler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5525699423620799886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5525699423620799886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/dogal-yontemler.html' title='Doğal Yöntemler'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-8077145153765307807</id><published>2008-06-12T09:24:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.853-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Kene</title><content type='html'>Sağlık Bakanlığı'ndan, kenenin vücuttan nasıl uzaklaştırılacağını gösteren eğitim videosu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="width:465px;"&gt;&lt;embed src="http://www.izlesene.com/player2.swf?video=133021" wmode="window" bgcolor="#000000" allowfullscreen="true" scale="noScale" width="100%" height="355" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;div style="background:#000000; padding:7px 0px  7px 7px;"&gt;&lt;span style="color:#CCCCCC; font-family:Tahoma; font-size:12px"&gt;0130lgili aramalar: &lt;a style="color:#FF9900; font-family:Tahoma; font-size:12px" href="http://www.izlesene.com/videolar/haber/ref=embednew" target="_blank" title="haber - izlesene kene"&gt;haber - izlesene kene&lt;/a&gt; - &amp;nbsp;&lt;a style="color:#FF9900;text-decoration:underline"  href="http://search.izlesene.com/?vse=kene&amp;ref=embedv2link" target="_blank" title="kene"&gt;kene&lt;/a&gt; - &amp;nbsp;&lt;a style="color:#FF9900;text-decoration:underline"  href="http://search.izlesene.com/?vse=saglik&amp;ref=embedv2link" target="_blank" title="saglik"&gt;saglik&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-8077145153765307807?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/8077145153765307807/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kene.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8077145153765307807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/8077145153765307807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/kene.html' title='Kene'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-9203779319052546837</id><published>2008-06-11T10:00:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.853-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Koma Hali ve Tedavileri'/><title type='text'>Koma Tedavisi ve Tehlikeleri</title><content type='html'>Komadakileri bekleyen tehlikeler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derin komada, nöro-vejatif büyük fonk­siyonlar (solunum, kan dolaşımı gibi) faali­yetlerini sürdürürler, ancak kusursuzluktan yoksun olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal bir kişinin uyurken pozisyon de­ğiştirme yeteneği kaybolmuştur. Vücudun ağırlığı sürekli aynı dayanak noktalarına da­yanır. Bu nedenle de yatak yaralan meyda­na gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaralar ilerde çok zor tedavi edilir ve enfeksiyonlara sebep olur. Hareketsiz kalan eklemler, kaslar ve sinirler de bu durumdan zarar görüp, ilerde tedavisi mümkün olmayan izler bırakabilir.&lt;br /&gt;Savunma reflekslerinin eksikliği ise, ak­ciğer solunumunu aksatıp, öksürme refleksi­nin ortadan kalkması nedeniyle, akciğer en­feksiyonlarına yol açabilir. Bu da solunum ye­tersizliğini daha ciddi boyutlara ulaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözün saydam tabakası da hızla zarar görmeye başlayabilir, çünkü göz kapakları­nın açılıp kapanma refleksinin ortadan kalk­masıyla, nemlendiğinden, kurur.&lt;br /&gt;Ayrıca böbrek kontrolünün kaybolması da idrar tutmasını engeller ve bu da böbrek iltihaplarına yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koma Tedavisi ve Yapılması gereken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Takma dişi çıkarın&lt;br /&gt;- İçecek vermeyin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koma çok derin olmasa bile, ağızdan bir şey vermeyin: Solunum yollarına kaç­ma tehlikesine karşı, ne su, ne de hap ve­rin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yan emniyet yatışı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette doktor gelinceye kadar, komalı ya da bayılmış kişinin solunum yol­larının tıkanmaması için yan vaziyette emniyete alınması şarttır. Hastaneye kal­dırılana dek, bu yan yatış pozisyonu sür­dürülmelidir. Ancak gelen doktorlar bo­ğaza tüp sokarsa, pozisyonu değiştirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalanan kişinin takma dişleri he­men çıkarılmalıdır, çünkü hasta bilinçsiz halde iken damaktan ayrılıp, solunum yollarını tıkayabilir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-9203779319052546837?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/9203779319052546837/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/koma-tedavisi-ve-tehlikeleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/9203779319052546837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/9203779319052546837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/koma-tedavisi-ve-tehlikeleri.html' title='Koma Tedavisi ve Tehlikeleri'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-4876373524300663508</id><published>2008-06-11T10:00:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.853-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Koma Hali ve Tedavileri'/><title type='text'>Koma Koma Hali Koma Nedir</title><content type='html'>Koma, Koma Hali&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koma Nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komaya da "bilincini kaybetme hali", aşırı davranış bozuklukları da denebilecek çırpın­ma halleri, ilkyardım gönüllülerine bir beyin sorunu ile karşı karşıya olduklarını anımsatmalıdır. Ancak, zamanında haber verilecek bir doktor, kesin teşhis koyabilir ve gereken yardımı sağlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koma, insanoğlunun uyanıklık, refleks ve tepki hallerini kaybetmesidir.&lt;br /&gt;Komaya giren kişi, derin bir uykuya dal­mış gibidir. Fakat sarsılarak uyandırılması mümkün değildir. Çünkü "tepki göstere­mez", savunma reflekslerinden yoksundur. Ne oturabilir, ne ayakta durabilir. Başını da dik tutamaz, çünkü kas gücünü yitirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşılık felç olmuş da sayılmaz, hat­ta bazı hareketler de yapabilir, ama bunlar eşgüdümden yoksundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak komadaki kişinin solunumu ade­ta normaldir ve kan dolaşımı da nabızdan öl­çülebilir. Solunumun durması tehlikesiyle karşı karşıya kalsa da, solunum yeteneğini sürdürür.&lt;br /&gt;Koma durumunu ancak bir doktor sap­tayabilir ve tedavisini sağlayabilir. Bazı hal­lerde, komaya giren kişi düzelip, iyileşir. Yavaş yavaş "uyanır", beyin fonksiyonları ye­rine gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktoru doğru olarak uyarmak için, şu hususları bilmeniz gerekir:&lt;br /&gt;Koma Geçirme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Tepki göstermeyi sürdüren, ancak bunu belirgin şekilde eksik olarak yapan, hafif ko­madaki hastanın sesi çok yüksektir. Örneğin adını kulağına bağırın, buna homurdanarak veya ölçüsüz bir jestle yanıt verecektir. Ba­zen çırpınma halindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Derin komadaki kişi, kımıldamaz ve sese, acılı uyarılara dahi (yanağını sıkmak, çimdiklemek) yanıt vermez. Ayrıca solunum yolla­rı, tıkanmak tehlikesiyle karşı karşıyadır.&lt;br /&gt;Derin komadaki biri karşısında, acilen doktor çağırın. Doktor gelene kadar, basit önlemleri uygulayın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-4876373524300663508?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/4876373524300663508/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/koma-koma-hali-koma-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4876373524300663508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/4876373524300663508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/koma-koma-hali-koma-nedir.html' title='Koma Koma Hali Koma Nedir'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-2267240805135331124</id><published>2008-06-11T09:59:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.853-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Koma Hali ve Tedavileri'/><title type='text'>Koma Tedavisi ve Tehlikeleri</title><content type='html'>Komadakileri bekleyen tehlikeler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derin komada, nöro-vejatif büyük fonk­siyonlar (solunum, kan dolaşımı gibi) faali­yetlerini sürdürürler, ancak kusursuzluktan yoksun olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal bir kişinin uyurken pozisyon de­ğiştirme yeteneği kaybolmuştur. Vücudun ağırlığı sürekli aynı dayanak noktalarına da­yanır. Bu nedenle de yatak yaralan meyda­na gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaralar ilerde çok zor tedavi edilir ve enfeksiyonlara sebep olur. Hareketsiz kalan eklemler, kaslar ve sinirler de bu durumdan zarar görüp, ilerde tedavisi mümkün olmayan izler bırakabilir.&lt;br /&gt;Savunma reflekslerinin eksikliği ise, ak­ciğer solunumunu aksatıp, öksürme refleksi­nin ortadan kalkması nedeniyle, akciğer en­feksiyonlarına yol açabilir. Bu da solunum ye­tersizliğini daha ciddi boyutlara ulaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözün saydam tabakası da hızla zarar görmeye başlayabilir, çünkü göz kapakları­nın açılıp kapanma refleksinin ortadan kalk­masıyla, nemlendiğinden, kurur.&lt;br /&gt;Ayrıca böbrek kontrolünün kaybolması da idrar tutmasını engeller ve bu da böbrek iltihaplarına yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koma Tedavisi ve Yapılması gereken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Takma dişi çıkarın&lt;br /&gt;- İçecek vermeyin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koma çok derin olmasa bile, ağızdan bir şey vermeyin: Solunum yollarına kaç­ma tehlikesine karşı, ne su, ne de hap ve­rin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yan emniyet yatışı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette doktor gelinceye kadar, komalı ya da bayılmış kişinin solunum yol­larının tıkanmaması için yan vaziyette emniyete alınması şarttır. Hastaneye kal­dırılana dek, bu yan yatış pozisyonu sür­dürülmelidir. Ancak gelen doktorlar bo­ğaza tüp sokarsa, pozisyonu değiştirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalanan kişinin takma dişleri he­men çıkarılmalıdır, çünkü hasta bilinçsiz halde iken damaktan ayrılıp, solunum yollarını tıkayabilir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-2267240805135331124?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/2267240805135331124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/koma-tedavisi-ve-tehlikeleri_11.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2267240805135331124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2267240805135331124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/koma-tedavisi-ve-tehlikeleri_11.html' title='Koma Tedavisi ve Tehlikeleri'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-5879008205593814043</id><published>2008-06-11T09:57:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.854-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karın Hastalıkları'/><title type='text'>Karın Hastalıkları Apandisit</title><content type='html'>Karın hastalıkları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karın nahiyesi, sindirim sisteminin tamamı ile genital ve üriner (sidik boşaltma) or­ganların hemen tamamının bulunduğu yerdir. Bu nahiyede had bir hastalığın en büyük belirtileri, karın ağrıları ve kusmalardır. Daha üst taraftaki ağrılar iset bir böbrek veya genital organ rahatsızlığı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akut Apandisit, Apandisit Belirtileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apandisit, sihdirim sistemindeki küçük apandis çıkıntısının iltihaplanma­sıdır. Müdahalede bir gecikme bugün da­ha ciddi tehlikeler yaratabilir. Apandisit&lt;br /&gt;krizi, oldukça şiddetli görünümler alabi­lir:&lt;br /&gt;Karnın alt sağ tarafında ağrı, ateş, mi­de bulantıları ve kusmalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apandisit Hastalığı Tedavisi ve Yapılması gereken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başvurduğunuz doktor muayeneden sonra gerçek bir krizden şüphelenirse, bir cerrah görüşü, tamamlayıcı incelemeler ve hastaneye yatırma dahi isteyebilir. Gerçekten de apandisit teşhisi çok zor olup, bazen hasta24 ile 48 saat arasında gözetim altında tutulduktan sonra, bir müdahaleye karâr verebilir. Bu arada ge­rekli biyolojik ve klinik tetkikler yapılır. Cerrahtan görüş alındıktan sonra, müda­hale acilleşir. Zamanında yapıldığında, hiçbir tehlikesi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada hastanın bilinen apandisit belirtileri göstermeyebileceği bilinmeli­dir. Doktor muayenesinden önce alına­cak bazı ilaçlar (antaljik ve antibiyotik) ge­çici olarak hastalığın belirtilerini maske­leyebilir. Gerekli cerrahi müdahale de, bu nedenle gecikebilir.&lt;br /&gt;İhmal edilen apandisitin en büyük tehlikesi, peritonittir. Apandis bazen pat­layarak, içindeki iltihabı bütün karın za­rına dağıtır ve hastanın hayatını tehlike­ye düşürür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-5879008205593814043?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/5879008205593814043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/karn-hastalklar-apandisit.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5879008205593814043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/5879008205593814043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/karn-hastalklar-apandisit.html' title='Karın Hastalıkları Apandisit'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-6100394042490152108</id><published>2008-06-11T09:56:00.003-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.854-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karın Hastalıkları'/><title type='text'>Fıtık Boğulması Hastalığı</title><content type='html'>Fıtık boğulması, Fıtık Hastalığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağırsak tıkanmasına benzer. Fakat çif­te sorun çıkartır: Bir yandan fıtık torbası için­de kalan bağırsak bölümü, bükülür (böylece her türlü sindirim trafiği durur); diğer yan­dan da bağırsağın bu bölümünü besleyen atar ve toplardamarlar da ezilir. Bu büzülme, ba­ğırsağın o parçasında çok çabuk boğulmaya ve doku kangrenine yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fıtık Boğulması Tedavisi ve Yapılması gereken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acilen çağrılan doktor gelene kadar, hastayı rahatça yerine yerleştirin. İstese bile, içecek hiçbir şey vermeyin. Çünkü kusmaları artırmaktan başka bir işe ya­ramaz.&lt;br /&gt;Ağrıyan her fıtık, mutlaka doktora gösterilmelidir. Aksi halde acil bir durum­la karşılaşılabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-6100394042490152108?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/6100394042490152108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/ftk-bogulmas-hastalg.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6100394042490152108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/6100394042490152108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/ftk-bogulmas-hastalg.html' title='Fıtık Boğulması Hastalığı'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-192472867151186535</id><published>2008-06-11T09:56:00.002-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.854-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karın Hastalıkları'/><title type='text'>Bağırsak Tıkanmaları Hastalığı</title><content type='html'>Bağırsak tıkanmaları, Bağırsak Hastalıkları&lt;br /&gt;Bağırsak Hastalığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağırsak tıkanmalarına, bağırsaklardaki trafiğin bir iç engel nedeniyle durması sebep olur (örneğin, bir tümör) veya bağırsağın bir bölümünün boğulması veya bükülmesi yol açar. Mutlaka hastaneye yatırılmayı ve çok defa da cerrahi müdahaleyi gerektirir. Bağır­sak tıkanmalarının belirtileri, sebeplerine göre değişir. Fakat bazıları hep aynıdır; iştah kay­bı, mide bulantıları ve çok kötü kokan kus­malar, dışkı ve gaz çıkarmanın durması, ba­zen de ateş yükselmesi. Şişen karın, ağrır. Doktor, stetoskopla karnı dinlediğinde, her zamanki sesleri işitmez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-192472867151186535?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/192472867151186535/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/bagrsak-tkanmalar-hastalg.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/192472867151186535'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/192472867151186535'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/bagrsak-tkanmalar-hastalg.html' title='Bağırsak Tıkanmaları Hastalığı'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-2378636939035148214</id><published>2008-06-11T09:56:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.854-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karın Hastalıkları'/><title type='text'>Makat Kanamaları</title><content type='html'>Makat kanamaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makat Kanaması&lt;br /&gt;Genellikle hemoroid (basur memeleri) var­lığı, bu kanamalara yol açar ve paniğe kapıl­mamak gerekir. Çünkü belirli dönemlerde tekrarlarsa, tehlikeli değildir.&lt;br /&gt;Ancak hemoroidleri tedavi ettirmek için bir doktora başvurun. Bu arada kanamala­rın başka bir nedeni olup olmadığı da mey­dana çıkacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-2378636939035148214?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/2378636939035148214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/makat-kanamalar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2378636939035148214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2378636939035148214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/makat-kanamalar.html' title='Makat Kanamaları'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-3604651277722446358</id><published>2008-06-11T09:56:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.854-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karın Hastalıkları'/><title type='text'>Karaciger Koligi Bobrek Koligi</title><content type='html'>Karaciğer koliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaciğer koliği krizi, safra kesesinin has­ta olduğunun belirtisidir (safra taşları). Bilinç­siz yenen besinler de bunu destekler (yağlı ye­mekler, çikolata, kaymak). Ağrı, karnın sağ nahiyesinde, kaburga kemiklerinin hemen al­tında görülür. Bazen derin solumayı dahi en­geller. Mide bulantıları, kusma halleri de var­dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaciğer Koliği Tedavisi ve Yapılması gereken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kriz, çok kez anide başlar ve acilen çağrılan doktor, krizin süresini kısaltmak için damar içine spastolitik iğne yapabi­lir.&lt;br /&gt;Dikkat: Ateş yükselmesi, ürperme, si­yaha yakın idrar çıkartma veya sarılık var­sa, haber verin. Çünkü bu ağrı, safra ke­sesi yolları ve karaciğer hastalıklarının belirtisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böbrek koliği (nefretik kolik)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böbrek taşının idrar yollarına inmesiyle ortaya çıkar.&lt;br /&gt;İdrarda, böbrekler tarafından tasfiye edi­len mineraller vardır. Bazı koşullarda bu maddeler bir arada toplanarak, böbrek taşarını oluştururlar. Bu taşın idrar yollarına doğru harekete geçmesi son derece şiddetli ağ­rılara sebep olur (bilinen en şiddetli ağrılar olarak tanımlanır). Ayrıca belirtiler de o denli yeğindir ki, hasta fenalık geçirip, kusabilir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ihtilaçla çırpınabilir. Ağrı genelde arkada, son kaburga kemiği ile belkemiğinin oluşturdu­ğu açı üzerindedir. Ama karnın alt nahiyele­rine, erkeklerde husyelere kadar yayılabilir. Kısa aralıklarla tekrarlaması daha sık görü­lür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok defa idrarda kan görülür. Hasta ürperse bile, prensip olarak olayda ateş yükselmez. Seyahatlerde sallanmalar, taşın oyna­ma nedenlerindendir.&lt;br /&gt;Yapılması gereken&lt;br /&gt;Böyle bir durum elbette acilen dok­tor çağrılmasını ve bazen hastanın has­taneye kaldırılmasını gerektirebilir.&lt;br /&gt;Böbrek taşlarının oluşmasına, sıvıla­rın tasfiyesindeki yetersizliğin yol açtığı­nı bilmek gerekir. Pek çok kimse özellik­le sıcak günlerde yeterince su içmezler. Oysa bu arada terleme nedeniyle su kay­bı daha da artar. Böylece idrar miktarı azalır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-3604651277722446358?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/3604651277722446358/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/karaciger-koligi-bobrek-koligi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/3604651277722446358'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/3604651277722446358'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/karaciger-koligi-bobrek-koligi.html' title='Karaciger Koligi Bobrek Koligi'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-7465692016185274145</id><published>2008-06-11T09:55:00.001-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.855-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karın Hastalıkları'/><title type='text'>Ülser Delinmesi ve Tedavisi</title><content type='html'>Ülser delinmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ülser olayı, sindirim sistemini deler ve içindeki cerahatli madde, karın zarına doğru yayılırsa, peritonit başlar. Bu hallerde karında dayanılmaz ağrılar ortaya çıkar ve buna, hemen hiç durmak bilmeyen kusmalar eşlik eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülser Tedavisi ve Yapılması gereken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acilen doktor çağrılmalıdır. O da has­tayı derhal hastaneye naklederek, büyük olasılıkla hemen ameliyata alacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok defa mide delinmekle birlikte, ba­zen bağırsağın da delindiği görülür Tıkanma Delinme ayrıca pankreas, safra kesesi veya apandis düzeyinde de görülebilir&lt;br /&gt;Karın nahiyesindeki her türlü yaralar, mutlaka doktora gösterilmelidir. Çünkü bunu bir organ delinmesi izleyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç organ kopması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ay önce karın nahiyesinde bir travma­ya maruz kalan her kişide ortaya çıkabilecek sindirim belirtileri, kusmalar, karın ağrıları, başta dalak olmak üzere bu nahiyedeki iç or­ganlardan birinin kopmuş veya zedelenmiş olmasının belirtisi sayılır. Ağrı, sol taraftaki üçüncü kaburga düzeyinde başlar ve sırttan omuzlara doğru çıkar.Genellikle kaza sırasında başvurulan dok­tora bir muayene daha olmakta yarar vardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-7465692016185274145?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/7465692016185274145/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/ulser-delinmesi-ve-tedavisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7465692016185274145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/7465692016185274145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/ulser-delinmesi-ve-tedavisi.html' title='Ülser Delinmesi ve Tedavisi'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-2709790839422737052</id><published>2008-06-11T09:55:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.855-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karın Hastalıkları'/><title type='text'>Sist Had İdrar Tutulması</title><content type='html'>Had idrar tutulması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdrar Hastalığı ve Tedavisi&lt;br /&gt;Sidik tutulması denen ve sidik torbasının boşaltılması ihtiyacı duyulduğu halde, bunu gerçekleştirememek, büyük bir ağrıya sebep olduğundan, doktora başvurmak kaçınılmaz hale gelir.&lt;br /&gt;Sidik tutulması bir hastalık belirtisi olacağından, bunun tedavisi de gerekir. Fakat ani bir korku da, tutulmaya sebep olabilir. Bu durumda normale dönüş, doktora gerek kalmadan gerçekleşir.&lt;br /&gt;İdrar yollarına uygulanan sondaj, genel­likle en yakın ilk hastanede gerçekleştirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistit Hastalığı ve Tedavisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mikroplardan meydana gelen idrar torbası iltihabı, son derece ıstırap verici sızlamalara ve sık sık idrar çıkartmaya se­bep olur. Sistit, çok defa bir kadın has­talığı olup, ihmal edilmemelidir. Çünkü taş gibi tedavisi gereken bir hastalıktan da kaynaklanabilir. Her durumda, iltihap böbreklere kadar tırmanmadan, yok edil­mesi şarttır. Çünkü burada kesin tahribat yapabilir.Derhal doktordan bir randevu alın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-2709790839422737052?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/2709790839422737052/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sist-had-idrar-tutulmas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2709790839422737052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/2709790839422737052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/sist-had-idrar-tutulmas.html' title='Sist Had İdrar Tutulması'/><author><name>Kitap Mimi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_-BP1_RVuC6E/TQZ2zBPr11I/AAAAAAAAAAw/mdYgvFi7KmQ/S220/kitap%2Bmimi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1398443771150222635.post-3749813310456631303</id><published>2008-06-11T09:53:00.002-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:52.855-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şok Geçirme Bilinç Kaybı'/><title type='text'>İhtilaç Krizleri ve Tedavisi</title><content type='html'>İhtilaç krizleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir davranış bozukluğu, yalnız bir akıl hastalığının değil, beyin hücresinin zaafının da sonucu olabilir. Bunu öncelikle düşünmek­te yarar vardır, çünkü bu konudaki tıbbi yar­dım türü, bazen hayati önem taşıyacak hale gelebilir. Bu tür nöbetlerde zoraki baş ve kol hareketleri, tutarsız konuşmalar veya tehlikeli intihar girişimleri görülür. Çevre için de teh­dit yaratabilir. Alkoliklerde ortaya çıkan "delirium iremens" haline çok benzeyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtilaç Krizlerinde Tedavi ve Yapılması gereken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu endişe verici ve tehlikeli dahi olabi­lecek durumla karşılaşırsanız, öncelikle davranışınızın bir dramı önleyebileceği­ni bilin. Soğukkanlılığınızı koruyun. Nö­bet geçiren kişi kendisi veya çevresi için tehlikeli olmaya başlarsa, belli etmeden polise haber verin. Bu arada kendisiyle konuşarak ilişkiyi sürdürün, diyalogu koparmayın, koruyucu bir iyilikle üzerine eğilin, onu tahrikten, inatla karşı çıkmak­tan kaçının. Saçmalıklarına katılmanız gerekse bile, konuşmayı kesmeyin. Bu bozukluklar bir beyin arızasından ileri ge­liyorsa, ancak bir doktor teşhis koyabi­lir. Gösterişli bir tedavi jesti de söz ko­nusudur (örneğin hipoglisemi gibi).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1398443771150222635-3749813310456631303?l=aylininpastalari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/feeds/3749813310456631303/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://aylininpastalari.blogspot.com/2008/06/ihtilac-krizleri-ve-tedavisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/3749813310456631303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1398443771150222635/posts/default/3749813310456631303'/><link rel='al
